28 Haziran 2018 Perşembe

''Too'' ve ''Very'' Arasındaki Farklar

İngilizcede sık kullanımı olan ''Too'' ve ''Very'' ifadeleri genelde karıştırılmaktadır ve bu sebeple ifadelerimizde anlam karmaşası meydana gelebilmektedir. Tabi bu yayınımızı okuduktan sonra bu kompleks durum artık bizler için geçerliliğini yitirmiş olacaktır.

Girizgah olarak bu iki tabirimiz hem sıfat hem de zarftan önce gelebilir. İlişkili olduğu zarfa veya sıfata (çok) manasında güçlülük ve aşırılık katmaktadır. Tabi ikisinin de birbirinden ayrıldığı noktalar bulunmaktadır.

İlk olarak ''very'' çok, fazla, anlamı katmasının yanında cümleye veya söylemimize olumsuzluk anlamı katmaz. Bir şey çoktur, aşırıdır lakin olumsuz anlamda değil. ''Too'' Söz konusu olduğunda ise dikkatimizi çekmelidir ki ortada olumsuzluk anlamı içeren bir aşırılık, sıra dışılık mevcuttur.

1) The exam was  very difficult.
2) The exam was too difficult.

İlk cümlede sınav çok zordu anlamını çıkarıyoruz ancak zor olsa da imkansız değildi, ortada aşılamayacak bir durum yoktu ancak ikinci cümlede sınav olabildiğince zordu ve bu kadar zor olması bu sınavdan başarılı olmayı imkansız hale getiriyordu.

1) The watch is very expensive.
2) The watch is too expensive.


Yine aynı şekilde iki örneğe göz attığımızda, birinci cümlede saat fahiş bir bedele sahip lakin bütçemizi zorlayarak, bazı harcamalarımızdan kısıntı yaparak bu saati satın alabilme olanağımız bulunmaktadır. İkinci cümlede ise değil bu saati satın almak, saati alabilme hayaline düşmek bile bir saçmalık olarak hafızamızda yer ediyor. 

1) Sinem is very tall.
2) Sinem is too tall. 


Birinci ifadede Sinem'in boyu çok uzun ama bu standartlarda muadilleri elbet var dünyanın en uzun boyuna falan sahip değil ama boyu çok uzun. İkinci ifade de ise, Sinem'in boyu o kadar uzun ki sıradan ölçülerdeki bir kapıdan geçerken başını eğmesi gerekiyor gibi gibi..

Bir takım örneklerle havsalamıza iyice gömelim. Artık aradaki ayrımı yapabilmek pek de zor olmaz diye tahmin ediyoruz.

- The tea is very hot, but I can drink it.
* Çay çok sıcak ama içebilirim.
- The tea is too hot, I cannot drink it.
-* Çay çok sıcak içemem. (aşırı sıcak, içilmesi mümkün değil)

- She is too young to get married.
- English grammar is too difficult for me to understand.
- She is very young. She shouldn't be getting married at this age.
- You’re driving too fast.
- The bus was very crowded.
- Tom is a very strong man.
- A horse can run very fast.
- He was too old to swim.
- I was too sick to stand.
- I think you're too picky.
- We're still too far away.
- Don't judge me too harshly.
- I think you worry too much.
- It is too expensive for me to buy.
- It's too hot to do anything today.
- Mustafa is too stubborn to apologize.
- That bicycle is too small for you.
- Tom is too young to peel an apple.
- You are too young to travel alone. 


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

23 Haziran 2018 Cumartesi

''As If'' Açıklama ve Örnek Cümleler

As If : İngilizcede -güya, -sözde-sanki-mış gibi-gibi-cesine/casına, -tut ki  anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(eş anlamlısı) olarak ''As though'' kullanımı ifade edebiliriz. Örneklerle beraber bu bağlacımızı anlaşılır hale getirip pekiştirelim.


- My mother shrugged, as if she didn't know.

- Annem bilmiyormuş gibisinden omzunu silkeledi.

- He looked as if he'd seen a ghost

- Hayalet görmüş gibi baktı.

- They played as if they had pride and reputations they wanted to defend.

- Sanki onurlarını ve şöhretlerini savunmak istiyorlarmış gibi oynadılar.

- Everything went so quickly and it feels now as if that was another person and not me!

- Her şey o kadar hızlı gelişti ki, şimdi o kişi ben değil de başka biriymiş gibi hissediyorum.

- He looked uninterested, as if he would rather be somewhere else.

- Başka bir yerde olmak istermişcesine ilgisiz görünüyordu.

- These sad creatures looked as if they were used to hard physical labour.

- Bu bedbaht yaratıklar sanki ağır fiziksel işler için kullanışmış gibi görünüyorlar.

- She looked as if she'd had some bad news.

- Bazı kötü haberleri varmış gibi görünüyordu.

- I felt as if I'd been lying in the sun for hours.

- Sanki saatlerdir güneşin altında anlanmış gibi hissettim.

- They stared at me as if I was crazy.

- Deliymişim gibi tuhaf tuhaf bana baktılar.

- The floods were rising and it was as if it was the end of the world.

- Sel suları sanki dünyanın sonu gelmiş gibi artıyordu.

- It looks as if you’ve not met before.

- Daha önce benimle tanışmamışsın gibi bir hava var.

- They were shouting as if in panic.

- Panik içindeymiş gibi feryad ediyorlardı.

- They felt as if they had been given the wrong information.

- Yanlış bilgilendirilmiş gibi hissediyorlardı.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

22 Haziran 2018 Cuma

''As though'' Açıklama ve Örnek Cümleler

As though: İngilizcede -güya, -sözde, -sanki, -mış gibi, -gibi, -cesine/casına anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(eş anlamlısı) olarak ''As if'' kullanımı refere edebiliriz. Örneklerle beraber bu bağlacımızı anlaşılır hale getirip pekiştirelim.



- My mother shrugged, as though she didn't know.

- Annem bilmiyormuş gibisinden omzunu silkeledi.

- He looked as though he'd seen a ghost

- Hayalet görmüş gibi baktı.

- They played as though they had pride and reputations they wanted to defend.

- Sanki onurlarını ve şöhretlerini savunmak istiyorlarmış gibi oynadılar.

- Everything went so quickly and it feels now as though that was another person and not me!

- Her şey o kadar hızlı gelişti ki, şimdi o kişi ben değil de başka biriymiş gibi hissediyorum.

- He looked uninterested, as though he would rather be somewhere else.

- Başka bir yerde olmak istermişcesine ilgisiz görünüyordu.

- These sad creatures looked as though they were used to hard physical labour.

- Bu bedbaht yaratıklar sanki ağır fiziksel işler için kullanışmış gibi görünüyorlar.

- She looked as though she'd had some bad news.

- Bazı kötü haberleri varmış gibi görünüyordu.

- I felt as though I'd been lying in the sun for hours.

- Sanki saatlerdir güneşin altında anlanmış gibi hissettim.

- They stared at me as though I was crazy.

- Deliymişim gibi tuhaf tuhaf bana baktılar.

- The floods were rising and it was as though it was the end of the world.

- Sel suları sanki dünyanın sonu gelmiş gibi artıyordu.

- It looks as though you’ve not met before.

- Daha önce benimle tanışmamışsın gibi bir hava var.

- They were shouting as though in panic.

- Panik içindeymiş gibi feryad ediyorlardı.

- They felt as though they had been given the wrong information.

- Yanlış bilgilendirilmiş gibi hissediyorlardı.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

21 Haziran 2018 Perşembe

İngilizce Kelime Bilgisi Kazanımı [8]

Ardern gives birth to baby girl


New Zealand Prime Minister Jacinda Ardern is the second elected leader in the world to hold office while pregnant. Pakistan's Benazir Bhutto gave birth while she was prime minister in 1990.

New Zealand Prime Minister Jacinda Ardern gave birth to her first child, a girl, on Thursday, Ardern said in a posting on Instagram.

Ardern, 37, became New Zealand's youngest prime minister when she took office through a coalition deal last year after an inconclusive election, and now becomes the first woman in the country's history to give birth while in office.

Deputy Prime Minister Winston Peters has stepped in as acting prime minister and will run the country for the next six weeks while Ardern takes maternity leave, according to an agreement they published earlier.

Ardern gave birth in Auckland Hospital, the country's largest public hospital, with her partner, television presenter Clarke Gayford, at her side.

Source: Reuters

20 Haziran 2018 Çarşamba

İngilizce ''Jerk off'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Jerk off: Argo bir kullanımdır  ve sözlük anlamı olarak mastürbasyon yapmak demektir. Argoda  Türkçeden bildiğimiz, el çekmek, 30bir çekmek, çavuşu tokatlamak, asılmak, tavşana niyet çektirmek, şakşuka yapmak, cacık yapmak, maymunu tokatlamak şeklinde anlamlara da tekabül eder. 


- ''X'' jerks off two or three times a day.

- X kişisi günde iki ya da üç defa çavuşu tokatlar.

- Last night, his girlfriend jerked him off in the car.

- Dün gece kız arkadaşı ona el işçiliği yaptı.

- Is our son jerking off again, when he ought to be doing his homework?

- Bizim oğlan ödevini yapacağı yere yine şakşuka mı yapıyor?

Mastürbasyon anlamının yanı sıra sıfat/isim olarak da kullanımı mevcuttur.


Jerk-off: Rezil, aptal, salak, andaval, dürzü gibi aşağılama niyetine hizmet eden bir anlam taşır.


- That jerk-off? He's a total douchebag.

- Bu dürzü mü? O katıksız bir andaval.

- Hey, jerk-off, quit watching the game and roll some dice."

- Hey, mal, maçı izlemeyi bırak ve zar at.

- What a jerkoff he is.

- Ne rezil biri o.

Synonym olarak: Jack off..Hand job..
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

19 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''Defenestrate'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Defenestrate: Sözlük anlamı, bir şeyi ya da birini pencereden atmak, pencereden itmek şeklindedir.  Günlük dilde bu yönlü kullanılmasının yanı sıra, siyasette ya da iş yaşamında bir çalışanı ya da bir lideri görev dışı yapmak, pozisyonundan etmek, ihraç etmek, devirmek manasına gelecek şekilde de kullanımı söz konusudur.

Defenestration ise, bu fiilimizin isim formudur.
A painting of the 1618 Defenestration of Prague. 
(Photo by Christophe Boisvieux/Corbis via Getty Images)



- They threatened to defenestrate him.
- Onu saf dışı bırakmakla tehdit ettiler.

- The mass defenestration of middle management affected everyone.
- Orta kademe yönetimin toplu ihracı herkesi üzdü.

- It would not be a good time to defenestrate the Prime Minister.
- Başbakanı görevinden etmek iyi bir zamanlama olmayacak.

- The overwhelming view is that he should be defenestrated before the next election.
- Hakim görüş, onunla bir daha ki seçimden önce yolların ayırılmasıdır.

- The rebels stormed the palace and defenestrated the President.
- İsyancılar saraya saldırdı ve başkanı alaşağı etti.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

16 Haziran 2018 Cumartesi

İngilizce ''Tantalize'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Tantalize fiili İngilizcede: Umutlandırmak, umutlanmak boşuna ümit vermek, bir kişi için umut olmak ya da umut verip yüzüstü bırakmak, birinde boş ümitler yaratmak, gösterip vermemek gibi anlamlarla karşılar bizi. Bir diğer anlam olarak ise, birine hoş bir şey vaat ederek veya bir şey vererek umut yaratıp, ardından bu şeyden kişiyi mahrum bırakarak kızgınlık ve öfke yaratmak şeklinde bir ilave yapabiliriz. Son olarak ise, yine umutlandırmak manasına karşılık gelen, bir kişiyi gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerle heyecanlandırmak, cezbetmek anlamını da final konsültasyon olarak verebiliriz. Örnek cümlelerle bu fiilimizin işleyine bir göz atalım.


- The boy would come into the room and tantalize the dog with his feed.
- Delikanlı odaya girer ve yiyeceğiyle köpeği heyecanlandırırdı.

- She was tantalized by the possibility of earning a lot of money quickly.
- Birden çok para kazanmanın ihtimaliyle umudu içindeydi.


- Had he left it open in order to tantalize her with a glimpse of freedom?
- In one portion of the ride there was once a naked woman to tantalize the male riders.
- Where he got all this knowledge is generally not revealed; we get only these tantalizing hints at the character's past.
- Posters and publicity photos were often tantalizing.
- The challenge to build larger aircraft has tantalized designers and pilots since the dawn of aviation.
- However, certain artifacts give tantalizing clues.
- He comments on her regal and tantalizing appearance.
- The array of topics covered by the papers in this issue is tantalizing.
- He becomes addicted to tantalizing adventures of which no one knows how they would end.
- I was disposed to tantalize my pursuer, and wear out his men.
- I caught a bit and a glimpse at a distance, just enough to tantalize me.
- He would not only draw the warriors on, but he would annoy and tantalize them.
- Anne Marie always tried to build up the suspense and tantalize her sister.
- Researchers have been tantalized by the possibility of finding a cure for the disease.
- Such ambitious questions have long tantalized the world's best thinkers.


Sorularınızı ve cümlelere Türkçe çevirilerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...