16 Haziran 2018 Cumartesi

İngilizce ''Tantalize'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Tantalize fiili İngilizcede: Umutlandırmak, umutlanmak boşuna ümit vermek, bir kişi için umut olmak ya da umut verip yüzüstü bırakmak, birinde boş ümitler yaratmak, gösterip vermemek gibi anlamlarla karşılar bizi. Bir diğer anlam olarak ise, birine hoş bir şey vaat ederek veya bir şey vererek umut yaratıp, ardından bu şeyden kişiyi mahrum bırakarak kızgınlık ve öfke yaratmak şeklinde bir ilave yapabiliriz. Son olarak ise, yine umutlandırmak manasına karşılık gelen, bir kişiyi gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerle heyecanlandırmak, cezbetmek anlamını da final konsültasyon olarak verebiliriz. Örnek cümlelerle bu fiilimizin işleyine bir göz atalım.


- The boy would come into the room and tantalize the dog with his feed.
- Delikanlı odaya girer ve yiyeceğiyle köpeği heyecanlandırırdı.

- She was tantalized by the possibility of earning a lot of money quickly.
- Birden çok para kazanmanın ihtimaliyle umudu içindeydi.


- Had he left it open in order to tantalize her with a glimpse of freedom?
- In one portion of the ride there was once a naked woman to tantalize the male riders.
- Where he got all this knowledge is generally not revealed; we get only these tantalizing hints at the character's past.
- Posters and publicity photos were often tantalizing.
- The challenge to build larger aircraft has tantalized designers and pilots since the dawn of aviation.
- However, certain artifacts give tantalizing clues.
- He comments on her regal and tantalizing appearance.
- The array of topics covered by the papers in this issue is tantalizing.
- He becomes addicted to tantalizing adventures of which no one knows how they would end.
- I was disposed to tantalize my pursuer, and wear out his men.
- I caught a bit and a glimpse at a distance, just enough to tantalize me.
- He would not only draw the warriors on, but he would annoy and tantalize them.
- Anne Marie always tried to build up the suspense and tantalize her sister.
- Researchers have been tantalized by the possibility of finding a cure for the disease.
- Such ambitious questions have long tantalized the world's best thinkers.


Sorularınızı ve cümlelere Türkçe çevirilerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

15 Haziran 2018 Cuma

İngilizce ''Take for granted'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Take someone or something for granted: Bir şeyi kanıksamak, değerini hafife almak, kıymet bilmemek ya da deyimsel bir anlam atfedersek bir şeyi ya da bir kişiyi cepte görmek, çantada keklik saymak, oldu bilmek gibi Türkçe karşılıklar çıkarabiliriz. 

You took me for granted. ifadesinden şu anlamı çıkarabiliriz örneğin:

Beni çantada keklik bildin, her işinde her zor zamanında yanında olacağımı zannettin, ne olursa olsun her durumda senin için var oluşumu bir mecburiyet, bir görev olarak gördün. gibi gibi..

- I took it for granted that I would find the perfect job.
- Mükemmel bir iş bulabileceğimi çantada keklik sayıyordum.

- It’s easy to take your parents for granted.
- Ailenizi domine etmek kolaydır.

- He seemed to take it for granted that everyone would do what he told them.
- Herkesin onun söylediklerini yapacağını zanneder gibi görünüyordu.

- We just took it for granted that the 40.000₺ was part of the normal fee for buying a house.
- 40 bin lirayı bir ev satın almak için gerekli olan ücretin bir kısmı zannediyorduk.

- The boss takes us for granted, but if we weren't here, this whole company would collapse.
- Patron bizim değerimizi bilmedi, biz burada olmasaydık bütün şirket çökerdi.

[ John's mother gave him everything in life. She worked hard in the house, giving him a nice place to live, lots of good food, the latest cell phone, computer games, and the best education she could afford. She devoted her life to her son.

All these years, John took his mother for granted. He never once said "thank you" or "I love you".

- English Forum

Bu kısa yazıda da kıymet bilmemek anlamına sahip olduğunu görebiliyoruz ]


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

12 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''Underway'' Tanımı ve Örnek Cümleler

Underway: Bir çalışmanın, projenin, aktivitenin, eylemin, programın çalışma halinde, yapım aşamasında, geçerlilikte olduğunu, devam ettiğini belirtmemize yarayan bir ifadedir.
Sözlükte: Halihazırda, yapım aşamasında, yolda, çalışma halinde, yolunda gibi sonuçlar çıkar karşımıza.

- Economic recovery is already underway.
- Ekonomik iyileşme halihazırda devam ediyor.

- The project is underway.
- Proje devam ediyor.

- An investigation is underway to find out how the disaster happened.
- Felaketin nasıl gerçekleştiğini bulmak için bir araştırma bulunmaktadır.(devam etmektedir)

- Preparations are underway.
- Hazırlıklar devam ediyor.

- A full-scale security operation is now underway.
- Büyük çaplı bir güvenlik operasyonu şu anda devam etmektedir.

- Recruitment is well underway.
- İşe alımlar devam ediyor.

- When we arrived, the movie was already underway, so we decided to wait for a later viewing.
- Biz vardığımızda film zaten oynuyordu bu yüzden bir sonraki seansı bekledik.

- A national campaign for energy saving is underway.
- Enerji tasarrufu için ulusal bir kampanya halihazırda çalışılıyor.

- When we arrived the show was already underway.
- Biz geldiğimizde şov devam ediyordu.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

10 Haziran 2018 Pazar

İngilizce ''Such as'' Tanımı ve Örnek Cümleler

İngilizcede yaygın kullanımı olan ''Such as'' -mesela, -misal, -gibi, -örneğin gibi anlamlara gelen bir edattır.  Benzer özellik taşıyan bir diğer örnek olarak ''like'' edatından bahsedebiliriz.

- You will need some form of identification, such as a driver's license.
- Sürücü ehliyeti gibi kimliğini ibraz edebileceğin bir şeye ihtiyacın olacak.

- Questions such as the one you've asked are difficult to answer.
- Daha önce sordukların gibi sorular cevap verilmesi zor sorular.

- He liked taking things such as radios apart and putting them back together and enjoyed maths and science.
- Radyo gibi şeyleri dağıtıp bir araya getirmeyi sever, matematik ve fenden zevk alırdı. 

- The fruit and other foods such as meat, fish and eggs boost serotonin.
- Meyve ve et, balık ve yumurta gibi diğer yiyecekler serotonin sağlar.

- We wanted the freedom to sign trade deals with old friends such as India and Australia.
- Hindistan ve Avustralya gibi eski arkadaşlarla ticaret anlaşmaları imzalamak adına özgürlük istedik.

- Before making an important purchase, always ask people you trust, such as close friends and family.
- Ciddi bir harcama yapmadan önce, güvendiğiniz insanlara danışın örneğin: Yakın arkadaş, aile gibi.

- They played games such as bingo.
- Bingo gibi oyunlar oynadılar.

- A plan such as you propose will never succeed.
- Senin tavsiye ettiğin gibisinden bir plan katiyyen başarılı olmayacak.

- Mick doesn't like greasy food such as spareribs.
- Mick domuz eti gibi yağlı yemekleri sevmez.

- My father grows flowers such as tulips, pansies and daisies.
- Babam; lale, menekşe ve papatya gibi çiçekler yetiştirir.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''To pull someone's leg'' Açıklama ve Örnek Cümleler

To pull someone's leg: İngilizcede -kandırmak, -birini işletmek, -birine takılmak, -biriyle dalga geçmek, -kafa bulmak, -makara yapmak, -kafaya almak gibi anlamlara gelen bir deyimdir. Mots à mots çeviri olarak bakarsak: Birinin bacağını çekmek/asılmak anlamına bürünür lakin bizi ilgilendiren kısmı burası değildir.

- Of course I won't tell them; I was only pulling your leg.
- Tabi ki ona söylemeyeceğim; seninle sadece kafa buluyordum.

- Stop pulling my leg. You didn’t have lunch with John
- Benimle dalga geçmeyi kes! John ile öğle yemeği yemedin.

- I panicked when he said the exam was tomorrow, but then I realized he was just pulling my leg.
- Sınavın yarın olacağını söylediğinde panikledim ama sonra beni işlettiğini farkettim.

- I think he was just pulling your leg.
- Bence seninle makara yapıyor.

Mert:  The teacher is really angry with you! 
Melike: What? Are you pulling my leg
Mert: Yes, I'm only kidding.

- I was pulling his leg when I said I was going to marry Jenny but he believed me and bought me a present!
- Ona evlendiğimi söylediğimde onunla makara yapıyordum ama buna inandı ve bana bir hediye aldı.

Sorularınızı yorum kısmında belirtebilirsiniz.

9 Haziran 2018 Cumartesi

İngilizce ''Wardrobe Malfunction'' Ne demek ?

Harf harf, kelime kelime parçalarına ayırıp bu ifadeden bir anlam çıkarabilmek adına yapboz oynamaya hiç gerek yok.  ''Wardrobe Malfunction'' Türkçeye İngilizceden geçmiş ''Free kick'' ifadesinin; üzerimize giydiğimiz elbisenin umulmadık bir anda kazara mahrem yerlerimizi gün gibi yada spoiler verir gibi ortaya çıkaracak şekilde açılması anlamına gelmektedir. Tabiri caizse Türkçeden bildiğimiz ''Frikik'' ifadesi.  Tabi Türkçede frikik ifadesinin argoda kullanıldığını söylememize pek de gerek yoktur diye düşünüyoruz.

➧ Ünlü oyuncuların tarihe geçen frikikleri.
➧ Ünlü oyuncu Megan McKenna arabasına binerken frikik verdi.

➧But imagine how embrassing it would be if your wardrobe malfunction was caught by packs of photographers and broadcast worldwide.
➧It wasn't just the wardrobe malfunctions that were an endless source of mirth and exasperation.


Fikirlerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

5 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''So that'' Açıklama ve Örnek Cümleler

So that: İngilizcede -sin diye, -mesi için, -ması için gibi amaç belirtme anlamlarına gelen bağlaçlarından bir tanesidir. Devamında fiil cümlesi kullanırız. Bir diğer eş anlamlısı için ise ''In order that'' kavramından bahsedebiliriz ancak bu kullanım biraz daha resmi (formal) kullanımlarda tercih edilir.

- I think you should study for the test so that you don't fail.
- Bence başarısız olmaman için sınava çalışmalısın.

- I’ll go by car so that I can take more luggage.
- Daha fazla bagaj alabilmek için arabayla gideceğim.

- Accept the challenges so that you can feel the exhilaration of victory.
- Zaferin çoşkusunu hissedebilmeniz için zorlukları kabul edin.

- I’ll post the CD today so that you get it by the weekend.
- Cd'yi hafta sonu alman için bugün yollayacağım.

- But a singer's job is to interpret a story so that people feel it.
- Ancak bir şarkıcının görevi insanların hissetmeleri için bir hikayeyi yorumlamaktır.

- We will take lots of blankets so that we can keep ourselves warm.
- Kendimizi sıcak tutabilmemiz için çok sayıda battaniye alacağız.


- I took shelter under a tree so that I wouldn’t get drenched in the rain.
- Yağmurda sırılsıklam olmamak için bir ağacın altına sığındım.

- She worked hard so that she would pass the test.
- Testi geçmesi için çok çalıştı.

- He walked on tiptoe so that nobody would hear him.
- Kimse onu duymasın diye parmak ucunda yürüdü.

- He worked all night so that he could get the job done in time.
- İşi zamanında bitirebilsin diye bütün geçe çalıştı.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...