14 Şubat 2018 Çarşamba

İngilizce ''Matter'' Kapsamlı Kullanım Kılavuzu..

''Matter'' kavramının İngilizce'de kendine yer bulduğu kullanımları ele almaya kalksak makaleler, tezler yazmak üzerinde epey zaman harcamak icab eder. Gelin bu yayınımızda öyle yapalım..

Sözlükleri karıştırdığımızda yüzeysel olarak ''önemli olmak'', ''mesele'' ,''konu'' ''cisim'' gibi meallar ile karşılaşırız. Ancak mesele bu kadarından ibaret değil.

- This matter doesn't concern you.
- Bu mesele seninle igili değil.

- What is your opinion on this matter?
- Bu konuda senin düşüncen nedir?

It doesn't matter: İlgilenmiyorum, önemli değil, farketmez.

- It doesn't matter why.
- Neden olduğu önemli değil.

- The price doesn't matter.
- It doesn't matter what he said.
- It doesn't matter what I do.
- It doesn't matter how small it is.
- It doesn't matter to me if you take this book.
- It doesn't matter who says that, it's not true.
- It really doesn't matter to me.

A matter of time/hours/time etc : Bir zaman ifadesiyle kullandığımızda ''bir kaç'' anlamı taşır. Süre olarak az bir zamanı kastediyoruzdur. Bir şeyin olması ''an meselesi'' diyebiliriz.

- It's just a matter of time before you go broke.
- Dımdızlak kalman an meselesi.

- It's just a matter of time before Tom gets into trouble again.
- It’ll only be a matter of hours before he gets back

As a matter of course: elbette ki, haliyle, gayet tabii, doğal olarak, vazife gereği gibi anlamlar taşır.

- As a matter of course, you must complete your final project in order to receive a passing grade.
- Geçer not almak için doğal olarak final projeni tamamlamalısın.

- I lock my car doors as a matter of course whenever I get out of my car

Be a matter of opinion: Türkçe'den bildiğimiz ''herkesin düşüncesi farklıdır'', '' tabi kişiden kişiye değişir'' ifadelerinin ruh ikizidir.

- She’s a great singer. That’s a matter of opinion.
- O Harika bir şarkıcı. Tabi bu benim düşüncem (başkası katılmayabilir)

- I know it's a matter of opinion, but I think that living in the city is more enjoyable than living in the suburbs.
- Biliyorum (herkesin düşüncesi farklıdır) ama şehirde yaşamak bana göre kenar mahallelerde yaşamaktan daha keyif verici.

Be another matter: ''Orası ayrı konu'', ''Ayrı mesele'' dersek yanlış söylemiş olmayız.

- That's another matter.
- Bu ayrı mesele.

- I know which area they live in, but whether I can find their house is a different matter.
- Nerede yaşadıklarını biliyorum ama evlerini bulabilip bulamayacağım ayrı mesele.

Grey matter: Zeka, akıl, beyin gücü manasındadır.  

- We could use your gray matter as we try to solve this problem.
- Bu sorunu çözmek için senin gray matter'ını kullanabiliriz.

A matter of life and death: Ölüm kalım meselesi!

- That's a matter of life and death.
- Bu ölüm kalım meselesi.

- Making light of cavities can be a matter of life and death.
- She told the doctor to hurry as it was a matter of life and death.

Mind over matter: İrade, akıl gücüyle fiziksel sorunların, rahatsızlıkların üstesinden gelmek. İnanç meselesi, kafada halletmek gibi..


- How does he manage to work when he’s so ill? Mind over matter.
- Çok hastayken nasıl çalışıyor?  - İrade işi.

- Once your mind has fully accepted the suggestion that you are well, you immediately start to feel better. This is mind over matter.
- Bir defa zihnin tamamiyle iyi olduğun fikrini kabul etti miydi, birden daha iyi hissetmeye başlarsın. Bu irade meselesi (inanç meselesi)

No matter: Önemli değil, önemi yok, çokta umrumda.

- We'll get them to talk no matter what it takes
- Ne gerektiğinin önemi yok konuşmalarını sağlayacağız.

- I'll stand by you no matter what others may say.
- I'm happily married, no matter what anyone says.
- No matter how heavily it snows, I have to leave.

To take matters into your own hands: İpleri kendi eline almak, kontrolu eline almak.

- I'm just going to have to take matters into my own hands and start supervising the work directly.
- Derhal ipleri kendi elime alacağım ve işi direkt olarak idare etmeye başlayacağım.

The matter at hand: Önceliği olan veya halihazırda tartışılan konu mesele vazife herhangi bir şey olabilir. 

- Let's get back to the matter at hand. Don't get distracted
- Konumuza geri dönelim. Dikkat dağınıklığı olmasın.

For that matter: Bu meseleyle ilgili olarak, bu sebepten, bu yüzden denilebilir.

- Sam is quite arrogant. So is his sister, for that matter.
- Sam bayağı kaba. O yüzden kardeşi de öyle.
- I didn't sleep well last night. I actually haven't slept well all week, for that matter.

The root of the matter: Konunun özü, can alıcı noktası.
Go to the root of the matter: Konunun özüne gelmek, sadete gelmek.

- Here's the root of the matter.
- Before we get to the root of the matter, I'd like to assure each of you that your jobs are secure.

No easy matter: Kolay değil, herkesin harcı değil, kolay iş değil.

- Choosing the colour for the drawing-room walls was no easy matter.
- Setting up an interview with her was no easy matter.

Matter, madde demektir.

- Matter is the physical part of the universe consisting of solids, liquids, and gases.

Matter, birinin bir derdi, sıkıntısı, problemi olduğunda bunun ne olduğunu sorgulamanın yoludur.

- Hüseyin, what's the matter? You don't seem happy.
What's the matter with your office?


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''As a matter of fact'' Ne demek?

As a matter of fact: Gerçekten, Hakikaten, doğrusunu istersen, aslına bakarsan, işin aslı, aslında, hatta, esasen, aksine, dahası, gerçek şu ki gibi anlamlara gelen bir yapıdır. Bir konu hakkında ekstra bilgi vereceğimiz durumlarda ya da bir durum veya eylem için karşıt fikir belirteceğimiz zamanlarda kullanırız.

- Sinan is not a lazy boy. As a matter of fact, he works hard.
- Sinan tembel bir çocuk değil, aksine çok çalışır.

As a matter of fact, that movie was boring.
- Doğrusunu istersen bu film sıkıcıydı.

As a matter of fact, it is true.
- İşin aslına bakarsak, doğru.

- As a matter of fact, I dislike him.
- Aslında ondan hoşlanmam.

As a matter of fact, she is my sister.
- Dahası o benim kız kardeşim.

- The shoes are still stylish, and as a matter of fact , I'm wearing a pair right now.
- Ayakkabılar hala moda, hatta bir çiftini hala giyiyorum.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

10 Şubat 2018 Cumartesi

İngilizce ''In order to'' ve ''In order that'' Kullanımları ve Farkları..

In order to: İngilizce'de bu yapıyı bir eylem ve durumun -ması için, -amacı ile, -mek/mak için şeklinde ifade edilişindi kullanıyoruz.Şöyle şöyle olsun diye/olması için böyle yapıyorum yada böyle yaptım şeklinde algılayabiliriz. Yani bir amaç bir hedef gözetiyoruz.

Kullanımı ise in order to + verb infinitive olarak ifade edilebilir.

- Adem came home early in order to see the children before they went to bed.
- Adem çocukları yatmadan önce onları görmek için eve erken geldi.

- I came early in order to get a good seat. 
- Oturacak iyi bir yer almak için erkenden geldim.

- I am saving money in order to study abroad.
- Yurt dışında eğitim almak için para biriktiriyorum.

- I hurried in order to catch the first train.
- İlk treni yakalamak için acele ettim.

In order to do that, you have to take risks
- Bunu yapmak için risk almak zorundasın.

- What should I do in order to save time?
- Zamandan tasarruf etmek için ne yapmalıyım?

In order that, Anlam olarak aynıdır ancak bu yapının devamında genelde ''modal'' yapılarından birini kullanırız ve haliyle bu da devamında cümle 'verb phrase' kullanmamız anlamına gelir daha çok akademik dilde kullanılır yani formal bir özelliğe sahiptir.

- I send them daily reports in order that they may have full information about their children’s progress.
- Çocuklarının gelişimleri hakkında tam bilgi sahibi olmaları için onlara günlük raporlar gönderiyorum.

- He raised his hand in order that the taxi might stop.
- Taksinin durması için elini kaldırdı.

- He did everything in order that he could get the prize.
- Ödülü alabilmek için herşeyi yaptı.

- They study in order that they may enter the university.
- Üniversiteye girebilmek için çalışıyorlar.

- The individual sacrifices in order that he may reap his reward or receive his compensation.
- Kişi ödülünü almak  ya da emeğini elde etmek için kendini feda eder.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''Would Rather'' Konu Anlatımı..

İngilizce'de ''Would Rather'' yapısını tercih, seçim durumlarında kullanıyoruz ya da bir eylem ve durumu başka bir tanesinden daha fazla yapmak istediğimizi veya tercih ettiğimizi ifade ederken kullanıyoruz.


- I'd rather die.
- Ölmeyi tercih ederim/yeğlerim.

- I would rather go to the concert tonight.
- Bu gece konsere gitmeyi tercih ederim.

- I would rather have a coffee
- Kahve istiyorum/kahveyi tercih ederim.

➮Ya da bahsettiğimiz gibi bir şeyi başka bir şeye tercih ederm gibi ifadelerde kullanılır.. ve ''than'' kullanılırız.

- I'd rather stay than go.
- Gitmektense kalmayı tercih ederim.

- I would rahter go to a movie tonight than study lesson.
- Bu gece ders çalışmaktansa sinemaya gitmeyi tercih ederim.

- I'd rather walk than take a bus
- Otobüse binmektense yürümeyi tercih ediyorum.

- I would rather starve than steal.
- Çalmaktansa aç kalmayı tercih ederim.

- I'd rather be a bird than a fish.
- Balık olmaktansa kuş olmayı tercih ederim.

- I'd rather stay home than go out in this weather.
- Bu evde kalmayı dışarı çıkmaya tercih ederim.

➱Olumsuz form,  would rather + not şeklindedir.

- I'd rather not discuss that.
- Bunu tartışmamayı yeğlerim.

- I'd rather not talk about it here.
- Burada bu konu hakkında konuşmamayı tercih ederim/konuşmak istemem.

➯Past formu ise would rather + past participle V3 şeklindedir.

- The movie was amazing, but I would rather have gone to the party last night.
- Film harikaydı ama dün geçe partiye gitmeyi tercih ederdim.

➯Progressive şekli ise, would rather + be + -ing olarak ifade edilebilir.

- I would rather be lying on a beach in Antalya than be sitting in class right now.
- Şu an sınıfta olmak yerine Antalya'da plajda sere serpe uzanmayı tercih ederim.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce Even/Even If/ Even though Konu Anlatımı..

İngilizce'de Sık Sık karşılaştığımız dil elemanlarından bir tanesi de kuşkusuz ''Even'' kavramıdır.

Even, zarf işlevindedir ve hatta, bile gibi anlamlar taşır. Sürpriz bir durum, beklenmedik anlar, alışılmadık sıradışı olay ve hadiseler ortaya çıktığında kullanılır.

- He didn’t even have enough money to pay for ticket.
- Bileti ödeyecek kadar parası bile yoktu.

- You love me, even after the terrible things ?
- Berbat şeylerden sonra bile beni seviyor musun ?

- Some people can't even read.
- Bazı insanlar okumayı bile bilmiyor.

- I work even on Sunday.
- Pazar günü bile çalışıyorum.

- Human beings will live for 150, even 200 years by the end of the century.
- İnsanoğlu yüzyılın sonuna kadar 150, hatta 200 yıl yaşayacak.



- Don't even talk to Hale.
- Hale'yle konuşma bile.

- I feel even worse than I look.
- Görümdüğünden bile daha fazla kötü görünüyorum.

- It was so easy, even a child could do it.
- Bir çocuk dahi yapabilse bile, çok kolaydı.

- He didn't leave her even after all she had said.
- Söylediklerinden sonra bile onu terketmedi.

Even though ve Even If, anlamca -e rağmen  veya -sa bile şeklindedir. İngilizce'de synonim (eş anlamlısı) ''in spite of the fact that'' veya ''although'' yapılarıdır.

- Even though she was busy, she came to see me.
- I think they’re amazing, even though they haven’t won any games this season.

Even if, beklenmedik sıradışı ekstrem durumlarda söz konusu olduğunda kullanılır.

- I’m still going to go swimming in the sea even if it rains.
- Yağmur yağsa bile yüzmeye gideceğim.

- She will come even if she is tired.
- Yorgun olsa bile gelecek.

- Even if he does something bad, he'll never admit it.
- Kötü bir şey yapsa bile katiyyen kabul etmez.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''Would'' Kullanımları Detaylı Anlatım

İngilizce'de sık sık karşımıza çıkan ''Would'' yapısı için ayrı ayrı yayın paylaşmaktansa tüm kullanımlarını madde madde bu yayınımızda ele alıyoruz.

Would, yapısını kullandığımız durumlardan bir tanesi, gerçek dışı hayali durumlardır.

- I would love to visit Paris.
- Aah ah Paris'i ziyaret etmek isterim/istiyorum.

- I would like to be professional dancer.
- Profesyonel bir danscı olmak isterim.

Would like / would love kullanımlarını burada görüyoruz. Bu iki kullanımda aynı zamanda istiyorum demenin kibar yoludur.

- I would like to pick you up, but I’m late for a meeting
- I would love to pick you up, but I'm late for a meeting.
- I would like to ask a question. 
- I would like to make a request.

Would love ise, bir şeyi çok istediğimizin tercümesidir.

Would, reported speech kullanımı mevzu bahis olduğunda ''will'' yapısının past (geçmiş) formudur.

Hakan: ''I will be late.''
- Hakan said that he would be late.


Would, yine gerçek dışı hayalini kurduğumuz olmasını istediğimiz durumlar için kullanılır. Şöyle şöyle olsaydı böyle yapardım gibi.. 

- If I won the lottery, I would travel the world.
- If I had worked harder, I would have passed the exam.


Would, yapısının bir diğer kullanımı ise, geçmişte tekrarlanana eylem ve durumların ifade edilişinde yer bulmasıdır.

- When I was young I would do my homework every evening.
- In the summer we would always go swimming.
- When I was child, my father would read me a story at night.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

9 Şubat 2018 Cuma

İngilizce Can/Could Ability Konu Anlatımı..

Bir tür modal olan Can/Could -e bilmek yapılarında sistem şu şekilde işlemektedir.

Can, fiziksel becerileri anlatmada kullanılır.

- I can lift that heavy stone.
- Bu ağır taşı kaldırabilirim.

- Mustafa Kasnak can run fast.
- She can jump high.

Can, çoğunlukla, see, hear, feel, smell, taste fiilleriyle kullanılır.

- I can see Gülhane Park from my office in İstanbul.

Can, sahip olunmuş, elde edilmiş becerileri ifade edilirken kullanılır.

- I can play the guitar.
- I can hardly swim.
- He can read and write.

Can, Olasılıkları ifade etmede kullanılır.

- Anybody can make a mistake.
- You can buy a ticket from any store.
- We can see Dicle over there.


Can, Informal, yani resmiyet dışı samimi durumlarda izin, rıza anlamlarında kullanılır.

- I'm not ready right now, you can leave.
- When you finish your work, you can be off.

Ancak resmiyetvari bir durum ortadaysa may tercih edilir.

Olumsuz form,

Cannot veya can't şeklindedir. can not gibi bir kullanım yoktur.

Could, past formudur ve beceri yetenek ifadelerinin geçmiş zamandaki varlığını ifade ederken kullanırız.

I could lift the box but you couldn't.

''Be able to'' kullanımı ile ''Can'' kullanımının arasındaki benzerliklere ve  farklara bakmanızı şiddetle öneririz.

İçeriğe ulaşmak için tıklayın: İngilizce ''Be able to'' vs ''Can/Could'' Detaylı Anlatım

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...