28 Mart 2018 Çarşamba

İngilizce ''Get used to'' Ne demek ?

İngilizcede ''Get used to'' elemanı, alışmak, bir şeye/kimseye ya da bir şey yapmaya alışmak anlamlarında kullanılır. Sözlüklerde kanıksamak anlamı da bulunur.

Get used to someone/something: Birine/bir şeye alışmak.
Get used to doing something: Bir şey yapmaya alışmak.

Kullanım biçimlerini de  bu şekilde formüle edebiliriz. Örneklerle yaygın kullanımı olan bu yapıyı pekiştirmeye başlayalım.


- This is how we do things here. You'll soon get used to it.
- Burada işler böyle yapılır. Sen de buna yakında alışacaksın.

- You quickly get used to using the digger.
- Kepçeyi kullanmaya çabucak alıştın.

- I can't get used to Ferdi.
- Ferdi'ye alışamıyorum.

- I could get used to this
- Buna alışamadım.

- I'll never get used to that.
- Buna hiç bir zaman alışmayacağım.

- You'll get used to it one day.
- O şeye bir gün alışacaksın.

- I'm beginning to get used to living in this city:
- Bu şehirde yaşamaya alışmaya başlıyorum.

- You'll soon get used to the noise.
- İleride sese alışacaksın.

- Don't worry. You'll get used to it.
- Endişelenme bu şeye alışacaksınç

- I can get used to just about anything
- Hemen her şeye alışabilirim.

- You'll soon get used to living in this country.
- Sonraları bu ülkede yaşamaya alışacaksın.

- I just can't get used to taking orders from your father.
- Yalnızca babandan emir almaya alışamıyorum.

- It took Eray a few weeks to get used to working in his new office.
- Eray'ın yeni ofisinde çalışmaya alışması bir kaç hafta sürdü.

- Melih just needs a little time to get used to the idea that this small kid will now be his stepsister.
- Melih'in bu küçük kız çocuğunun üvey kardeşi olması fikrine alışması için biraz zamana ihtiyacı var.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşmaktan imtina etmeyin.

23 Mart 2018 Cuma

İngilizce ''Never-never Land'' Ne demek?


Never-never land: Her şeyin memnun edici, harika ve mükemmel olduğu hayali bir yeri tanımlar bu tabir. Tabiri caizse Düşler ülkesi. Herkesin muhakkak bir 'never-never land'i vardır ya da hayallerimizde canlandırdığımız ütopik bir yer olarak vasfedebiliriz bu kullanımı.

- If he thinks we can get this done by next week, he will be living in never-never land.
- Eğer önümüzdeki hafta itibariyle bu işi hallederse, düşler ülkesinde yaşıyor olacak.

- What If there is a real never-never land in the earth?
- Ya evrende gerçek bir düşler ülkesi varsa?

Öyle bir yer ki sanatçı Idina Medzel şarkısında böyle bahsetmiş o yerden,

I know a place where dreams are born
And time is never planned
It’s not on any chart
You must find it with your heart
To come home to Never Land

It might be miles beyond the moon
Or right here where you stand
Just keep an open mind
And then suddenly you’ll find
Never Never Land

The treasure when you stay there
Is precious more than gold
Once you’ve found your way there
You can never grow old

And that’s my home where dreams are born
And time is never planned
Just think of lovely things
And your heart will fly on wings forever
To Never Never Land.


İşin eğitimsel boyutuna geri dönmek icab ederse, sizde yorumlarda bu şarkı sözlerini Türkçeye çevirerek güzel bir alıştırma yapabilirsiniz.

İngilizce ''Persist'' ve ''Persist in'' Açıklama ve Örnekler..

İngilizce ''Persist'' fiili sahip olduğu anlamlar, farklı formları ve kullanımları yazımızdadır.

Persist fiili, Israr etmek, Üstelemek, Sürmek, Sürdürmek, İnat etmek, Kalmak, Devam etmek, Sebat etmek şeklinde farklı, ancak birbirilerine yakın manalara sahiptir. Örnek cümlelerle beraber zihnimizde daha net bir şema oluşturmuş olacağız.

- If the pain persists, consult a doctor.
- Eğer ağrı devam ederse doktora görün.

- The rainy  weather is set to persist throughout the week.
- Yağmurlu hava hafta boyunca devam edecek.

- They are determined to persist with their campaign.
- Mücadelelerini sürdürmekte kararlılar.

- If symptoms persist seek medical attention .
- Belirtiler devam ederse tıbbı yardım alın.

- 'So would you like me to book tickets?' she persisted.
- Bana bilet ayırır mısın? diye ısrar etti.

- The rain persisted throughout the night
- Yağmur gece boyunca devam etti.

- I will persist until I succeed.
- Başarana kadar, inat edeceğim.

To Persist in doing something: Bu defa ise mana bir şey yapmada ısrar etmek, bir şey yapmayı sürdürmek şeklindedir.
- Why do you persist in denying that it was your fault?
- Niçin hatanın sende olduğunu reddetmekte ısrar ediyorsun?

- Must you persist in blaming yourself for what happened?
- Olanlardan dolayı kendini suçlamayı sürdürmek zorunda mısın?

- Must you persist in making that noise?
- Bu sesi çıkarmayı sürdürmek zorunda mısın?

- Halil  persists in thinking that he's always right.
- Halil her zaman haklı olduğunu düşünmekte ısrar ediyor.

- Why does Reşat persist in believing she doesn't need any help?
- Niçin Reşat yardıma ihtiyacı olmadığı konusunda ısrar ediyor? 

- If you persist in bothering her like that, she'll lose her temper.
- Onu bu şekilde kızdırmaya devam edersen, sakinliğini kaybedecek.

Persistence: İsim (noun) formudur. Israr, sebat, inat, devamlılık, sürerlilik, kararlılık veya sebat etme anlamları güder.

- Ambition is path to succes, persistence is the vehicle you arrive in.
- Hırs, başarıya giden yoldur, süreklilik(kararlılık)  içinde geldiğiniz araçtır.

- Persistence quarantees that results are inevitable.
- Kararlılık, sonuçların kaçınılmaz olduğunu garanti eder.

- Energy and persistence conquer all things.
- Enerji ve sebat her şeyi fetheder.

- The habit of persistence is the habit of victory.
- Kararlılık alışkanlığı zafer alışkanlığıdır.

Persistent: Sıfat formudur. Israrlı, kararlı gibi anlamlara sahiptir.

- Any problem can be solved if you are persistent and patient.
- Sabırlı ve kararlıysan her türlü problem çözüme kavuşturulabilir.

- I have a persistent pain here.
- Burada devamlı bir ağrı var.

- I think Tom is persistent.
- Bence Tom kararlı biri.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

18 Mart 2018 Pazar

İngilizce ''In return'' Açıklama ve Örnek Cümleler

İngilizcede karşılık olarak, karşılığında, buna karşılık anlamlarını vermeye yarayan ''in return'' kullanımı İngilizceyi yeni öğrenenler için ve İngilizce dil envanterini zenginleştirmek isteyenler adına faydalı bir yatırım olacaktır.


- What can we do in return for your kindness?
- Nezaketinize karşılık olarak ne yapabiliriz ?

- I bought him a drink in return for his help.
- Yardımı karşılığında ona içecek aldım.

- What does get Necip in return for all the work he's done?
- Yaptığı o kadar iş karşılığında Necip'in eline geçen ne?

- What do I get in return?
- Karşılığında ne alırım?

- He gave me this in return.
- Karşılığında bana bunu verdi.

- What does he want in return?
- Karşılığında ne istiyor?

- What do you expect in return?
- Karşılık olarak ne umuyosun?



- What will you give me in return?
- Karşılığında bana ne vereceksin?

- I can't offer you anything in return.
- Karşılığında sana hiçbir şey sunamam.

- I gave him a present in return for his favor.
- Yaptıüı iyiliğe karşılık olarak ona bir hediye takdim ettim.

- She sent me a present in return for my advice.
- Tavsiyem karşılığında bana bir hediye gönderdi.

- I took him out to dinner in return for his help.
- Yardımının karşılığında onu akşam yemeğine çıkardım.

- A present is usually given in return for one's hospitality.
- Hediye genelde birinin misafirperverliğine karşılık olarak verilir.

- I gave a bunch of roses to her in return for her hospitality.
- Konukseverliğine karşılık olarak ona bir demet gül verdim.

- He gave away his entire fortune to an old friend's daughter, and expected nothing in return.
- Bütün kaderini karşılığında hiçbir şey beklemeden eski bir arkadaşının kızına hibe etti.

14 Mart 2018 Çarşamba

İngilizce ''Persuade'' Açıklama ve Örnek Cümleler

İngilizce envanterimize iyi bir yatırım olacak ''Persuade'' fiiline göz atalım.

Persuade Someone to do something:  Birini ikna etmek, aklını çelmek ya da birini bir şey yapması için ikna etmek aklını çelmek yada razı etmek anlamlarında kullanılır.

Persuaded: Past participle formudur ve sıfata dönüşmüştür. Anlamca ise ikna edilmiş (kişi) ikna edilen anlamı kazanmıştır.

- I think I've persuaded Sezgin.
- Bence Sezgin'i ikna ettim/aklını çeldim.
! To persuade someone

- I persuaded Melis to help me.
- Melis'i bana yardım etmesi için ikna ettim.
! To Persuade someone to do something.

- I failed to persuade my father.
- Babamı ikna etmek konusunda başarısız oldum.

- I persuaded him to go to the party.
- Partiye gitmek konusunda onun aklını çeldim.

- I persuaded him to consult a doctor.
- Doktora görünmesi hususunda onu ikna ettim.


- Mehmet tried to persuade his sister to stay in İstanbul
- Mehmet İstanbul'da kalması için kız kardeşini ikna etmeye çalıştı.

- I finally stopped trying to persuade my brother to clean his room.
- En sonunda kardeşimi odasını temizlemek konusunda ikna etmeyi bıraktım.

Olumsuz formda ise, mastar fiillerde uyguladığımız ''not to'' yapısını kullanırız.

- I persuaded Şeyda not to go swimming by herself.
- Şeyda'yı yüzmeye tek başına gitmemesi konusunda ikna ettim.

- He persuaded his wife not to divorce him.
- Karısını boşanmamaya razı etti.

Benzer kullanımlarından bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz.

To sway:

- Nothing could sway his conviction.
- Hiçbir şey onun aklını çeldiremez.

To woo:

- He did all he could to try to woo my mother back.
- Annemin geri dönmeye razı etmek için elinden gelen herşeyi yaptı.

To reason with:

- I tried to reason with the customer.
- Müşteriyi ikna etmeye çalıştımç

- We tried to reason with Selin until he changed his mind.
- Fikrini değiştirene kadar Selin'i ikna etmeye çalıştık.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

13 Mart 2018 Salı

İngilizce ''Set'' Kullanımları ve Örnek Cümleler

Bu yayınımızda İngilizcede ''Set'' sözcüğüne kapsamlı bir şekilde göz atıyoruz.

Set: Bir şeyi bir yere koymak, konumlandırmak yerleştirmek anlamları taşır.

- Set a book on a table.
- Bir masanın üstüne bir kitap koy.

- Set the flowers next to the photo.
- Çiçekleri fotoğrafın yanına yerleştir/koy.

➦Bir şeyi veya bir durumu belirlenmiş bir duruma getirmek, koymak, ayarlamak.

- Set the machine in motion.
- Makineyi harekete geçirin yani çalıştırın.

➦Bir eylemin başlamasına sebep olmak.

- The noise set the dog to barking.
- Ses köpeği havlattı.

➦Düşmanca his veya eyleme sevketmek.

- A dispute set the neighbors against each other.
- Bir tartışma komşuları birbirine düşürdü.


➦Genel manada bildiğimiz ayarlamak anlamı saat, alarm, ses..

- Set the volume as high as possible
- Sesi mümkün olduğunca en yükseğe ayarla.

- Melih  set his alarm clock for 2:30.
- Melih alarmını iki buçuğa kurdu.

➦Ya da bir tarihe bir etkinlik belirlemek, ayarlamak bunların yanı sıra bir şeye fiyat, hedef belirlemek.

-  The Turkish government has set a tight budget for next year.
- Türk Hükümeti gelecek yıl için sıkı bir bütçe belirledi.

➦Bir şeye değer biçmek, değer koymak. [Set value on something]

- If you set no value on being a woman yourself, how can you expect others to?
- Eğer kendin kadın olmana bir değer atfetmeyeceksen, başkalarından bunu nasıl beklersin?

➦Örnek teşkil etmek, sağlamak, temin etmek, ortaya çıkarmak.

- If you are smoking in front of the children then you are setting them a bad example.
- Eğer çocukların karşısında sigara içiyorsan o zaman onlar için kötü örnek teşkil ediyorsun.

- A new world marathon record  set by Stephen Hawk.
- Yeni dünya maraton rekoru Stephen tarafından kırıldı.

➦Görev tayin etmek yada bir vazife için sorumlu tutulmak.

- The secret to happiness is to keep setting yourself new challenges.
- Mutluluğun sırrı kendini yeni meydan okumalara sorumlu tutmaktır.


➦Hazırlamak veya hazır olmak.

- Tom set the table for dinner while Mary cooked
- Mary yemeği pişirirken, Tom da akşam yemeği için masayı hazırladı/ayarladı.

- We are all set!
- Hepimiz hazırız.

➦Set on something: Bir şey üzerine veya bir şeyi yapmaya kararlı olmak.

- Handan is set on going to Paris.
- Handan Paris'e gitmeye kararlı.

➦Set against something: Bir şeye veya bir şeyi yapmaya karşı olmak.

- Türkey is also set against devaluation.
- Türkiye'de devalüasyona karşıdır.

➦Set your face against something: Bir şeye karşı çıkmak, muhalefet durmak, belli bir yüz ifadesi takınmak.

- Many councils have completely set their face against the idea of road humps.
- Bir çok konsey yollarda kasis uygulaması fikrine karşı çıktı.

➦Güneşin batışı veya güneşin batması:

- She watched the sun set.
- Güneşin batışını izledi.

- The sun is setting.
- Güneş batıyor.

➦Set fire to something: Bir şeyi ateşe vermek, tutuşturmak.

- Lightning set several buildings on fire.
- Yıldırım bazı binaları alevlendirdi.

➦Set up: Kurmak, oluşturmak.

- The two sides agreed to set up a commission to investigate claims.
- İki taraf iddiaları soruşturmak için bir komisyon kurmayı kabul etti.

➦Set off: Yola koyulmak.

- The mountaineers set off, paying no heed to the severe blizzard.
- Dağcılar kar fırtınasına aldırış etmeden yola koyuldular.

➦Set in: Bastırmak, başlamak.

- Winter is setting in and the population is facing food and fuel shortages.
- Kış bastırıyor ve populasyon yiyecek ve yakıt yokluğu ile yüzleşmekte.

➦Set out: Yola çıkmak başlamak.

- When setting out on a long walk, always wear suitable boots.
- Uzun bir yürüyüşe çıkarken her zaman uygun botlar giyin.

➦Set out to do something: Bir şeyi gerçekleştirmeye çalışmak, yapmayı denemek.

- We set out to find the truth behind the mystery.
- Gizemin arkasındaki gerçeği bulmaya başladık.

➨Ve daha fazlası da phrasal verb, sıfat, isim şekilleriyle var.. Bunlar kabaca gündelik yaşamda ihityaç duyulabilicek kullanımlardan bazıları. Yayınımızın sonuna içinde rastgele ''set'' sözcüğü bulunan bazı cümleler ekleyelim ve yorum olarak bu cümlelere anlam vermek sizin takdirinize kalsın.

1) Whenever I cook spaghetti noodles, I set an egg timer.
2) Lincoln set out to abolish slavery in the United States.
3) We hope to finish planting the field before the sun sets.
4) Do you think the rainy season will set in early this year?
5) He set out to do something that had never been done before.
6) The Beatles set the world on fire with their incredible music.
7) The government has set up a committee to look into the problem.
8) Why does it take them so long to set up my internet connection?
9) You ought to set an example for the others.
10) We were all set to leave when the phone rang.

4 Mart 2018 Pazar

İngilizce ''How dare you'' Ne demek?

How dare you: Meydana gelmiş bir olay veya gelişme karşısında yaşadığımız kızgınlık, şok olma veya gerginlik sebebiyle söz konusu hadisenin sorumlusu olarak düşündüğümüz kişiye karşı verdiğimiz reaksiyon veya devamına ekleyeceğimiz söze bağlı olarak reaksiyonlu ifadedir diyebiliriz. Türkçeden akranları ise, Nasıl cesaret edersin!? Bu ne cüret!? Nasıl olur da!? Bu ne cesaret!? ifadeleridir.


- How dare you pick up the phone and listen in on my conversations!
- Ne cesaretle telefonu açarsında benim konuşmalarımı dinlersin?!?!  

- How dare you say that!
- Ne cüretle bunu söylersin!?!?

- How dare you laugh at me!?!
- Ne cesaretle bana gülersin!?!

- How dare you go into my room without asking me!
- Nasıl benim odama iznim dışında giriyorsun, bu ne cesaret!

- How dare you say such a thing to me!
- Böyle bir şeyi bana ne cesaretle söylersin!

- How dare you!
- Bu ne cesaret, bu ne cürret!

Ek bilgi olarak to dare fiili zaten cesaret etmek, cüret etmek anlamındadır. 


Formül izahı gerekirse, how dare you + fiil cümlemiz diyerek yayınımızı sonlandırabiliriz. 

3 Mart 2018 Cumartesi

İngilizce ''Elucidate'' Ne demek?


Elucidate: Bir fiil olarak, elucidate, bir konuyu açıklamak, açıklığa kavuşturmak, aydınlatmak anlamlarına sahiptir. Başka bir deyişle açıklayıcı bir anlatımda bulunmak manasına gelmektedir.

- To make life easy for my math students, I go out of my way to elucidate the complex problems before each test.
- Matematik öğrencilerimin hayatını kolaylaştırmak için, her testten önce karmaşık problemleri açıklığa kavuşturmak adına izlediğim yoldan çıkıyorum.

- Since Metin had a stroke, he has been unable to elucidate his thoughts verbally.
- Metin felç geçirdiğinden bu yana düşüncelerini sözlü olarak açıklayamıyor.

- Even if you cannot read, the pictures under the words will elucidate the comic’s message.
- Okuyamazsan bile, kelimelerin altındaki resimler sana karikatürün mesajını anlatacak.

- The lawyer’s job was to elucidate his client’s innocence for the jury.
- Avukatın işi, juri karşısında vekilinin masumiyetini açıklığa kavuşturmaktı.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...