İngilizce'de Should/Ought to/Had better gibi kipleri kabaca tavsiye durumlarında kullanmaktayız. Kompleks bir tarafı yoktur ölçüt bildiğimiz tavsiye, öneri derecesindedir. Bu kullanımların söz konusu olduğu bir ifadede '' Bu benim fikrim, benim tavsiyem, yapsan iyi olur, böylesi daha güzel'' gibi yaklaşımlar olduğunu anlayabiliriz. Must/Have to derecesinde aşırı zorunluluk anlayışı bu kullanımlar için yoktur.
➮Her üç kullanımın ardından fiil mastar halinde gelir.
- You Should study harder.
- Daha sıkı çalışşsan/çalışmaşısın.
- You should quit smoking.
- Sigara içmeyi bırakmalısın.
-You should tell the truth.
-We should always obey laws.
-When should I return the home?
-How much should I feed my puppy?
-Do you think I should go alone?
-You should always do your best.
-You ought to thank her.
-You ought to ask him for advice.
-He ought to go there.
-I ought to study tonight.
-You ought to love your hommates.
şeklinde örnekleri uzatabiliriz.
➮Olumsuz formları ise; Should not/Shouldn't ve Ought not/oughtn't şeklindedir.
Had better kullanımının bu kullanımlara göre ince bir ayrımı söz konusudur ve blogumuzda başka bir yayın içinde anlatımına ulaşabilirsiniz.
Tıklayın; ⟹ İngilizce Had better kullanımları ⟸
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
24 Ocak 2018 Çarşamba
23 Ocak 2018 Salı
İngilizce ''FUCK'' Fiili Çeşitli kullanımları..
İngilizce'de FUCK fiilinin ne anlama geldiğini İngilizce'yle hiçbir ilgisi olmayan kişiler bile az çok bilmektedir. Cinsellik eylemini icra etme anlamına gelmesinin yanında Küfür, sitem, isyan, öfke, aşağılama yerine göre şakalaşma durumlarında da tıpkı Türkçe'de de olduğu gibi argotik kullanımları da çok doğal olarak mevcuttur. Kısacası küfür, argo her dilin neredeyse vazgeçilmez bir parçası bir uzvudur. Elbette ki bu yayınımızda İngilizce dil ediniminde İngilizce öğrenenler için yaptığımız bu çalışmanın gayesi, bu dilde nitelikli küfür eden kişiler yetiştirmek değildir. Film, kitap, günlük kullanılan dil bunların tümünde kendine yer bulur argo ve bu sebeple bu şekilde başlık açmamızdaki bakış açısı, bu konunun İngilizce'nin bir parçası olmasıdır ve kullanılır kullanılmaz o şahısların ilgi alanları ve yaşayış biçimleriyle ilgilidir. Dolayısıyla biz İngilizce'nin vücudunda barındırdığı her bütünü ve parçaları blogumuzda yayınlamayı hedeflemiş bulunmaktayız. Lafı daha da uzatmadan, dil konuşmaya başlayalım ve dilbilgisel kullanım formlarına ve Türkçe'de nasıl anlamlarla eşdeğerdir bunları görelim..
FUCK: Birincil anlamı zaten sözlüklerde de karşılaşılan cinsel ilişkiye girmek şeklindedir.
➮Tek başına ünlem olarak ''Fuck!'' öfke veya acı halinde haykırış veya feryad ifadesi olabilir.
➮''Have sex'' kullanımın kaba ve argo versiyonudur.
WHAT THE FUCK: Bir dil refleksi olarak Türkçe'de sinir, öfke, sıkıntı veya yerine göre mizahın küfür seviyesine dahil edilerek kullanıldığı anlarda refleks veya iradeli olarak ağzımızdan çıkan cümlecikler veya sözcüklerdir. Bunlara örnek vermek uygun düşmez zaten örnekler kafanızda canlanmıştır.. İngilizce'de bu kalıbı tek başına kullanabildiğiniz gibi, devamında öfke, intikam vs hissi içerisinde olduğunuz cümle veya kavramı ekleyebilir, birlikte bir kullanım elde edebilirsiniz.
- What the fuck!
- What the fuck are you doing here ?
- What the fuck are you talking about ?
- What the fuck are you thinking?
➮Hedef dilde bu kullanımlara anlam vermek, artık söz konusu dilin kültürüne ahlak seviyesine yaşayış biçimine bağlıdır.
HOLY FUCK: Süpriz bir durumdaki tek soluklu haykırışınızı ifade etmeye yarar jargon camiasında. Bu defa öfke, acı yok aksine sevinç patlaması bir anlık hüküm sürmüş diyebiliriz yada şok olduk bir şeyler gelişti falan..
- You look into your bank account and see an extra 10.000₺.
- Holy fuck !
- Banka hesabınıza bakıyosunuz ve fazladan 10.000tl hesabınızda. Sonuç? Holy fuck!
➮Eş anlamlısı olarak, Holy shit/Holy fucking tedavüldedir.
FUCK YOU/HIM/HER/THEM/THAT: gibi gibi gider.. Bir şeye veya birine sinirden kudurduğunuz, öfkeden çıldırdığınız anlar olabilir veya bu ruh hallerine bağlı olarak aşağılamak, yerin dibine sokmak tutkusu.. İşte o şey veya o kişi bu fiile maruz kalır. Ruh hali ve beyin merkezi sistemi saldırganlık üzerine programlanmış durumdadır.
- Fuck you!
- En bilindikleri hiçbir şey bilinmiyorsa bile bu muhakkak vardır.
- Someone stole your wallet.
- Fuck him!
-Cüzdanınızı çaldı biri ve tepki; onu ben şöyle ...
- I have to pay 2000₺ to the bank.
- Fuck that!
➮Screw you/him/her gibi kafadar kullanımı da mümkündür.
GO FUCK YOURSELF: Bir üstteki kullanımla aynı anlama sahiptir. Spesifik bir anlam yüklemek gerekirse, kızarıp bozararak ''sen git kendini .... '' şeklinde Türkçe karşılık verebiliriz. Nerede lazım olacak bu diyorsanız, vaziyet aynı; sinir, öfke, gıcık olma, kıl kapmak vb.. Bir üsttekinin aynısıdır dedik ya haliyle bu defa da bir saldırganlık edası olduğunu söylemek durumundayız.
- Take a good look and then go fuck yourself.
- Someone asks you if you want to pay for the bill.
- Hey why don’t you go fuck yourself.
FUCK NO/ FUCK YEAH: Tepkinize şiddet katmak, sizde ne seviyede önemli bir etki yarattığını vurgulamak istediğinizde başına bundan bir tane ekleyebilirsiniz.
- Do you want to watch new season of ''Prison Break'' ?
- Fuck yeah!
- Are you willing to hang out with me ?
- Fuck no!
➮Hell no or hell yeah kullanımları da bugün bu dakikalarda birilerince kullanılıyordur.
DON'T FUCK ME OVER: Bu kullanım ise, Türkçe'de ''beni kazıklama'', '' bana dümen yapma'' ''beni satma'' gibi söz kalıplarının argo düzeyindeki mevcut kullanımlarıyla aynı yere tekabül etmektedir.
- You fucked me over! You said you would be there to pick me up.
ARE YOU FUCKING WITH ME ?: Bu kez ise, ''Benimle maytap mı geçiyorsun?'' ''Benimle alay mı ediyorsun'' ifadesinden bahsediyoruz. Tabi ki bu kadar kibar değil, argoda nasıl karşılıkları varsa o hali işte.
- Did you just say you can eat 15 pieces of bread in one sitting. Are you fucking with me?
- Bir oturuşta 15 ekmek mi yedin? Ya sen benimle maytap mı geçiyorsun? gibi..
STOP FUCKING AROUND: Bu defa ise ortada hallolunması gereken bir mesele, yapılması önemli olan bir iş varken boş boş durmak, gereksiz işlere vakit harcamak durumunun karşılığında kullanılması muhtemel bir kalıptan söz ediyoruz. '' Ya yapılacak bir sürü iş var, sen böyle böyle yapıyosun, lüzumsuz işler peşindesin'' gibi.. Argo belleğinizde bu tutuma eş düşen bir karşılık varsa anlam vermek size kalmış.
- Stop fucking around on Internet and let’s get to work.
- Bir baba çemkirmesi duyuldu sanki..
FUCK UP:
To fuck up: Çok mühim derecede kötü bir şey yapmak.
To fuck someone up: Birini fena şekilde kırmak, üzmek yaralamak.
- We broke our father's painting which he spend much money.
- We fucked up! > Kibarcası, Çamura battık! Şimdi yandık!
THAT'S FUCKING STUPID: Fucking sıfatlara vurgu yapmak için ifade edilebilir.
- I'm so fucking thirsty now. Give me some barrels of water.
WHAT A STUPID FUCK: Fuck bazı durumlarda isim olarak kullanılır. Ancak ifade edilmesinin öncesinde neye ''fuck'' dedik bu belirgindir.
- Cezmi lost her keys again, what a dumb fuck.
I DON'T GIVE A FUCK: Umrumda olmaz, Banane çok da dertti, vur patlasın çal oynasın salla gitsin ben yapacağımı yaparım gibi anlamların daha argotil formlarından bahsediyoruz.
- Stop! it’s dangerous!
- I don’t give a fuck, I’m going.
➮Give a shit bir diğer kullanımıdır.
⧫Teknoloji mağazasındasınız arkadaşınız tutturdu Iphone marka telefonun son modelini alacağım diye. Siz engel olma çabasındasınız, ürün çok pahalı tuttunuz kolundan dışarı çıkarmaya çalışıyorsunuz. O da inatçı kafaya koymuş alacak ve size hiddetlendi;
- I don't give a fuck, I'm buying it.
FUCK OFF: Listede bilindiklerden bir tanesi var. Defol git, Kaybol modellerinin daha kabası, daha küfür içeren şekli.
- A homeless person asks you for money and you say, “Fuck off.”
- Olmadı :(
WHERE THE FUCK WE ARE: Nereye geldiğinizi bilmiyorsunuz ve seviyeyi dibe indirgeyerek sordunuz Neredeyiz ulan biz ? Tabi bu kadar değil seviye daha aşağıda.. Yorum sizin.
FUCKING + CARE YADA + KNOW: Bu iki fiile fucking eklediğinizde ifadenize fazladan hiddet, şiddet ve kabalık katmış olursunuz.
- Did you finished your homework?
- I already told you, I don’t fucking care.
Bitmez bunun okulu..
SHUT THE FUCK UP: Shut up (Kapa çeneni) talebinin kabaca hali değil artık seviyenin efendiliğin kol gezemediği şekli.
FUCK UP: Dünyaya, kendisine, insanlığa, küresel ısınmaya, büyüyen şehirleşmenin olumsuz etkilerine karşı (tamam uzatmayalım) zerre etkisi, faydası olmayan aksine problem çıkaran edebaz, kopil, gereksiz insanlara denir.
- Cemil such a fuck up. All he does is cause problems.
Cemil seni tenzih ediyoruz. sen iyisin, güzel bir insansın..
WHO THE FUCK ARE YOU?: Sen kimsin lan, Sen de kim oluyorsun ifadeleri bile kabayken bu kullanım daha da aşağıda.. Ayıp tabi şayet kullanımı var dil yaşayan bir canlı, bunlar da hayatta faal olarak yaşamını idame ettiren dil elemanları.
MOTHER FUCKER, FUCK FACE, FUCKTARD: Aptal, şerefsiz, gerizakalı gibi ve bizim söylemeye dilimizin varmadığı diğer anlamlar..
Final olarak ''Mother Fucker'' hakaret, küfür, aşağılama kategorisinde popülaritesi, kullanımı revaçta ve anlamı pis kullanımlardan biridir.
Her ne olursa olsun ''Fuck'' kelimesini gerçekten olağan üstü bir durum olmadıkça kullanmaktan uzak durmak icab etmelidir. Sonuç itibariyle İngilizce ana dilimiz olmadığından bu tanımlardan haberdar olsak dahi, herhangi bir anglofon ile iletişim halindeyken veya sosyal medyada kullanmaya yeltendiğimizde karşı taraf için farklı anlaşılabilir ve bu da nahoş bir durum ortaya çıkarabilir, bağlantınız beklenmedik bir raddeye gelebilir. Bu yüzdendir ki özellikle altyazılı yabancı dizi/film seyrederken bu tür argo kelime ve kullanımlara Türk çevirmenler farklı farklı Türkçe karşılık atfetmektedirler. Bu çevirmenin inisiyatifindedir ve genelde kaynak dildeki argo kullanımlar toplum ahlakı gibi sebeplerden ötürü tüm çıplaklığıyla hedef dile aktarılmaz.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
FUCK: Birincil anlamı zaten sözlüklerde de karşılaşılan cinsel ilişkiye girmek şeklindedir.
➮Tek başına ünlem olarak ''Fuck!'' öfke veya acı halinde haykırış veya feryad ifadesi olabilir.
➮''Have sex'' kullanımın kaba ve argo versiyonudur.
WHAT THE FUCK: Bir dil refleksi olarak Türkçe'de sinir, öfke, sıkıntı veya yerine göre mizahın küfür seviyesine dahil edilerek kullanıldığı anlarda refleks veya iradeli olarak ağzımızdan çıkan cümlecikler veya sözcüklerdir. Bunlara örnek vermek uygun düşmez zaten örnekler kafanızda canlanmıştır.. İngilizce'de bu kalıbı tek başına kullanabildiğiniz gibi, devamında öfke, intikam vs hissi içerisinde olduğunuz cümle veya kavramı ekleyebilir, birlikte bir kullanım elde edebilirsiniz.
- What the fuck!
- What the fuck are you doing here ?
- What the fuck are you talking about ?
- What the fuck are you thinking?
➮Hedef dilde bu kullanımlara anlam vermek, artık söz konusu dilin kültürüne ahlak seviyesine yaşayış biçimine bağlıdır.
HOLY FUCK: Süpriz bir durumdaki tek soluklu haykırışınızı ifade etmeye yarar jargon camiasında. Bu defa öfke, acı yok aksine sevinç patlaması bir anlık hüküm sürmüş diyebiliriz yada şok olduk bir şeyler gelişti falan..
- You look into your bank account and see an extra 10.000₺.
- Holy fuck !
- Banka hesabınıza bakıyosunuz ve fazladan 10.000tl hesabınızda. Sonuç? Holy fuck!
➮Eş anlamlısı olarak, Holy shit/Holy fucking tedavüldedir.
FUCK YOU/HIM/HER/THEM/THAT: gibi gibi gider.. Bir şeye veya birine sinirden kudurduğunuz, öfkeden çıldırdığınız anlar olabilir veya bu ruh hallerine bağlı olarak aşağılamak, yerin dibine sokmak tutkusu.. İşte o şey veya o kişi bu fiile maruz kalır. Ruh hali ve beyin merkezi sistemi saldırganlık üzerine programlanmış durumdadır.
- Fuck you!
- En bilindikleri hiçbir şey bilinmiyorsa bile bu muhakkak vardır.
- Someone stole your wallet.
- Fuck him!
-Cüzdanınızı çaldı biri ve tepki; onu ben şöyle ...
- I have to pay 2000₺ to the bank.
- Fuck that!
➮Screw you/him/her gibi kafadar kullanımı da mümkündür.
GO FUCK YOURSELF: Bir üstteki kullanımla aynı anlama sahiptir. Spesifik bir anlam yüklemek gerekirse, kızarıp bozararak ''sen git kendini .... '' şeklinde Türkçe karşılık verebiliriz. Nerede lazım olacak bu diyorsanız, vaziyet aynı; sinir, öfke, gıcık olma, kıl kapmak vb.. Bir üsttekinin aynısıdır dedik ya haliyle bu defa da bir saldırganlık edası olduğunu söylemek durumundayız.
- Take a good look and then go fuck yourself.
- Someone asks you if you want to pay for the bill.
- Hey why don’t you go fuck yourself.
FUCK NO/ FUCK YEAH: Tepkinize şiddet katmak, sizde ne seviyede önemli bir etki yarattığını vurgulamak istediğinizde başına bundan bir tane ekleyebilirsiniz.
- Do you want to watch new season of ''Prison Break'' ?
- Fuck yeah!
- Are you willing to hang out with me ?
- Fuck no!
➮Hell no or hell yeah kullanımları da bugün bu dakikalarda birilerince kullanılıyordur.
DON'T FUCK ME OVER: Bu kullanım ise, Türkçe'de ''beni kazıklama'', '' bana dümen yapma'' ''beni satma'' gibi söz kalıplarının argo düzeyindeki mevcut kullanımlarıyla aynı yere tekabül etmektedir.
- You fucked me over! You said you would be there to pick me up.
ARE YOU FUCKING WITH ME ?: Bu kez ise, ''Benimle maytap mı geçiyorsun?'' ''Benimle alay mı ediyorsun'' ifadesinden bahsediyoruz. Tabi ki bu kadar kibar değil, argoda nasıl karşılıkları varsa o hali işte.
- Did you just say you can eat 15 pieces of bread in one sitting. Are you fucking with me?
- Bir oturuşta 15 ekmek mi yedin? Ya sen benimle maytap mı geçiyorsun? gibi..
STOP FUCKING AROUND: Bu defa ise ortada hallolunması gereken bir mesele, yapılması önemli olan bir iş varken boş boş durmak, gereksiz işlere vakit harcamak durumunun karşılığında kullanılması muhtemel bir kalıptan söz ediyoruz. '' Ya yapılacak bir sürü iş var, sen böyle böyle yapıyosun, lüzumsuz işler peşindesin'' gibi.. Argo belleğinizde bu tutuma eş düşen bir karşılık varsa anlam vermek size kalmış.
- Stop fucking around on Internet and let’s get to work.
- Bir baba çemkirmesi duyuldu sanki..
FUCK UP:
To fuck up: Çok mühim derecede kötü bir şey yapmak.
To fuck someone up: Birini fena şekilde kırmak, üzmek yaralamak.
- We broke our father's painting which he spend much money.
- We fucked up! > Kibarcası, Çamura battık! Şimdi yandık!
THAT'S FUCKING STUPID: Fucking sıfatlara vurgu yapmak için ifade edilebilir.
- I'm so fucking thirsty now. Give me some barrels of water.
WHAT A STUPID FUCK: Fuck bazı durumlarda isim olarak kullanılır. Ancak ifade edilmesinin öncesinde neye ''fuck'' dedik bu belirgindir.
- Cezmi lost her keys again, what a dumb fuck.
I DON'T GIVE A FUCK: Umrumda olmaz, Banane çok da dertti, vur patlasın çal oynasın salla gitsin ben yapacağımı yaparım gibi anlamların daha argotil formlarından bahsediyoruz.
- Stop! it’s dangerous!
- I don’t give a fuck, I’m going.
➮Give a shit bir diğer kullanımıdır.
⧫Teknoloji mağazasındasınız arkadaşınız tutturdu Iphone marka telefonun son modelini alacağım diye. Siz engel olma çabasındasınız, ürün çok pahalı tuttunuz kolundan dışarı çıkarmaya çalışıyorsunuz. O da inatçı kafaya koymuş alacak ve size hiddetlendi;
- I don't give a fuck, I'm buying it.
FUCK OFF: Listede bilindiklerden bir tanesi var. Defol git, Kaybol modellerinin daha kabası, daha küfür içeren şekli.
- A homeless person asks you for money and you say, “Fuck off.”
- Olmadı :(
WHERE THE FUCK WE ARE: Nereye geldiğinizi bilmiyorsunuz ve seviyeyi dibe indirgeyerek sordunuz Neredeyiz ulan biz ? Tabi bu kadar değil seviye daha aşağıda.. Yorum sizin.
FUCKING + CARE YADA + KNOW: Bu iki fiile fucking eklediğinizde ifadenize fazladan hiddet, şiddet ve kabalık katmış olursunuz.
- Did you finished your homework?
- I already told you, I don’t fucking care.
Bitmez bunun okulu..
SHUT THE FUCK UP: Shut up (Kapa çeneni) talebinin kabaca hali değil artık seviyenin efendiliğin kol gezemediği şekli.
FUCK UP: Dünyaya, kendisine, insanlığa, küresel ısınmaya, büyüyen şehirleşmenin olumsuz etkilerine karşı (tamam uzatmayalım) zerre etkisi, faydası olmayan aksine problem çıkaran edebaz, kopil, gereksiz insanlara denir.
- Cemil such a fuck up. All he does is cause problems.
Cemil seni tenzih ediyoruz. sen iyisin, güzel bir insansın..
WHO THE FUCK ARE YOU?: Sen kimsin lan, Sen de kim oluyorsun ifadeleri bile kabayken bu kullanım daha da aşağıda.. Ayıp tabi şayet kullanımı var dil yaşayan bir canlı, bunlar da hayatta faal olarak yaşamını idame ettiren dil elemanları.
MOTHER FUCKER, FUCK FACE, FUCKTARD: Aptal, şerefsiz, gerizakalı gibi ve bizim söylemeye dilimizin varmadığı diğer anlamlar..
Final olarak ''Mother Fucker'' hakaret, küfür, aşağılama kategorisinde popülaritesi, kullanımı revaçta ve anlamı pis kullanımlardan biridir.
Her ne olursa olsun ''Fuck'' kelimesini gerçekten olağan üstü bir durum olmadıkça kullanmaktan uzak durmak icab etmelidir. Sonuç itibariyle İngilizce ana dilimiz olmadığından bu tanımlardan haberdar olsak dahi, herhangi bir anglofon ile iletişim halindeyken veya sosyal medyada kullanmaya yeltendiğimizde karşı taraf için farklı anlaşılabilir ve bu da nahoş bir durum ortaya çıkarabilir, bağlantınız beklenmedik bir raddeye gelebilir. Bu yüzdendir ki özellikle altyazılı yabancı dizi/film seyrederken bu tür argo kelime ve kullanımlara Türk çevirmenler farklı farklı Türkçe karşılık atfetmektedirler. Bu çevirmenin inisiyatifindedir ve genelde kaynak dildeki argo kullanımlar toplum ahlakı gibi sebeplerden ötürü tüm çıplaklığıyla hedef dile aktarılmaz.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
İngilizce ''Do'' ve ''Make'' Arasındaki Farklar..
İngilizce de sık sık karşılaştığımız ''Do'' ve ''Make'' fiilleri tek başına yapmak anlamları dışında bir çok alanda kullanımlara sahiplerdir. Her ikisinin de kendi yapılarında kullanımları da şart olmaktadır biri bir diğerinin işine karışmamalıdır diyelim.. Bu yayınımızda kapsamlıca bu fiilleri hangi durum ve eylemlerde kullanırız anlamlarıyla beraber ele alacağız..
DO fiilini kullanmayı yeğelediğimiz durumlar;
HOUSEWORK: Ev işleri
- I was too tired to do the housework.
- Ev işi yapmaktan çok yorgundum.
- Our mothers do laundry at home.
- Annelerimiz evde çamaşırlarımızı yıkarlar.
My hommate told me:
- I’ll make dinner if you do the dishes this evening.
- Bu akşam tabakları yıkarsan akşam yemeği yapacağım.
- Yesterday I did shopping and met my college friends.
- Dün alışveriş yaptım ve okul arkadaşlarımla buluştum.
İstisnai olarak: Make the bed > Yatağı hazırlamak.
Battaniye/yorgan hazırlamak, çarşaf sermek vb..
WORK / STUDY: İş veya eğitim manasında çalışmak..
-This week I'm too busy. I have to do some work for our new project.
- Bu hafta çok meşgulüm. Yeni projemiz için bazı çalışmalar yapmam lazım.
- Don't go out tonight. You have to do your homework.
- Bu gece dışarı çıkma. Ödevlerini yapmalısın.
- Our company do business with clients in many countries.
- Şirketimiz bir çok ülkede müşterileriyle iş yapmaktadır.
- You did a good job organizing this activity.
- Bu etkinliği organize ederek iyi iş yaptın/çıkardın.
- I’m doing a report on company's policy.
- Şirket politikası hakkında rapor hazırlıyorum. '' Writing a report '' de kullanılır.
- We’re doing a course at the weekend.
- Hafta sonu kursa gidiyoruz.
TAKING CARE OF YOUR BODY: Kişisel vücud bakımıyla ilgili olmak..
- I do at least an hour of exercise every day.
- Her gün en az bir saat egzersiz yaparım.
- I am busy doing my hair.
- Saçlarımı yapmakla meşgulüm.
- I just did my nails and they’re still wet.
- Tırnaklarımı henüz boyadım hala ıslaklar. (kurumadılar)
GENERAL GOOD OR BAD ACTIONS: Genel olarak yapılan iyi veya kötü şeyler..
- Are you doing anything special for your wedding?
- I think I did pretty well in the exam.
- Everyone did badly on the exam.
- Some non-profit-making organizations has done a lot of good in the community.
- Do your best!
MAKE fiilini kullanmayı tercih ettiğimiz durumlar;
FOOD: Yiyecek..
-I’m making breakfast it will be ready in about fifteen minutes.
- Make me a toast.
- I will make tea for the requests.
- I made a reservation for 11:00
MONEY: Para ..
- I like my job, I make much money. (para kazanmak)
- The new company made a profit within its first year. (kazanç elde etmek)
- I made 250₺ selling my old books on the internet.
RELATIONSHIPS: İlişkiler..
- It’s hard to make friends when you move to a big city.
- The young couples made love on the beach during their honeymoon.
- The other kids made fun of Ömer when he got glasses, calling him “four eyes.” (alay etmek)
- Sevgi and Ceyhun made up after the big fight they had last week. (ilişkiyi onarmak)
COMMUNICATION: İletişim..
- I need to make a phone call. (Arama yapmak)
- I see, You made a joke, but it wasn’t very funny and no one laughed. (şaka yapmak)
- The President made some good points during the meeting. (önemli noktaya temas etmek)
- I made a bet with Yavuz to see who could do more pull-ups. (iddiaya girmek)
- This morning We made a complaint with our internet provider about their terrible service.
( şikayette bulunmak)
- I need to make a confession: I was the one who told your secret. (itiraf etmek)
- The boss made a speech about the company's policy. (konuşma yapmak)
- Can I make a suggestion? (öneride bulunmak)
- It’s difficult to make any predictions about the future of the economy.(tahminde bulunmak)
- When I asked him about the work, he started making excuses about how he was too busy.
(mazeret sunmak)
- I made a promise to help her. (söz vermek)
- I’d like to make an observation about our trip plan. (gözlemde bulunmak)
- My mother made a few critical comments on my life.(yorum yapmak)
PLANS & PROGRESS: Plan ve gelişim..
- We’re making plans to travel to France next year. (plan yapmak)
- I’ve made my decision. I'm going to study mathematics.(karar vermek/seçim yapmak)
- You made a few mistakes in your life. (hata yapmak)
- The students are making good progress. (gelişim göstermek)
- I’m making an effort to stop smoking this year. (çaba göstermek)
- I can’t make up my mind. (karar vermek)
- Scientists have made an important discovery in the area of genetics in USA (buluş yapmak)
- I’m making a list of everything we need for the party. (liste hazırlamak)
- Can you make sure we have enough money for the trip? (doğrulamak)
- Getting few hours of sleep makes a big difference in my day. (fark yapmak)
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz..
DO fiilini kullanmayı yeğelediğimiz durumlar;
HOUSEWORK: Ev işleri
- I was too tired to do the housework.
- Ev işi yapmaktan çok yorgundum.
- Our mothers do laundry at home.
- Annelerimiz evde çamaşırlarımızı yıkarlar.
My hommate told me:
- I’ll make dinner if you do the dishes this evening.
- Bu akşam tabakları yıkarsan akşam yemeği yapacağım.
- Yesterday I did shopping and met my college friends.
- Dün alışveriş yaptım ve okul arkadaşlarımla buluştum.
İstisnai olarak: Make the bed > Yatağı hazırlamak.
Battaniye/yorgan hazırlamak, çarşaf sermek vb..
WORK / STUDY: İş veya eğitim manasında çalışmak..
-This week I'm too busy. I have to do some work for our new project.
- Bu hafta çok meşgulüm. Yeni projemiz için bazı çalışmalar yapmam lazım.
- Don't go out tonight. You have to do your homework.
- Bu gece dışarı çıkma. Ödevlerini yapmalısın.
- Our company do business with clients in many countries.
- Şirketimiz bir çok ülkede müşterileriyle iş yapmaktadır.
- You did a good job organizing this activity.
- Bu etkinliği organize ederek iyi iş yaptın/çıkardın.
- I’m doing a report on company's policy.
- Şirket politikası hakkında rapor hazırlıyorum. '' Writing a report '' de kullanılır.
- We’re doing a course at the weekend.
- Hafta sonu kursa gidiyoruz.
TAKING CARE OF YOUR BODY: Kişisel vücud bakımıyla ilgili olmak..
- I do at least an hour of exercise every day.
- Her gün en az bir saat egzersiz yaparım.
- I am busy doing my hair.
- Saçlarımı yapmakla meşgulüm.
- I just did my nails and they’re still wet.
- Tırnaklarımı henüz boyadım hala ıslaklar. (kurumadılar)
GENERAL GOOD OR BAD ACTIONS: Genel olarak yapılan iyi veya kötü şeyler..
- Are you doing anything special for your wedding?
- I think I did pretty well in the exam.
- Everyone did badly on the exam.
- Some non-profit-making organizations has done a lot of good in the community.
- Do your best!
MAKE fiilini kullanmayı tercih ettiğimiz durumlar;
FOOD: Yiyecek..
-I’m making breakfast it will be ready in about fifteen minutes.
- Make me a toast.
- I will make tea for the requests.
- I made a reservation for 11:00
MONEY: Para ..
- I like my job, I make much money. (para kazanmak)
- The new company made a profit within its first year. (kazanç elde etmek)
- I made 250₺ selling my old books on the internet.
RELATIONSHIPS: İlişkiler..
- It’s hard to make friends when you move to a big city.
- The young couples made love on the beach during their honeymoon.
- The other kids made fun of Ömer when he got glasses, calling him “four eyes.” (alay etmek)
- Sevgi and Ceyhun made up after the big fight they had last week. (ilişkiyi onarmak)
COMMUNICATION: İletişim..
- I need to make a phone call. (Arama yapmak)
- I see, You made a joke, but it wasn’t very funny and no one laughed. (şaka yapmak)
- The President made some good points during the meeting. (önemli noktaya temas etmek)
- I made a bet with Yavuz to see who could do more pull-ups. (iddiaya girmek)
- This morning We made a complaint with our internet provider about their terrible service.
( şikayette bulunmak)
- I need to make a confession: I was the one who told your secret. (itiraf etmek)
- The boss made a speech about the company's policy. (konuşma yapmak)
- Can I make a suggestion? (öneride bulunmak)
- It’s difficult to make any predictions about the future of the economy.(tahminde bulunmak)
- When I asked him about the work, he started making excuses about how he was too busy.
(mazeret sunmak)
- I made a promise to help her. (söz vermek)
- I’d like to make an observation about our trip plan. (gözlemde bulunmak)
- My mother made a few critical comments on my life.(yorum yapmak)
PLANS & PROGRESS: Plan ve gelişim..
- We’re making plans to travel to France next year. (plan yapmak)
- I’ve made my decision. I'm going to study mathematics.(karar vermek/seçim yapmak)
- You made a few mistakes in your life. (hata yapmak)
- The students are making good progress. (gelişim göstermek)
- I’m making an effort to stop smoking this year. (çaba göstermek)
- I can’t make up my mind. (karar vermek)
- Scientists have made an important discovery in the area of genetics in USA (buluş yapmak)
- I’m making a list of everything we need for the party. (liste hazırlamak)
- Can you make sure we have enough money for the trip? (doğrulamak)
- Getting few hours of sleep makes a big difference in my day. (fark yapmak)
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz..
18 Ocak 2018 Perşembe
Must, Have To, Have Got to (Zorunluluk) Konu Anlatımı..
İngilizce'de Must/Have to zorunluluk, mecburiyet durumlarını ifade etmede kullanılmaktadır. Türkçe'den bir karşılık verecek olursak, -melisin -malısın -mak zorundasın eklerini söyleyebiliriz. Konuyu kavramak ve aradaki ince farkları görmek için örneklerimizle devam edelim.
- All students must take an exam to reach level.
- All students have to take an exam level.
➮Bütün öğrenciler seviye atlamak için sınava girmek zorundadır. Bunun başka bir yolu yoktur bu sınav tartışmaya kapalı kati bir zorunluluktur.
Have to:
- I have to talk to her about our relation.
- Onunla ilişkimiz hakkında konuşmalıyım/konuşmak zorundayım.
- We have to hurry or we will miss the bus.
- Acele etmek zorundayız yoksa otobüsü kaçıracağız.
- Students have to listen to their teachers silently.
- Öğrenciler öğretmenlerini sessizce dinlemek zorundadırlar/dinlemeliler.
- She has to feed the puppy.
- Eniği beslemek zorundadır.
➮ Must ve Have to arasındaki küçük farka gelince, Must mecburiyet ve zorunluluk manasında ''Have to''dan biraz daha güçlüdür. zorunluluk&aciliyet hepsi bir aradır. İlave olarak Must genelde resmi alanlarda ve akademik alanlarda daha çok kullanılmaktadır.
Must:
- I must talk her right now!
- Onunla hemen şimdi konuşmalıyım.
- You must study grammar more.
- Daha fazla dilbilgisi çalışmak zorundasın.
- You must not touch the paintings.
- Tablolara dokunmamalısınız.
- I must calculate how much money I'll spend next month.
- Gelecek ay ne kadar harcayacağım hesaplamam lazım.
Have Got to: Bu kezde anlam aynıdır ve bir zorunluluk söz konusudur. Informal İngilizce'de yaygın şekilde kullanılır.
➧ Must kullanımının zorunluluk ifadesi söz konusu olduğunda past formu yoktur.
- I have got to leave now. I have an appoinment at nine.
- Şuan ayrılmam lazım, dokuzda randevum var.
- We have got to tear down this ruin.
- Bu harabeyi yıkmamız lazım.
Had to: Have to formunun geçmiş zamanıdır.> needed to..
- I had to go to see a doctor yesterday.
- Dün doktora gitmeliydim.
- We had to study last night.
- Dün geçe çalışmamız gerekiyordu.
➤ İfadede bulunduğumuz durum veya eylemin bir zorunluluğunun olmadığını ifade ederkende doğal olarak olumsuz formlarını kullanmayı tercih etmek gerekecektir.
Don't have to
Must not / mustn't (telaffuzda ilk 't' yoksayılır ve masnt şeklinde telaffuz edilir)
- Tomorrow is holiday, we don't have to go to school.
- Yarın tatil okula gitmek zorunda değiliz.
- You must not tell anyone my secret that's not fair.
- Sırrımı kimseye söylememelisin bu hoş değil.
Sokak İngilizce'sinde rastlayabileceğimiz ''gotta'' ve ''hasta'' kırpımları Have to/has to kullanımlarından türemektir.
Sorularınızı yorum kısmında sorabilirsiniz.
- All students must take an exam to reach level.
- All students have to take an exam level.
➮Bütün öğrenciler seviye atlamak için sınava girmek zorundadır. Bunun başka bir yolu yoktur bu sınav tartışmaya kapalı kati bir zorunluluktur.
Have to:
- I have to talk to her about our relation.
- Onunla ilişkimiz hakkında konuşmalıyım/konuşmak zorundayım.
- We have to hurry or we will miss the bus.
- Acele etmek zorundayız yoksa otobüsü kaçıracağız.
- Students have to listen to their teachers silently.
- Öğrenciler öğretmenlerini sessizce dinlemek zorundadırlar/dinlemeliler.
- She has to feed the puppy.
- Eniği beslemek zorundadır.
➮ Must ve Have to arasındaki küçük farka gelince, Must mecburiyet ve zorunluluk manasında ''Have to''dan biraz daha güçlüdür. zorunluluk&aciliyet hepsi bir aradır. İlave olarak Must genelde resmi alanlarda ve akademik alanlarda daha çok kullanılmaktadır.
Must:
- I must talk her right now!
- Onunla hemen şimdi konuşmalıyım.
- You must study grammar more.
- Daha fazla dilbilgisi çalışmak zorundasın.
- You must not touch the paintings.
- Tablolara dokunmamalısınız.
- I must calculate how much money I'll spend next month.
- Gelecek ay ne kadar harcayacağım hesaplamam lazım.
Have Got to: Bu kezde anlam aynıdır ve bir zorunluluk söz konusudur. Informal İngilizce'de yaygın şekilde kullanılır.
➧ Must kullanımının zorunluluk ifadesi söz konusu olduğunda past formu yoktur.
- I have got to leave now. I have an appoinment at nine.
- Şuan ayrılmam lazım, dokuzda randevum var.
- We have got to tear down this ruin.
- Bu harabeyi yıkmamız lazım.
Had to: Have to formunun geçmiş zamanıdır.> needed to..
- I had to go to see a doctor yesterday.
- Dün doktora gitmeliydim.
- We had to study last night.
- Dün geçe çalışmamız gerekiyordu.
➤ İfadede bulunduğumuz durum veya eylemin bir zorunluluğunun olmadığını ifade ederkende doğal olarak olumsuz formlarını kullanmayı tercih etmek gerekecektir.
Don't have to
Must not / mustn't (telaffuzda ilk 't' yoksayılır ve masnt şeklinde telaffuz edilir)
- Tomorrow is holiday, we don't have to go to school.
- Yarın tatil okula gitmek zorunda değiliz.
- You must not tell anyone my secret that's not fair.
- Sırrımı kimseye söylememelisin bu hoş değil.
Sokak İngilizce'sinde rastlayabileceğimiz ''gotta'' ve ''hasta'' kırpımları Have to/has to kullanımlarından türemektir.
Sorularınızı yorum kısmında sorabilirsiniz.
16 Ocak 2018 Salı
İngilizce May,Could, Would, Would you Mind If I? Nezaket İfadeleri..
Kibarlık ve Nezaket göstergesi davranışlarımızla, ses tonumuzla ifade edilebildiği gibi İngilizce konuşuyorsak eğer bunu birden fazla kullanım türleriyle de sunabiliriz. Tabi bu yayınımızda bir istek ve talebin kibarca ifade edilmesi hususunda işimize yarayacak dil elemanlarından bahsediyoruz.
May I, Could I, Would you, Could you, Can I, Will you, Would You Mind If I ....... ? diyerekten başladığımızda iletimize, bir kibarlık bir sevecenlik, hoşgörü ve nezaket kokusu yayılır iletinin alıcısına yada o an bunu duyacak üçüncü kişilere.
- May I borrow your notebook (please) ?
- Diz üstü bilgisayarını(zı) ödünç alabilir miyim ? (Lütfen)
- Could you give me some information about your project?
- Projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz ?
- May I come in please?
- Girebilir miyim?
- Could you shut the door?
- Kapıyı kapatabilir misiniz ?
- Would you pass the salt ?
- Tuzu uzatabilir misiniz?
- Could I make a phone call?
- Bir arama yapabilir miyim?
- Would you pass the pepper (please)
- Biberi geçirebilir misiniz?
- Will you describe the adress?
- Adresi tarif edebilir misiniz?
➮Kibarlık ölçüsü olarak hepsi aynı seviyededir ancak bu kullanımların içinde en nazık olanı ''Would'' ifadesidir..
''May'' kalıbı sadece ''I'' ve ''We'' kişi zamirleriyle kullanılabilir.
➮Bir de ''Can'' vardı o da aynı işi görmüyor muydu diyecek olan olursa diye,
- Can you Open the window?
- Pencereyi açabilir misin?
- Can you give me a little money?
- Biraz para verebilir misin ?
➮ ''Can'' aynı şekilde kibarlık ifadesidir lakin bu kibarlığın seviyesi biraz daha tanıdık çevre, arkadaş, dost ortamına indirgenmiş düzeydedir.
Would you Mind If I: Bir istek, talep durumu söz konusu olduğunda, başka bir nezaket ifadesidir. İzin isteme durumlarında tercih edilir. Bu kez bir formül belirtmek durumundayız;
Would you mind If I + verb2 (fiilin past formu)
Anlam olarak Türkçe'de ''Sakıncası var mı,bir mahzuru var mı ?'' olarak özümseyebiliriz.
- Would you mind If I closed the window ?
- Pencereyi kapatsam olur mu? Bir sakıncası var mı? gibi gibi..
- Would you mind If I used the phone?
- Telefonu kullanabilir miyim? Sorun olur mu ? gibi ..
- Would you mind If I spoke with teacher?
- Hocayla konuşabilir miyim? var mı sakıncası ??
Klasik cevapları ise,
-No, of course not.
-No, that would be fine.
-No, Not at all.
şeklinde mümkündür.
➮Bir diğer kullanımı ise birinden bir şey yapmasını istediğimiz durumlarda mevcuttur.
Would you mind + verb -ing formülüyle kullanılır.
- Would you mind speaking with head teacher?
- Müdürle konuşur musunuz ? Hani sizi de sıkıntıya sokmak istemem ama yapar mısınız bunu...
- Would you mind turning off the air conditioner?
- Klimayı kapatır mısınız ?
- Would you mind changing the channel?
- Kanalı değiştirir misiniz? Tabi bu program hoşunuza gidiyorsa bir şey diyemem falan...
Alışılmış cevaplar:
- Not at all
- No, I would be happy.
Gayriresmi İngilizce'de;
- No Problem, Okey, Sure..
Notlar:
- Örneklerde ki ''Would'' ve ''Could'' past form değildir. Geniş zamana veya gelecek zamana atıftır.
- Informal İngilizce de ''Would you mind If I + Simple present tense'' kullanımı vardır.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
15 Ocak 2018 Pazartesi
İngilizce ''Other'' ve ''Another'' Kullanımları..
Other kavramı İngilizce'de hem Sıfat (adjective) hemde Zamir (pronoun) şeklinde karşımıza çıkmaktadır.Tekil (Singular) Çoğul (plural) formuda mevcuttur ve diğer/diğerleri anlamına sahiptir.
Another ise sadece tekil (singular) forma sahiptir ve başka bir, ikinci bir gibi anlamlara gelir.
➮Sıfat durumunda Other;
- I'm from Turkey, Other students are from France.
> Çoğul formuyla kullanım ve nitelediği isim -s takısı alır.
I got two presents. This one was from my sister, the other present was from my brother.
> Tekil formuyla kullanım..
➮Zamir durumunda Other;
- This is my wife, the other is my daughter.
> Zamir formuyla kullanım..
- They have three children. One studies at college, The others are at high school.
> Zamir formuyla çoğul kullanım..
➮Sıfat olarak Another zaman, para, mesafe kavramlarıyla beraber kullanılır ve her daim tekil şeklinde kullanıma sahiptir -s takısı alamaz.
- I have another five euros.
- I will be there for another two years.
- I drove another fourty kilometers.
Another ise sadece tekil (singular) forma sahiptir ve başka bir, ikinci bir gibi anlamlara gelir.
➮Sıfat durumunda Other;
- I'm from Turkey, Other students are from France.
> Çoğul formuyla kullanım ve nitelediği isim -s takısı alır.
I got two presents. This one was from my sister, the other present was from my brother.
> Tekil formuyla kullanım..
➮Zamir durumunda Other;
- This is my wife, the other is my daughter.
> Zamir formuyla kullanım..
- They have three children. One studies at college, The others are at high school.
> Zamir formuyla çoğul kullanım..
➮Sıfat olarak Another zaman, para, mesafe kavramlarıyla beraber kullanılır ve her daim tekil şeklinde kullanıma sahiptir -s takısı alamaz.
- I have another five euros.
- I will be there for another two years.
- I drove another fourty kilometers.
14 Ocak 2018 Pazar
İngilizce ''Had Better'' Nedir ?
İngilizce'de ''Had Better'' kullanımınıyla ilk defa karşılaşıldığında have formunun Past Participle şekli olduğunu düşünüp söz konusu ifadede geçmiş zaman anlamı arayanlarımız olmuştur muhakkak. Fakat durum öyle değil;
➮Bu kullanımdan genel manada tavsiye ve öneride bulunduğumuz durumlarda yararlanırız. Aynı zamanda uyarıda bulunmak için de kullanımı mevcuttur.
Kullanımı ise had better + verb infinitive şeklindedir.
- You had better take your umbrella with you today
- If you want to pass your exams, you had better study very hard.
- You had better be careful.
- You had better come home before 23:00
- You had better do what your mother say or else you will get into trouble.
- I had better get back to class or my teacher will be angry with me.
- You had better brush your teeth before you go to bed.
Olumsuz form ise had better + verb + not şeklindedir.
- I had better not say anything.
should/ought to modlarıyla benzer kullanım söz konusudur.
➮Bu kullanımdan genel manada tavsiye ve öneride bulunduğumuz durumlarda yararlanırız. Aynı zamanda uyarıda bulunmak için de kullanımı mevcuttur.
Kullanımı ise had better + verb infinitive şeklindedir.
- You had better take your umbrella with you today
- If you want to pass your exams, you had better study very hard.
- You had better be careful.
- You had better come home before 23:00
- You had better do what your mother say or else you will get into trouble.
- I had better get back to class or my teacher will be angry with me.
- You had better brush your teeth before you go to bed.
Olumsuz form ise had better + verb + not şeklindedir.
- I had better not say anything.
should/ought to modlarıyla benzer kullanım söz konusudur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler
Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...
-
As though : İngilizcede -güya , -sözde , -sanki , -mış gibi , -gibi , -cesine/casına anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(eş anlamlısı...
-
Phrasal verbgillerden olan ''Deal with'' unsurumuz özellikle YDS KPDS vb gibi dil seviyesi tespit etme sınavlarında sık sık...
-
As If : İngilizcede -güya , -sözde , -sanki , -mış gibi , -gibi , -cesine/casına, -tut ki anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(...