10 Haziran 2018 Pazar

İngilizce ''To pull someone's leg'' Açıklama ve Örnek Cümleler

To pull someone's leg: İngilizcede -kandırmak, -birini işletmek, -birine takılmak, -biriyle dalga geçmek, -kafa bulmak, -makara yapmak, -kafaya almak gibi anlamlara gelen bir deyimdir. Mots à mots çeviri olarak bakarsak: Birinin bacağını çekmek/asılmak anlamına bürünür lakin bizi ilgilendiren kısmı burası değildir.

- Of course I won't tell them; I was only pulling your leg.
- Tabi ki ona söylemeyeceğim; seninle sadece kafa buluyordum.

- Stop pulling my leg. You didn’t have lunch with John
- Benimle dalga geçmeyi kes! John ile öğle yemeği yemedin.

- I panicked when he said the exam was tomorrow, but then I realized he was just pulling my leg.
- Sınavın yarın olacağını söylediğinde panikledim ama sonra beni işlettiğini farkettim.

- I think he was just pulling your leg.
- Bence seninle makara yapıyor.

Mert:  The teacher is really angry with you! 
Melike: What? Are you pulling my leg
Mert: Yes, I'm only kidding.

- I was pulling his leg when I said I was going to marry Jenny but he believed me and bought me a present!
- Ona evlendiğimi söylediğimde onunla makara yapıyordum ama buna inandı ve bana bir hediye aldı.

Sorularınızı yorum kısmında belirtebilirsiniz.

9 Haziran 2018 Cumartesi

İngilizce ''Wardrobe Malfunction'' Ne demek ?

Harf harf, kelime kelime parçalarına ayırıp bu ifadeden bir anlam çıkarabilmek adına yapboz oynamaya hiç gerek yok.  ''Wardrobe Malfunction'' Türkçeye İngilizceden geçmiş ''Free kick'' ifadesinin; üzerimize giydiğimiz elbisenin umulmadık bir anda kazara mahrem yerlerimizi gün gibi yada spoiler verir gibi ortaya çıkaracak şekilde açılması anlamına gelmektedir. Tabiri caizse Türkçeden bildiğimiz ''Frikik'' ifadesi.  Tabi Türkçede frikik ifadesinin argoda kullanıldığını söylememize pek de gerek yoktur diye düşünüyoruz.

➧ Ünlü oyuncuların tarihe geçen frikikleri.
➧ Ünlü oyuncu Megan McKenna arabasına binerken frikik verdi.

➧But imagine how embrassing it would be if your wardrobe malfunction was caught by packs of photographers and broadcast worldwide.
➧It wasn't just the wardrobe malfunctions that were an endless source of mirth and exasperation.


Fikirlerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

5 Haziran 2018 Salı

İngilizce ''So that'' Açıklama ve Örnek Cümleler

So that: İngilizcede -sin diye, -mesi için, -ması için gibi amaç belirtme anlamlarına gelen bağlaçlarından bir tanesidir. Devamında fiil cümlesi kullanırız. Bir diğer eş anlamlısı için ise ''In order that'' kavramından bahsedebiliriz ancak bu kullanım biraz daha resmi (formal) kullanımlarda tercih edilir.

- I think you should study for the test so that you don't fail.
- Bence başarısız olmaman için sınava çalışmalısın.

- I’ll go by car so that I can take more luggage.
- Daha fazla bagaj alabilmek için arabayla gideceğim.

- Accept the challenges so that you can feel the exhilaration of victory.
- Zaferin çoşkusunu hissedebilmeniz için zorlukları kabul edin.

- I’ll post the CD today so that you get it by the weekend.
- Cd'yi hafta sonu alman için bugün yollayacağım.

- But a singer's job is to interpret a story so that people feel it.
- Ancak bir şarkıcının görevi insanların hissetmeleri için bir hikayeyi yorumlamaktır.

- We will take lots of blankets so that we can keep ourselves warm.
- Kendimizi sıcak tutabilmemiz için çok sayıda battaniye alacağız.


- I took shelter under a tree so that I wouldn’t get drenched in the rain.
- Yağmurda sırılsıklam olmamak için bir ağacın altına sığındım.

- She worked hard so that she would pass the test.
- Testi geçmesi için çok çalıştı.

- He walked on tiptoe so that nobody would hear him.
- Kimse onu duymasın diye parmak ucunda yürüdü.

- He worked all night so that he could get the job done in time.
- İşi zamanında bitirebilsin diye bütün geçe çalıştı.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

23 Mayıs 2018 Çarşamba

İngilizce ''As to'' Tanımı ve Örnek Cümleler..

As to: İngilizcede bu edatımız, -ilişkin, -e gelince, -konusunda, hakkında, -e ilişkin olarak, hususunda, -e dair, göre  gibi anlamlara gelir ve yazılı veya sözlü ifadelerimize bir ustalık, bir profesyonellik görünümü katar.. Örnek cümlelerle ne demeye çalıştığımızı daha iyi kavrayalım..

- We are puzzled as to how it happened.
- Ne olduğu konusunda şaşkınız.

- I'm in a quandary as to how to deal with the problem.
- Problemin nasıl çözüleceği hususunda ikilemdeyim.

- The flowers were graded as to color.
- Çiçekler renklerine göre derecelendirilir.

- I can’t answer questions as to how much money Mr. Ahmet is being paid.
- Ahmet bey'e ne kadar para ödendiği hakkındaki sorulara cevap veremiyorum.

- He was uncertain as to which road to take.
- Hangi yoldan gidileceği konusunda kararsızdı.

- There's no decision as to when the work might start.
- İşin ne zaman başlayacağı konusunda bir karar yok.

- He had no idea as to what she had in mind.
- Onun kafasında ne olduğuna dair bir fikri yoktu.

28 Mart 2018 Çarşamba

İngilizce ''Get used to'' Ne demek ?

İngilizcede ''Get used to'' elemanı, alışmak, bir şeye/kimseye ya da bir şey yapmaya alışmak anlamlarında kullanılır. Sözlüklerde kanıksamak anlamı da bulunur.

Get used to someone/something: Birine/bir şeye alışmak.
Get used to doing something: Bir şey yapmaya alışmak.

Kullanım biçimlerini de  bu şekilde formüle edebiliriz. Örneklerle yaygın kullanımı olan bu yapıyı pekiştirmeye başlayalım.


- This is how we do things here. You'll soon get used to it.
- Burada işler böyle yapılır. Sen de buna yakında alışacaksın.

- You quickly get used to using the digger.
- Kepçeyi kullanmaya çabucak alıştın.

- I can't get used to Ferdi.
- Ferdi'ye alışamıyorum.

- I could get used to this
- Buna alışamadım.

- I'll never get used to that.
- Buna hiç bir zaman alışmayacağım.

- You'll get used to it one day.
- O şeye bir gün alışacaksın.

- I'm beginning to get used to living in this city:
- Bu şehirde yaşamaya alışmaya başlıyorum.

- You'll soon get used to the noise.
- İleride sese alışacaksın.

- Don't worry. You'll get used to it.
- Endişelenme bu şeye alışacaksınç

- I can get used to just about anything
- Hemen her şeye alışabilirim.

- You'll soon get used to living in this country.
- Sonraları bu ülkede yaşamaya alışacaksın.

- I just can't get used to taking orders from your father.
- Yalnızca babandan emir almaya alışamıyorum.

- It took Eray a few weeks to get used to working in his new office.
- Eray'ın yeni ofisinde çalışmaya alışması bir kaç hafta sürdü.

- Melih just needs a little time to get used to the idea that this small kid will now be his stepsister.
- Melih'in bu küçük kız çocuğunun üvey kardeşi olması fikrine alışması için biraz zamana ihtiyacı var.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşmaktan imtina etmeyin.

23 Mart 2018 Cuma

İngilizce ''Never-never Land'' Ne demek?


Never-never land: Her şeyin memnun edici, harika ve mükemmel olduğu hayali bir yeri tanımlar bu tabir. Tabiri caizse Düşler ülkesi. Herkesin muhakkak bir 'never-never land'i vardır ya da hayallerimizde canlandırdığımız ütopik bir yer olarak vasfedebiliriz bu kullanımı.

- If he thinks we can get this done by next week, he will be living in never-never land.
- Eğer önümüzdeki hafta itibariyle bu işi hallederse, düşler ülkesinde yaşıyor olacak.

- What If there is a real never-never land in the earth?
- Ya evrende gerçek bir düşler ülkesi varsa?

Öyle bir yer ki sanatçı Idina Medzel şarkısında böyle bahsetmiş o yerden,

I know a place where dreams are born
And time is never planned
It’s not on any chart
You must find it with your heart
To come home to Never Land

It might be miles beyond the moon
Or right here where you stand
Just keep an open mind
And then suddenly you’ll find
Never Never Land

The treasure when you stay there
Is precious more than gold
Once you’ve found your way there
You can never grow old

And that’s my home where dreams are born
And time is never planned
Just think of lovely things
And your heart will fly on wings forever
To Never Never Land.


İşin eğitimsel boyutuna geri dönmek icab ederse, sizde yorumlarda bu şarkı sözlerini Türkçeye çevirerek güzel bir alıştırma yapabilirsiniz.

İngilizce ''Persist'' ve ''Persist in'' Açıklama ve Örnekler..

İngilizce ''Persist'' fiili sahip olduğu anlamlar, farklı formları ve kullanımları yazımızdadır.

Persist fiili, Israr etmek, Üstelemek, Sürmek, Sürdürmek, İnat etmek, Kalmak, Devam etmek, Sebat etmek şeklinde farklı, ancak birbirilerine yakın manalara sahiptir. Örnek cümlelerle beraber zihnimizde daha net bir şema oluşturmuş olacağız.

- If the pain persists, consult a doctor.
- Eğer ağrı devam ederse doktora görün.

- The rainy  weather is set to persist throughout the week.
- Yağmurlu hava hafta boyunca devam edecek.

- They are determined to persist with their campaign.
- Mücadelelerini sürdürmekte kararlılar.

- If symptoms persist seek medical attention .
- Belirtiler devam ederse tıbbı yardım alın.

- 'So would you like me to book tickets?' she persisted.
- Bana bilet ayırır mısın? diye ısrar etti.

- The rain persisted throughout the night
- Yağmur gece boyunca devam etti.

- I will persist until I succeed.
- Başarana kadar, inat edeceğim.

To Persist in doing something: Bu defa ise mana bir şey yapmada ısrar etmek, bir şey yapmayı sürdürmek şeklindedir.
- Why do you persist in denying that it was your fault?
- Niçin hatanın sende olduğunu reddetmekte ısrar ediyorsun?

- Must you persist in blaming yourself for what happened?
- Olanlardan dolayı kendini suçlamayı sürdürmek zorunda mısın?

- Must you persist in making that noise?
- Bu sesi çıkarmayı sürdürmek zorunda mısın?

- Halil  persists in thinking that he's always right.
- Halil her zaman haklı olduğunu düşünmekte ısrar ediyor.

- Why does Reşat persist in believing she doesn't need any help?
- Niçin Reşat yardıma ihtiyacı olmadığı konusunda ısrar ediyor? 

- If you persist in bothering her like that, she'll lose her temper.
- Onu bu şekilde kızdırmaya devam edersen, sakinliğini kaybedecek.

Persistence: İsim (noun) formudur. Israr, sebat, inat, devamlılık, sürerlilik, kararlılık veya sebat etme anlamları güder.

- Ambition is path to succes, persistence is the vehicle you arrive in.
- Hırs, başarıya giden yoldur, süreklilik(kararlılık)  içinde geldiğiniz araçtır.

- Persistence quarantees that results are inevitable.
- Kararlılık, sonuçların kaçınılmaz olduğunu garanti eder.

- Energy and persistence conquer all things.
- Enerji ve sebat her şeyi fetheder.

- The habit of persistence is the habit of victory.
- Kararlılık alışkanlığı zafer alışkanlığıdır.

Persistent: Sıfat formudur. Israrlı, kararlı gibi anlamlara sahiptir.

- Any problem can be solved if you are persistent and patient.
- Sabırlı ve kararlıysan her türlü problem çözüme kavuşturulabilir.

- I have a persistent pain here.
- Burada devamlı bir ağrı var.

- I think Tom is persistent.
- Bence Tom kararlı biri.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...