21 Haziran 2018 Perşembe

İngilizce Kelime Bilgisi Kazanımı [8]

Ardern gives birth to baby girl


New Zealand Prime Minister Jacinda Ardern is the second elected leader in the world to hold office while pregnant. Pakistan's Benazir Bhutto gave birth while she was prime minister in 1990.

New Zealand Prime Minister Jacinda Ardern gave birth to her first child, a girl, on Thursday, Ardern said in a posting on Instagram.

Ardern, 37, became New Zealand's youngest prime minister when she took office through a coalition deal last year after an inconclusive election, and now becomes the first woman in the country's history to give birth while in office.

Deputy Prime Minister Winston Peters has stepped in as acting prime minister and will run the country for the next six weeks while Ardern takes maternity leave, according to an agreement they published earlier.

Ardern gave birth in Auckland Hospital, the country's largest public hospital, with her partner, television presenter Clarke Gayford, at her side.

Source: Reuters

20 Haziran 2018 Çarşamba

İngilizce ''Jerk off'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Jerk off: Argo bir kullanımdır  ve sözlük anlamı olarak mastürbasyon yapmak demektir. Argoda  Türkçeden bildiğimiz, el çekmek, 30bir çekmek, çavuşu tokatlamak, asılmak, tavşana niyet çektirmek, şakşuka yapmak, cacık yapmak, maymunu tokatlamak şeklinde anlamlara da tekabül eder. 


- ''X'' jerks off two or three times a day.

- X kişisi günde iki ya da üç defa çavuşu tokatlar.

- Last night, his girlfriend jerked him off in the car.

- Dün gece kız arkadaşı ona el işçiliği yaptı.

- Is our son jerking off again, when he ought to be doing his homework?

- Bizim oğlan ödevini yapacağı yere yine şakşuka mı yapıyor?

Mastürbasyon anlamının yanı sıra sıfat/isim olarak da kullanımı mevcuttur.


Jerk-off: Rezil, aptal, salak, andaval, dürzü gibi aşağılama niyetine hizmet eden bir anlam taşır.


- That jerk-off? He's a total douchebag.

- Bu dürzü mü? O katıksız bir andaval.

- Hey, jerk-off, quit watching the game and roll some dice."

- Hey, mal, maçı izlemeyi bırak ve zar at.

- What a jerkoff he is.

- Ne rezil biri o.

Synonym olarak: Jack off..Hand job..
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

19 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''Defenestrate'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Defenestrate: Sözlük anlamı, bir şeyi ya da birini pencereden atmak, pencereden itmek şeklindedir.  Günlük dilde bu yönlü kullanılmasının yanı sıra, siyasette ya da iş yaşamında bir çalışanı ya da bir lideri görev dışı yapmak, pozisyonundan etmek, ihraç etmek, devirmek manasına gelecek şekilde de kullanımı söz konusudur.

Defenestration ise, bu fiilimizin isim formudur.
A painting of the 1618 Defenestration of Prague. 
(Photo by Christophe Boisvieux/Corbis via Getty Images)



- They threatened to defenestrate him.
- Onu saf dışı bırakmakla tehdit ettiler.

- The mass defenestration of middle management affected everyone.
- Orta kademe yönetimin toplu ihracı herkesi üzdü.

- It would not be a good time to defenestrate the Prime Minister.
- Başbakanı görevinden etmek iyi bir zamanlama olmayacak.

- The overwhelming view is that he should be defenestrated before the next election.
- Hakim görüş, onunla bir daha ki seçimden önce yolların ayırılmasıdır.

- The rebels stormed the palace and defenestrated the President.
- İsyancılar saraya saldırdı ve başkanı alaşağı etti.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

16 Haziran 2018 Cumartesi

İngilizce ''Tantalize'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Tantalize fiili İngilizcede: Umutlandırmak, umutlanmak boşuna ümit vermek, bir kişi için umut olmak ya da umut verip yüzüstü bırakmak, birinde boş ümitler yaratmak, gösterip vermemek gibi anlamlarla karşılar bizi. Bir diğer anlam olarak ise, birine hoş bir şey vaat ederek veya bir şey vererek umut yaratıp, ardından bu şeyden kişiyi mahrum bırakarak kızgınlık ve öfke yaratmak şeklinde bir ilave yapabiliriz. Son olarak ise, yine umutlandırmak manasına karşılık gelen, bir kişiyi gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerle heyecanlandırmak, cezbetmek anlamını da final konsültasyon olarak verebiliriz. Örnek cümlelerle bu fiilimizin işleyine bir göz atalım.


- The boy would come into the room and tantalize the dog with his feed.
- Delikanlı odaya girer ve yiyeceğiyle köpeği heyecanlandırırdı.

- She was tantalized by the possibility of earning a lot of money quickly.
- Birden çok para kazanmanın ihtimaliyle umudu içindeydi.


- Had he left it open in order to tantalize her with a glimpse of freedom?
- In one portion of the ride there was once a naked woman to tantalize the male riders.
- Where he got all this knowledge is generally not revealed; we get only these tantalizing hints at the character's past.
- Posters and publicity photos were often tantalizing.
- The challenge to build larger aircraft has tantalized designers and pilots since the dawn of aviation.
- However, certain artifacts give tantalizing clues.
- He comments on her regal and tantalizing appearance.
- The array of topics covered by the papers in this issue is tantalizing.
- He becomes addicted to tantalizing adventures of which no one knows how they would end.
- I was disposed to tantalize my pursuer, and wear out his men.
- I caught a bit and a glimpse at a distance, just enough to tantalize me.
- He would not only draw the warriors on, but he would annoy and tantalize them.
- Anne Marie always tried to build up the suspense and tantalize her sister.
- Researchers have been tantalized by the possibility of finding a cure for the disease.
- Such ambitious questions have long tantalized the world's best thinkers.


Sorularınızı ve cümlelere Türkçe çevirilerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

15 Haziran 2018 Cuma

İngilizce ''Take for granted'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Take someone or something for granted: Bir şeyi kanıksamak, değerini hafife almak, kıymet bilmemek ya da deyimsel bir anlam atfedersek bir şeyi ya da bir kişiyi cepte görmek, çantada keklik saymak, oldu bilmek gibi Türkçe karşılıklar çıkarabiliriz. 

You took me for granted. ifadesinden şu anlamı çıkarabiliriz örneğin:

Beni çantada keklik bildin, her işinde her zor zamanında yanında olacağımı zannettin, ne olursa olsun her durumda senin için var oluşumu bir mecburiyet, bir görev olarak gördün. gibi gibi..

- I took it for granted that I would find the perfect job.
- Mükemmel bir iş bulabileceğimi çantada keklik sayıyordum.

- It’s easy to take your parents for granted.
- Ailenizi domine etmek kolaydır.

- He seemed to take it for granted that everyone would do what he told them.
- Herkesin onun söylediklerini yapacağını zanneder gibi görünüyordu.

- We just took it for granted that the 40.000₺ was part of the normal fee for buying a house.
- 40 bin lirayı bir ev satın almak için gerekli olan ücretin bir kısmı zannediyorduk.

- The boss takes us for granted, but if we weren't here, this whole company would collapse.
- Patron bizim değerimizi bilmedi, biz burada olmasaydık bütün şirket çökerdi.

[ John's mother gave him everything in life. She worked hard in the house, giving him a nice place to live, lots of good food, the latest cell phone, computer games, and the best education she could afford. She devoted her life to her son.

All these years, John took his mother for granted. He never once said "thank you" or "I love you".

- English Forum

Bu kısa yazıda da kıymet bilmemek anlamına sahip olduğunu görebiliyoruz ]


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

12 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''Underway'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Underway: Bir çalışmanın, projenin, aktivitenin, eylemin, programın çalışma halinde, yapım aşamasında, geçerlilikte olduğunu, devam ettiğini belirtmemize yarayan bir ifadedir.
Sözlükte: Halihazırda, yapım aşamasında, yolda, çalışma halinde, yolunda gibi sonuçlar çıkar karşımıza.

- Economic recovery is already underway.
- Ekonomik iyileşme halihazırda devam ediyor.

- The project is underway.
- Proje devam ediyor.

- An investigation is underway to find out how the disaster happened.
- Felaketin nasıl gerçekleştiğini bulmak için bir araştırma bulunmaktadır.(devam etmektedir)

- Preparations are underway.
- Hazırlıklar devam ediyor.

- A full-scale security operation is now underway.
- Büyük çaplı bir güvenlik operasyonu şu anda devam etmektedir.

- Recruitment is well underway.
- İşe alımlar devam ediyor.

- When we arrived, the movie was already underway, so we decided to wait for a later viewing.
- Biz vardığımızda film zaten oynuyordu bu yüzden bir sonraki seansı bekledik.

- A national campaign for energy saving is underway.
- Enerji tasarrufu için ulusal bir kampanya halihazırda çalışılıyor.

- When we arrived the show was already underway.
- Biz geldiğimizde şov devam ediyordu.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

10 Haziran 2018 Pazar

İngilizce ''Such as'' Tanımı ve Örnek Cümleler

İngilizcede yaygın kullanımı olan ''Such as'' -mesela, -misal, -gibi, -örneğin gibi anlamlara gelen bir edattır.  Benzer özellik taşıyan bir diğer örnek olarak ''like'' edatından bahsedebiliriz.

- You will need some form of identification, such as a driver's license.
- Sürücü ehliyeti gibi kimliğini ibraz edebileceğin bir şeye ihtiyacın olacak.

- Questions such as the one you've asked are difficult to answer.
- Daha önce sordukların gibi sorular cevap verilmesi zor sorular.

- He liked taking things such as radios apart and putting them back together and enjoyed maths and science.
- Radyo gibi şeyleri dağıtıp bir araya getirmeyi sever, matematik ve fenden zevk alırdı. 

- The fruit and other foods such as meat, fish and eggs boost serotonin.
- Meyve ve et, balık ve yumurta gibi diğer yiyecekler serotonin sağlar.

- We wanted the freedom to sign trade deals with old friends such as India and Australia.
- Hindistan ve Avustralya gibi eski arkadaşlarla ticaret anlaşmaları imzalamak adına özgürlük istedik.

- Before making an important purchase, always ask people you trust, such as close friends and family.
- Ciddi bir harcama yapmadan önce, güvendiğiniz insanlara danışın örneğin: Yakın arkadaş, aile gibi.

- They played games such as bingo.
- Bingo gibi oyunlar oynadılar.

- A plan such as you propose will never succeed.
- Senin tavsiye ettiğin gibisinden bir plan katiyyen başarılı olmayacak.

- Mick doesn't like greasy food such as spareribs.
- Mick domuz eti gibi yağlı yemekleri sevmez.

- My father grows flowers such as tulips, pansies and daisies.
- Babam; lale, menekşe ve papatya gibi çiçekler yetiştirir.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...