12 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''Underway'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Underway: Bir çalışmanın, projenin, aktivitenin, eylemin, programın çalışma halinde, yapım aşamasında, geçerlilikte olduğunu, devam ettiğini belirtmemize yarayan bir ifadedir.
Sözlükte: Halihazırda, yapım aşamasında, yolda, çalışma halinde, yolunda gibi sonuçlar çıkar karşımıza.

- Economic recovery is already underway.
- Ekonomik iyileşme halihazırda devam ediyor.

- The project is underway.
- Proje devam ediyor.

- An investigation is underway to find out how the disaster happened.
- Felaketin nasıl gerçekleştiğini bulmak için bir araştırma bulunmaktadır.(devam etmektedir)

- Preparations are underway.
- Hazırlıklar devam ediyor.

- A full-scale security operation is now underway.
- Büyük çaplı bir güvenlik operasyonu şu anda devam etmektedir.

- Recruitment is well underway.
- İşe alımlar devam ediyor.

- When we arrived, the movie was already underway, so we decided to wait for a later viewing.
- Biz vardığımızda film zaten oynuyordu bu yüzden bir sonraki seansı bekledik.

- A national campaign for energy saving is underway.
- Enerji tasarrufu için ulusal bir kampanya halihazırda çalışılıyor.

- When we arrived the show was already underway.
- Biz geldiğimizde şov devam ediyordu.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

10 Haziran 2018 Pazar

İngilizce ''Such as'' Tanımı ve Örnek Cümleler

İngilizcede yaygın kullanımı olan ''Such as'' -mesela, -misal, -gibi, -örneğin gibi anlamlara gelen bir edattır.  Benzer özellik taşıyan bir diğer örnek olarak ''like'' edatından bahsedebiliriz.

- You will need some form of identification, such as a driver's license.
- Sürücü ehliyeti gibi kimliğini ibraz edebileceğin bir şeye ihtiyacın olacak.

- Questions such as the one you've asked are difficult to answer.
- Daha önce sordukların gibi sorular cevap verilmesi zor sorular.

- He liked taking things such as radios apart and putting them back together and enjoyed maths and science.
- Radyo gibi şeyleri dağıtıp bir araya getirmeyi sever, matematik ve fenden zevk alırdı. 

- The fruit and other foods such as meat, fish and eggs boost serotonin.
- Meyve ve et, balık ve yumurta gibi diğer yiyecekler serotonin sağlar.

- We wanted the freedom to sign trade deals with old friends such as India and Australia.
- Hindistan ve Avustralya gibi eski arkadaşlarla ticaret anlaşmaları imzalamak adına özgürlük istedik.

- Before making an important purchase, always ask people you trust, such as close friends and family.
- Ciddi bir harcama yapmadan önce, güvendiğiniz insanlara danışın örneğin: Yakın arkadaş, aile gibi.

- They played games such as bingo.
- Bingo gibi oyunlar oynadılar.

- A plan such as you propose will never succeed.
- Senin tavsiye ettiğin gibisinden bir plan katiyyen başarılı olmayacak.

- Mick doesn't like greasy food such as spareribs.
- Mick domuz eti gibi yağlı yemekleri sevmez.

- My father grows flowers such as tulips, pansies and daisies.
- Babam; lale, menekşe ve papatya gibi çiçekler yetiştirir.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''To pull someone's leg'' Açıklama ve Örnek Cümleler

To pull someone's leg: İngilizcede -kandırmak, -birini işletmek, -birine takılmak, -biriyle dalga geçmek, -kafa bulmak, -makara yapmak, -kafaya almak gibi anlamlara gelen bir deyimdir. Mots à mots çeviri olarak bakarsak: Birinin bacağını çekmek/asılmak anlamına bürünür lakin bizi ilgilendiren kısmı burası değildir.

- Of course I won't tell them; I was only pulling your leg.
- Tabi ki ona söylemeyeceğim; seninle sadece kafa buluyordum.

- Stop pulling my leg. You didn’t have lunch with John
- Benimle dalga geçmeyi kes! John ile öğle yemeği yemedin.

- I panicked when he said the exam was tomorrow, but then I realized he was just pulling my leg.
- Sınavın yarın olacağını söylediğinde panikledim ama sonra beni işlettiğini farkettim.

- I think he was just pulling your leg.
- Bence seninle makara yapıyor.

Mert:  The teacher is really angry with you! 
Melike: What? Are you pulling my leg
Mert: Yes, I'm only kidding.

- I was pulling his leg when I said I was going to marry Jenny but he believed me and bought me a present!
- Ona evlendiğimi söylediğimde onunla makara yapıyordum ama buna inandı ve bana bir hediye aldı.

Sorularınızı yorum kısmında belirtebilirsiniz.

9 Haziran 2018 Cumartesi

İngilizce ''Wardrobe Malfunction'' Ne demek ?

Harf harf, kelime kelime parçalarına ayırıp bu ifadeden bir anlam çıkarabilmek adına yapboz oynamaya hiç gerek yok.  ''Wardrobe Malfunction'' Türkçeye İngilizceden geçmiş ''Free kick'' ifadesinin; üzerimize giydiğimiz elbisenin umulmadık bir anda kazara mahrem yerlerimizi gün gibi yada spoiler verir gibi ortaya çıkaracak şekilde açılması anlamına gelmektedir. Tabiri caizse Türkçeden bildiğimiz ''Frikik'' ifadesi.  Tabi Türkçede frikik ifadesinin argoda kullanıldığını söylememize pek de gerek yoktur diye düşünüyoruz.

➧ Ünlü oyuncuların tarihe geçen frikikleri.
➧ Ünlü oyuncu Megan McKenna arabasına binerken frikik verdi.

➧But imagine how embrassing it would be if your wardrobe malfunction was caught by packs of photographers and broadcast worldwide.
➧It wasn't just the wardrobe malfunctions that were an endless source of mirth and exasperation.


Fikirlerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

5 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''So that'' Açıklama ve Örnek Cümleler

So that: İngilizcede -sin diye, -mesi için, -ması için gibi amaç belirtme anlamlarına gelen bağlaçlarından bir tanesidir. Devamında fiil cümlesi kullanırız. Bir diğer eş anlamlısı için ise ''In order that'' kavramından bahsedebiliriz ancak bu kullanım biraz daha resmi (formal) kullanımlarda tercih edilir.

- I think you should study for the test so that you don't fail.
- Bence başarısız olmaman için sınava çalışmalısın.

- I’ll go by car so that I can take more luggage.
- Daha fazla bagaj alabilmek için arabayla gideceğim.

- Accept the challenges so that you can feel the exhilaration of victory.
- Zaferin çoşkusunu hissedebilmeniz için zorlukları kabul edin.

- I’ll post the CD today so that you get it by the weekend.
- Cd'yi hafta sonu alman için bugün yollayacağım.

- But a singer's job is to interpret a story so that people feel it.
- Ancak bir şarkıcının görevi insanların hissetmeleri için bir hikayeyi yorumlamaktır.

- We will take lots of blankets so that we can keep ourselves warm.
- Kendimizi sıcak tutabilmemiz için çok sayıda battaniye alacağız.


- I took shelter under a tree so that I wouldn’t get drenched in the rain.
- Yağmurda sırılsıklam olmamak için bir ağacın altına sığındım.

- She worked hard so that she would pass the test.
- Testi geçmesi için çok çalıştı.

- He walked on tiptoe so that nobody would hear him.
- Kimse onu duymasın diye parmak ucunda yürüdü.

- He worked all night so that he could get the job done in time.
- İşi zamanında bitirebilsin diye bütün geçe çalıştı.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

23 Mayıs 2018 Çarşamba

İngilizce ''As to'' Tanımı ve Örnek Cümleler..

As to: İngilizcede bu edatımız, -ilişkin, -e gelince, -konusunda, hakkında, -e ilişkin olarak, hususunda, -e dair, göre  gibi anlamlara gelir ve yazılı veya sözlü ifadelerimize bir ustalık, bir profesyonellik görünümü katar.. Örnek cümlelerle ne demeye çalıştığımızı daha iyi kavrayalım..

- We are puzzled as to how it happened.
- Ne olduğu konusunda şaşkınız.

- I'm in a quandary as to how to deal with the problem.
- Problemin nasıl çözüleceği hususunda ikilemdeyim.

- The flowers were graded as to color.
- Çiçekler renklerine göre derecelendirilir.

- I can’t answer questions as to how much money Mr. Ahmet is being paid.
- Ahmet bey'e ne kadar para ödendiği hakkındaki sorulara cevap veremiyorum.

- He was uncertain as to which road to take.
- Hangi yoldan gidileceği konusunda kararsızdı.

- There's no decision as to when the work might start.
- İşin ne zaman başlayacağı konusunda bir karar yok.

- He had no idea as to what she had in mind.
- Onun kafasında ne olduğuna dair bir fikri yoktu.

28 Mart 2018 Çarşamba

İngilizce ''Get used to'' Ne demek ?

İngilizcede ''Get used to'' elemanı, alışmak, bir şeye/kimseye ya da bir şey yapmaya alışmak anlamlarında kullanılır. Sözlüklerde kanıksamak anlamı da bulunur.

Get used to someone/something: Birine/bir şeye alışmak.
Get used to doing something: Bir şey yapmaya alışmak.

Kullanım biçimlerini de  bu şekilde formüle edebiliriz. Örneklerle yaygın kullanımı olan bu yapıyı pekiştirmeye başlayalım.


- This is how we do things here. You'll soon get used to it.
- Burada işler böyle yapılır. Sen de buna yakında alışacaksın.

- You quickly get used to using the digger.
- Kepçeyi kullanmaya çabucak alıştın.

- I can't get used to Ferdi.
- Ferdi'ye alışamıyorum.

- I could get used to this
- Buna alışamadım.

- I'll never get used to that.
- Buna hiç bir zaman alışmayacağım.

- You'll get used to it one day.
- O şeye bir gün alışacaksın.

- I'm beginning to get used to living in this city:
- Bu şehirde yaşamaya alışmaya başlıyorum.

- You'll soon get used to the noise.
- İleride sese alışacaksın.

- Don't worry. You'll get used to it.
- Endişelenme bu şeye alışacaksınç

- I can get used to just about anything
- Hemen her şeye alışabilirim.

- You'll soon get used to living in this country.
- Sonraları bu ülkede yaşamaya alışacaksın.

- I just can't get used to taking orders from your father.
- Yalnızca babandan emir almaya alışamıyorum.

- It took Eray a few weeks to get used to working in his new office.
- Eray'ın yeni ofisinde çalışmaya alışması bir kaç hafta sürdü.

- Melih just needs a little time to get used to the idea that this small kid will now be his stepsister.
- Melih'in bu küçük kız çocuğunun üvey kardeşi olması fikrine alışması için biraz zamana ihtiyacı var.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşmaktan imtina etmeyin.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...