30 Eylül 2019 Pazartesi

''Excavate'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Excavate: Kazı yapmak, Kazmak, Oymak, Hafriyat yapmak anlamlarına karşılık gelmektedir.


Kullanımı Excavate + something/somewhere şeklindedir.


Excavation: İsim halidir ve dolayısıyla kazı, kazma yeri, çukur manasına gelmektedir.




- A contractor was hired to drain the reservoir and to excavate soil.

- Depoyu tahliye etmek ve toprağı kazmak için bir müteahhit işe alındı.


- They excavated an ancient city.

- Antik bir şehri kazdılar.


- Workers slowly excavate subways tunnels using explosives to break up the rock.

- İşçiler taşları kırmak için patlayacılar kullanarak yavaş yavaş tünelleri kazıyorlar.


- They were men who had studied Greek history and Greek art and they planned to excavate Olympia.

- Yunan tarihi ve sanatı alanında mütehassıs adamlar vardı ve Olympia'yı kazmayı planladılar.


- To excavate an archaeological dig site a great deal of time and patience is required

- Bir arkeolojik kazı alanını kazmak için çok fazla zaman ve sabır gerekir.


- The first step in an archaeological excavation is surveying the area.

- Bir arkeolojik kazıda ilk adım ortamı gözlemlemektir.


- What tools do archaeologists use for excavation?

- Arkeologlar kazı için ne tür aletler kullanırlar?




Örnek Cümlelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz!

28 Ağustos 2019 Çarşamba

"Hinder" Anlamı ve Örnek Cümleler

Hinder: Sözlük karıştırdığımızda karşımıza çıkan anlamlar; Engellemek, Engel olmak, Aksatmak, Sonraya kalmak, Mani olmak, Köstek olmak şeklindedir. 


Düzensiz (Irregular) fiillerdendir. Örnek cümlelerimizle gelin fiilimizin anlamını pekiştirelim, daha akılda kalıcı hale getirelim.


- It slowed everything down as they hindered  each other,

- A mother who killed her two young daughters because they hindered her X-rated lifestyle has been jailed for life.

- I hate red lights, they always hinder me as I'm on my way to work.

- Rifts govern the doom, they hinder the euphoria we can be.

- Lack of compliance is hindering the investigation.

- God may, by almighty grace, hinder the absolute completion of sin in final obduracy


Sizde kendi örnek cümlelerinizi ekleyebilirsiniz.


14 Mart 2019 Perşembe

''All The Same'' Anlamı ve Örnek Cümleler

İngilizceyi anlaşılırlık hususunda, en basit düzeye kavraması en makul boyuta indirgemeye durmaksızın devam ediyoruz. Bu yazımızda ''All The Same'' ifadesini çeşitli açılardan inceleyeceğiz ve örnek cümlelerle birlikte anlatamımıza kuş konduracağız. 




All the same: Buna karşın, yine de, bununla birlikte,ne olursa olsun gibi anlamlara gelmesi bu ifadenin tabiri caizse vazgeçilmez huylarından bir tanesidir.Kendinden sonra fiil cümlesi almayı vazife olarak bilir. Bakalım örnek cümlelerimiz bu konuyu bize nasıl görsellendiriyor.




➧ It rained every day of our holiday  but we had a good time all the same.

 Tatilimizin her gününde yağmur yağdı fakat buna karşın iyi vakit geçirdik.


➧ People in the wedding were tired. All the same, nobody wanted to leave.

Düğündeki insanlar yorgundular yine de kimse ayrılmak istemedi.




➧ Kaan is weak and dependent, but you love him all the same.

 Kaan zayıf ve muhtaç ama buna rağmen onu seviyorsun.



➧ I’m sure he’s safe, but all the same, I wish he’d come home

 Biliyorum O güvende  ama yine de eve gelmesini isterim.


➧ All the same, there is some truth in what he says.

 Ne olursa olsun, söylediklerinde gerçeklik payı var.


➧ I'm not likely to run out of money, but all the same, I'm careful.

 Paramın bitmesi pek söz konusu değil ama yine de dikkatliyim.


Benzer anlamlısı olan bir de Just the same ifadesi bulunmaktadır;



➧ I didn’t expect to find anything, but I decided to look around just the same.

 Hiçbir şey bulmayı ummadım ama yine de etrafa bir bakmaya karar verdim.




Bunlara ilave olarak, ''All the same to someone'' kullanımı mevcuttur ve bu mevcudiyetin ve istikbalin yegane temeli öğrenme azminden geçer. Anlam olarak ise,  fark etmez, her yol Ankara, sana kalmış, paşa keyfin nasıl istiyorsa, sana uyarsa.. gibisinden karşılıklar atfedebiliriz. 





➧ We can do it either today or tomorrow it's all the same to me.

Bunu bugün ya da yarın yapabiliriz, bana fark etmez.



➧ I'd like to go fishing tomorrow morning, if it's all the same to you.

Yarın sabah balığa gitmek istiyorum, eğer sana uyuyorsa.



➧ You can stay or go, it’s all the same to me.

Gide de bilirsin, kalada bilirsin; la bize her yol Ankara.


➧ I'll have tea - if it's all the same to you.

Sana da uyarsa çay alacağım.




Konumuzu burada noktalıyoruz arkadaşlar, sorularınızı yorum kısmında belirtebilir aynı şekilde yazımıza kendinize ait örnek cümlelerinizle katkıda bulunabilirsiniz. İyi Çalışmalar.

9 Eylül 2018 Pazar

''Matchmaker'' Anlamı ve Örnek Cümleler



Matchmaker: Çöpçatan. Evlenmelerde aracılık eden kimse. Kimin kiminle evleneceğini önceden kararlaştırıp gerçekleştirdiğine inanılan manevi güç


- When did you become a matchmaker?

- A matchmaker is not only able to present you in your best and most genuine light, they’re able to filter and select suitable dates, so you have one less chore.

- A matchmaker is more than a woman in an office flipping through profile

- I'm a matchmaker, therefore I see the good and the bad of dating, men and.

- This week I was inspired to talk to three matchmakers.






9 Ağustos 2018 Perşembe

International Survey Shows Habits of Happy Couples




Mutlu Çiftlerin Davranış Biçimlerini Açıklayan Uluslararası Bir Araştırma Der ki:


➧ Happy couples tend to share equally in housework.

➧ Happy couples divide housework into specific chores for each person to do.

➧ Happy couples make the relationship the most important thing.

➧ Happy couples hide information that might hurt the relationship.

➧ The United States is the most romantic country.

➧ Public affection and affection in general is important in a good relationship.

➧ Women need more romance than men.

➧ Men feel criticized by women who try to help them.

➧ Kindness in relationships is not that important.

➧ Happy couples can change and have different interests as long as they can talk about it.

5 Temmuz 2018 Perşembe

''Take over'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Take over: Phrasal verb ailesinden olan bu fiilimiz, devralmak, yüklenmek, yönetimi ele geçirmek,
yerine geçmek (başkasının/başka bir şeyin), yönetimi üstlenmek, üstlenmek, bir şeyin kontrolünü ele almak gibi anlamlar taşımaktadır. Örnek cümlelerle beraber yaygın kullanımı olan bu fiilimizi zihnimizde kalıcı hale getirelim.

Takeover, ise birleşik yazılışıyla isim formuna dönüşmüş ve ele geçirme, devralma anlamına bürünmüştür.


- The firm was badly in need of restructuring when she took over.
- Şirketi devraldığında, şirketin fena şekilde yeniden yaplanmaya ihtiyacı vardı.

- The firm has been taken over by one of its main competitors.
- Şirket başlıca rekabetçilerinden biri tarafından devralındı.

- Some workers will lose their jobs as machines take over.
- Bazı işçiler, makinelerin insanların yerini almasından dolayı işlerini kaybedecekler.

- Can you take over the cooking while I walk the dog?
- Ben köpeği yürütürken yemek pişirme işini devralabilir misin?

- They organised a coup and once more took over the country.
- Eskiden bir darbe düzenlediler ve ülke yönetimini ele geçirdiler.

- What's the risk of robots taking over your job?
- Robotların işinizi devralma riski nedir?

- The government experienced a military takeover in 2002.
- Hükümet 2002'de asker bir devralma deneyim etti.

- Try not to let negative thoughts take over.
- Olumsuz düşüncelerin ele geçirmesin izin vermeyin.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

3 Temmuz 2018 Salı

''On the verge of'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Be on the verge of: Bir hadisenin veya durumun olmak üzere olduğunu, gerçekleşmeye az kaldığını, eli kulağında olduğunu ifade etmeye yarayan bir edattır. Sözlüklerde ise: -üzere, -nın eşiğinde, -üzerinde olmak gibi yaptığımız açıklamanın benzeri niteliğinde sonuçlar çıkmaktadır. Am/is/are ile kullanımında anlamsal olarak daha çok gelecek zamana atıfta bulunulmuş olur.

⧫ Akabinde noun veya noun phrase kullanırız.


- We were on the verge of divorce.
- Ayrılmanın eşiğindeydik.

- The country was on the verge of becoming prosperous and successful.
- Ülke refahın ve muvaffakiyetin eşiğindeydi.

- The two countries were on the verge of war.
- İki ülke savaşığın eşiğindeydiler.

- Some wild animals are on the verge of extinction.
- Bazı vahşi hayvanların soyları tükenmek üzere.

- The company is on the verge of bankruptcy.
- Şirket iflasın eşiğinde.

- I hear his business is on the verge of ruin.
- İşinin berbat olmak üzere olduğunu işitiyorum.

- When I was on the verge of losing you, I saw how sinful my soul was. 
- Seni kaybetmenin eşiğine geldiğimde, ruhumum ne kadar hain olduğunu gördüm.

- The poor cat was on the verge of starvation.
- Zavallı kedi açlıktan ölümün eşiğindeydi.

- My dad is on the verge of death.
- Babam ölümün eşiğinde.


The verge of something olarak da kullanım mümkündür ve bir şeyin eşiğine gelmek, eşiğine ulaşmak şeklinde anlamlandırabiliriz.


- Her husband's violent and abusive behaviour drove her to the verge of despair.
- Kocasının şiddetçi ve istismarcı davranışları onu çaresizliğin eşiğine getirdi.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...