Phrasal verbgillerden olan ''Deal with'' unsurumuz özellikle YDS KPDS vb gibi dil seviyesi tespit etme sınavlarında sık sık karşımıza çıkmakta ve iyice pekiştirmemekten kaynaklı olarak kafamızı bulandırabilmektedir. Bu elemanımızın anlamlarını çeşitli örnek cümlelerle besleyerek yayınımızda ifade edelim.
Deal with: Sözlük manasıyla bir meseleyi sorunu halletmek, üstesinden gelmek bir beisle baş etmek, mücadele etmek, bir mevzuyu ele almak, ilgilenmek manası taşır.
- In dealing with suicidal youngsters, our aims should be clear.
- İntihar eğilimi olan gençlerle mücadelede, hedefimiz açık olmalıdır.
- The President said the agreement would allow other vital problems to be dealt with.
- Başkan, söz konusu anlaşmanın hayati sorunların çözülmesine izin vereceğini söyledi.
- He believes young offenders should be dealt with quickly and harshly.
- Genç suçlularla hızlı ve sert biçimde ilgilenilmesi gerektiğine inanıyor.
- She visits a psychiatrist who used hypnotism to help her deal with her fear.
- Korkusuyla baş etmesine yardımcı olmak için hipnotizmi kullanan bir psikiyatristi ziyaret ediyor.
- He was able to deal with his captivity by keeping a journal.
- Günlük tutarak esaretiyle baş edebilirdi.
- She’s dealing with her father’s death very well.
- Babasının ölümüyle çok iyi alakadar oluyor.
- We’ll deal with the question of poverty in a moment.
- Bir süre yoksulluk konusunu ele alacağız.(konuşmak mahiyetinde)
- She’s not great at dealing with stress.
- Stresle mücadelede çok iyi değil.
Deal with: Ele almak manasıyla ise şu şekildedir.
- Chapter 3 deals only briefly with this issue.
- Üçüncü bölüm bu meseleyi sadece özet olarak ele almaktadır.
Deal with: Bilinen anlamlarından çok fark gözetmese de muhatap olmak manasına da haizdir.
- When I worked in Monaco I dealt with British people all the time.
- Monako'da çalışırken hep İngilizlerle yüz göz oldum.
Deal: kavramının tek başına anlaşma, sözleşme, iş vb anlamına geldiğine de değinmiş olalım.
- He's negotiating a deal with French publishers for his memoirs.
- Biyografisi için Fransız yayımcılarla bir anlaşma müzakere ediyor.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşmaktan imtina etmeyiniz.
11 Şubat 2020 Salı
6 Şubat 2020 Perşembe
''Put Somebody/Something Off'' Anlamı ve Örnek Cümleler
Bu yayınımızda gelin ''Put'' fiilinin phrasal verb kisvesi içinde dahil olmuş olduğu birkaç biçimi ele alalım ve İngilizce dağarcığımızı delicesine tıka basa dolduralım.
Put (something) off: İlk olarak bu ifadeyi kullandığımızda Ertelemek anlamını ortaya koyarız. Bir eylem ve durumu ertelemiş oluruz. Bu kısmı zaten 'Postpone' fiilinden tanıyabilirsiniz.
- The Association has put the event off until January.
- Kurum faaliyeti ocak ayının sonuna kadar erteledi.
- The match has been put off until tomorrow because of bad weather.
- Kötü hava koşullarından ötürü maç yarına ertelendi.
Put (somebody) off: Bu haliyle ise birini başından atmak, başından savmak, atlatmak gibi manalara ulaşırız. Yine farklı olarak birini oyalamak anlamı da bulunmaktadır.
- The old man tried to put them off, saying that the hour was late.
- Yaşlı adam saatin geç olduğunu söyleyerek onları başından savmaya çalıştı.
- When he calls, put him off as long as you can.
- Ararsa elinden geldiği kadar onu oyala.
Put (someone) off: Bir başka hali birini bir şeyden soğutmak, uyuz olmak, kıl kapmak, hoşlanmamak anlamıyla karşımıza çıkmaktadır.
- His personal habits put them off.
- Kişisel alışkanlıkları onları soğutuyor.
- Don’t let the restaurant’s decor put you off, the food is really good.
- Restorantın dekorasyonuna takılma, yemek gerçekten güzel.
- His attitude put me right off him
- Tavrıyla kendinden soğutuyor.
Put (somebody) off: Bu kez ise dikkatin dağılması şekliyle karşımıza çıkabiliyor.
- Yasin İnan couldn't concentrate on the game ,the photographers were putting him off.
- Yasin inan oyuna konsantre olamadı fotoğrafçılar dikkatini dağıtıyordu.
- Stop staring at me, it's putting me off.
- Bana bakmayı kes, bu dikkatimi dağıtıyor.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilir aynı şekilde kendi örnek cümlelerinizle yazımıza katkıda bulunabilirsiniz. Siz paylaşın biz de ''Sizden gelen örnek cümleler'' alt başlığıyla yazımıza ekleyelim.
Put (something) off: İlk olarak bu ifadeyi kullandığımızda Ertelemek anlamını ortaya koyarız. Bir eylem ve durumu ertelemiş oluruz. Bu kısmı zaten 'Postpone' fiilinden tanıyabilirsiniz.
- The Association has put the event off until January.
- Kurum faaliyeti ocak ayının sonuna kadar erteledi.
- The match has been put off until tomorrow because of bad weather.
- Kötü hava koşullarından ötürü maç yarına ertelendi.
Put (somebody) off: Bu haliyle ise birini başından atmak, başından savmak, atlatmak gibi manalara ulaşırız. Yine farklı olarak birini oyalamak anlamı da bulunmaktadır.
- The old man tried to put them off, saying that the hour was late.
- Yaşlı adam saatin geç olduğunu söyleyerek onları başından savmaya çalıştı.
- When he calls, put him off as long as you can.
- Ararsa elinden geldiği kadar onu oyala.
Put (someone) off: Bir başka hali birini bir şeyden soğutmak, uyuz olmak, kıl kapmak, hoşlanmamak anlamıyla karşımıza çıkmaktadır.
- His personal habits put them off.
- Kişisel alışkanlıkları onları soğutuyor.
- Don’t let the restaurant’s decor put you off, the food is really good.
- Restorantın dekorasyonuna takılma, yemek gerçekten güzel.
- His attitude put me right off him
- Tavrıyla kendinden soğutuyor.
Put (somebody) off: Bu kez ise dikkatin dağılması şekliyle karşımıza çıkabiliyor.
- Yasin İnan couldn't concentrate on the game ,the photographers were putting him off.
- Yasin inan oyuna konsantre olamadı fotoğrafçılar dikkatini dağıtıyordu.
- Stop staring at me, it's putting me off.
- Bana bakmayı kes, bu dikkatimi dağıtıyor.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilir aynı şekilde kendi örnek cümlelerinizle yazımıza katkıda bulunabilirsiniz. Siz paylaşın biz de ''Sizden gelen örnek cümleler'' alt başlığıyla yazımıza ekleyelim.
25 Ocak 2020 Cumartesi
İngilizce ''Mevcut'' Karşılığı ve Örnek Cümleler
Genel olarak blogumuzda her yayın oluşturduğumuzda kapsamı geniş olan konulara kapsamlı ve derinlemesine yer veririz fakat ara ara siz değerli takipçilerimizin blogumuzda yaptığı kısa ve küçük bilgi arayışlarına da zaman ve yer ayırmaya çalışıyoruz. Bu açıklamadan mütevellit gelin İngilizcede ''Mevcut'' tabirine nasıl karşı anlam bulur ve ne şartlarda bunu kullanıma dökebiliriz görelim..
Sözlüklerde arama yaptığımızda ilk olarak ''Available'' sözcüğü karşımıza çıkar. Evet doğrudur 'Mevcut, müsait, boş, uygun, geçerli' gibi anlamları vardır.
- There are three small boats available for hire.
- Kiralık 3 küçük uygun/mevcut bot var.
(For Hire: Kiralık anlamındadır.)
Mesela; Available Jobs in Your Area..
- Bölgenizdeki uygun/mevcut işler.
- Headteacher is on holiday and is not available for comment.
- Okul müdürü tatilde ve açıklama yapmak için uygun değil.
Tabi mevcut ifadesini bir cümle içinde kullanmayı düşünürken konseptinizi iyi idrak etmeniz gerekir. Bu manaya eş değer olan 'existing' ifademiz de vardır bu kavram da bir kavramın oluşun var olduğundan elde edilebilir olduğundan bahsetmede işimize yarar.
- Existing shareholders might think about taking profits.
- Mevcut/Var olan hissedarlar kar etmeyi düşünebilirler.
- Existing laws restrict big stores to six hours.
- Mevcut yasalar büyük mağazaları 6 saatle sınırlandırır.
- Existing laws do not allow for the creators to make money from doing so.
- Yürürlülükteki yasalar içerik üreticilerin bu biçimde gelir elde etmelerine müsamaha göstermezler.
gibi gibi.. devam edebilir.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
Sözlüklerde arama yaptığımızda ilk olarak ''Available'' sözcüğü karşımıza çıkar. Evet doğrudur 'Mevcut, müsait, boş, uygun, geçerli' gibi anlamları vardır.
- There are three small boats available for hire.
- Kiralık 3 küçük uygun/mevcut bot var.
(For Hire: Kiralık anlamındadır.)
Mesela; Available Jobs in Your Area..
- Bölgenizdeki uygun/mevcut işler.
- Headteacher is on holiday and is not available for comment.
- Okul müdürü tatilde ve açıklama yapmak için uygun değil.
Tabi mevcut ifadesini bir cümle içinde kullanmayı düşünürken konseptinizi iyi idrak etmeniz gerekir. Bu manaya eş değer olan 'existing' ifademiz de vardır bu kavram da bir kavramın oluşun var olduğundan elde edilebilir olduğundan bahsetmede işimize yarar.
- Existing shareholders might think about taking profits.
- Mevcut/Var olan hissedarlar kar etmeyi düşünebilirler.
- Existing laws restrict big stores to six hours.
- Mevcut yasalar büyük mağazaları 6 saatle sınırlandırır.
- Existing laws do not allow for the creators to make money from doing so.
- Yürürlülükteki yasalar içerik üreticilerin bu biçimde gelir elde etmelerine müsamaha göstermezler.
gibi gibi.. devam edebilir.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
23 Kasım 2019 Cumartesi
İngilizce ''Account For'' Anlamı ve Örnek Cümleler
Account For: Bir tür phrasal verb olan ifademizin kabaca önemli olan, yaygın biçimde kullanılan birkaç manasına değineceğiz.
⧪ İlk olarak; Tekabül etmek, karşılamak, -e denk gelmek, oluşturmak, sebep olmak şeklindedir.
- Computers account for 5% of the country's commercial electricity consumption.
- Bilgisayarlar, ülkenin ticari elektrik tüketiminin %5'ine tekabül etmektedir/karşılık gelmektedir.
- Students account for the vast majority of our customers.
- Öğrenciler, müşterilerimizin çok büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır.
- Afro-Americans account for 12% of the US population.
- Afro-Amerikanlar Birleşik Devletler nüfusunun %12'sini oluşturmaktadır.
- The poor weather may have accounted for the small crowd.
- Bu küçük kalabalığın nedeni, kötü hava koşulları olabilir.
- Recent pressure at work may account for his behavior.
- İş yerindeki son baskı, davranışının nedeni olabilir.
⧪ Bir diğer manası; bir konuya açıklama getirmek, malumat vermek, izahatte bulunmak şeklindedir.
- How do you account for the company's alarmingly high staff turnover?
- Şirketin endişe verici düzeydeki personel cirosuna nasıl bir açıklama getiriyorsun?
- Can you account for your movements on that night?
- O geceki hareketlerinle ilgili izahatte bulunabilir misin?
- How do you account for your success?
- Başarını nasıl açıklıyorsun?
⧪ Yerini veya durumunu belirlemek, özellikle bir kaza, afet vb sonrası;
- All passengers have now been accounted for.
- Tüm yolcuların yeri belirlendi.(durumları okey)
⧪ Bir düşmanı öldürmek, rakibini al aşağı etmek yenmek vb;
- In the first ten days of May our squadron accounted for at least seven enemy aircraft.
- Mayıs ayının ilk on gününde filomuz en az on düşman uçağı etkisiz hale getirdi.
- In the final they accounted for Çorum Spor by three goals to two.
- Finalde Çorum Spor'u 3-2 yendiler.
⧪ Dip not olarak account ifadesinin hesap anlamında kullanıldığını pekala biliyoruzdur. Biz yine de ona da değinmeden geçmeyelim.
- I paid the money into my account this morning.
- Bugün hesabıma ödeme yaptım.
- I closed that bank account when I came to Ankara.
- Ankara'ya geldiğimde banka hesabımı kapattım.
⧪ Final paragrafımızı da harikulade atasözlerinden bir tane patlatalım mı konumuzla ilgili, ne dersiniz?
- There's no accounting for taste.
- ZEVKLER VE RENKLER TARTIŞILMAZ!
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Esen kalın.
⧪ İlk olarak; Tekabül etmek, karşılamak, -e denk gelmek, oluşturmak, sebep olmak şeklindedir.
- Computers account for 5% of the country's commercial electricity consumption.
- Bilgisayarlar, ülkenin ticari elektrik tüketiminin %5'ine tekabül etmektedir/karşılık gelmektedir.
- Students account for the vast majority of our customers.
- Öğrenciler, müşterilerimizin çok büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır.
- Afro-Americans account for 12% of the US population.
- Afro-Amerikanlar Birleşik Devletler nüfusunun %12'sini oluşturmaktadır.
- The poor weather may have accounted for the small crowd.
- Bu küçük kalabalığın nedeni, kötü hava koşulları olabilir.
- Recent pressure at work may account for his behavior.
- İş yerindeki son baskı, davranışının nedeni olabilir.
⧪ Bir diğer manası; bir konuya açıklama getirmek, malumat vermek, izahatte bulunmak şeklindedir.
- How do you account for the company's alarmingly high staff turnover?
- Şirketin endişe verici düzeydeki personel cirosuna nasıl bir açıklama getiriyorsun?
- Can you account for your movements on that night?
- O geceki hareketlerinle ilgili izahatte bulunabilir misin?
- How do you account for your success?
- Başarını nasıl açıklıyorsun?
⧪ Yerini veya durumunu belirlemek, özellikle bir kaza, afet vb sonrası;
- All passengers have now been accounted for.
- Tüm yolcuların yeri belirlendi.(durumları okey)
⧪ Bir düşmanı öldürmek, rakibini al aşağı etmek yenmek vb;
- In the first ten days of May our squadron accounted for at least seven enemy aircraft.
- Mayıs ayının ilk on gününde filomuz en az on düşman uçağı etkisiz hale getirdi.
- In the final they accounted for Çorum Spor by three goals to two.
- Finalde Çorum Spor'u 3-2 yendiler.
⧪ Dip not olarak account ifadesinin hesap anlamında kullanıldığını pekala biliyoruzdur. Biz yine de ona da değinmeden geçmeyelim.
- I paid the money into my account this morning.
- Bugün hesabıma ödeme yaptım.
- I closed that bank account when I came to Ankara.
- Ankara'ya geldiğimde banka hesabımı kapattım.
⧪ Final paragrafımızı da harikulade atasözlerinden bir tane patlatalım mı konumuzla ilgili, ne dersiniz?
- There's no accounting for taste.
- ZEVKLER VE RENKLER TARTIŞILMAZ!
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Esen kalın.
22 Kasım 2019 Cuma
İngilizce ''Tackle'' Verb/Noun Anlamı ve Örnek Cümleler
Bu yayınımızda kısaca Tackle ifadesini verb/noun şeklinde inceleyelim arkadaşlar.
Tackle: Fiil manası olarak sözlüklerde; Bir problemi meseleyi ele almak, mücadele vermek, girişmek, üstesinden gelmek, uğraşmak, zaptetmek, icabına bakmak şeklinde anlamlar çıkar karşımıza.Tabi dilde her unsur farklı alanlarda ve branşlarda kendine yeni manalar ya da benzeri manalar katabiliyor mesela; futbol teriminde tackle ifadesi; İkili mücadele, rakipten top çalmak şekilleriyle de aktif olarak kullanılmaktadır.
Tackle: Noun olarak ise, Sıkıca yakalama, ket vurma, durdurma, tutma, takım; daha nesnesel mana olarak ise, palanga, makara, olta takımı, balık av malzemeleri gibi anlamlara gelir.
Fishing tackle.. Balık av takımı..
Bu arada Palanga nedir diye merak edeniniz olursa;
Bu düzenek aklınıza gelebilir.
Lafı çok fazla eveleyip gevelemeden söz konusu İngilizce elemanımızı örnek cümlelerle hafızalarımıza çiviyle kazıyalım.
- The first reason to tackle these problems is to save children's lives.
- Bu meselelerle uğraşmanın birincil nedeni, çocukların hayatlarını kurtarmaktır.
(Bakın uğraşmak anlamı)
⧪ Bakın burada farklı anlamlarından bir tanesi; If you tackle someone about a particular matter, you speak to them honestly about it, usually in order to get it changed or done.
Diyor ki; Bir kişinin özel bir meseleyle ilgili olarak fikrini değiştirmek ya da konuyu anlamasını sağlamak için kibarca nazikçe konuşursun diyor..
- I tackled him about how anyone could live amidst so much poverty.
- Onunla böylesi büyük bir sefaletin içinde nasıl yaşanılabileceği konusunda konuştum.
- He claims his attacker overtook and tackled him, pushing him into the dirt.
- Saldırganın, ona yetişip hakkından geldiğini ve onu pisliğin içine ittiğini iddia ediyor.
- Governments have failed to tackle the question of homelessness.
- Hükümetler evsizlik sorunuyla başa çıkma konusunda başarısız oldular.
- There were over 50 firefighters tackling the blaze.
- Alevlerle mücadele eden ellinin üzerinde itfaiyeci vardı.
- Yes, money was a problem and she hadn't any idea how to tackle the matter.
- Evet, para bir problemdi ve bu meseleyi nasıl çözebileceğine dair herhangi bir fikri yoktu.
- The future would undoubtedly throw more obstacles in their path, but they would tackle them as a family now.
- Gelecek, şüphesiz yollarına daha fazla taş koyacak fakat bu defa karşılarında zorlukların üstesinden gelebilecek bir aile olacaktır.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
30 Eylül 2019 Pazartesi
''Excavate'' Anlamı ve Örnek Cümleler
Excavate: Kazı yapmak, Kazmak, Oymak, Hafriyat yapmak anlamlarına karşılık gelmektedir.
Kullanımı Excavate + something/somewhere şeklindedir.
Excavation: İsim halidir ve dolayısıyla kazı, kazma yeri, çukur manasına gelmektedir.
- A contractor was hired to drain the reservoir and to excavate soil.
- Depoyu tahliye etmek ve toprağı kazmak için bir müteahhit işe alındı.
- They excavated an ancient city.
- Antik bir şehri kazdılar.
- Workers slowly excavate subways tunnels using explosives to break up the rock.
- İşçiler taşları kırmak için patlayacılar kullanarak yavaş yavaş tünelleri kazıyorlar.
- They were men who had studied Greek history and Greek art and they planned to excavate Olympia.
- Yunan tarihi ve sanatı alanında mütehassıs adamlar vardı ve Olympia'yı kazmayı planladılar.
- To excavate an archaeological dig site a great deal of time and patience is required
- Bir arkeolojik kazı alanını kazmak için çok fazla zaman ve sabır gerekir.
- The first step in an archaeological excavation is surveying the area.
- Bir arkeolojik kazıda ilk adım ortamı gözlemlemektir.
- What tools do archaeologists use for excavation?
- Arkeologlar kazı için ne tür aletler kullanırlar?
Örnek Cümlelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz!
Kullanımı Excavate + something/somewhere şeklindedir.
Excavation: İsim halidir ve dolayısıyla kazı, kazma yeri, çukur manasına gelmektedir.
- A contractor was hired to drain the reservoir and to excavate soil.
- Depoyu tahliye etmek ve toprağı kazmak için bir müteahhit işe alındı.
- They excavated an ancient city.
- Antik bir şehri kazdılar.
- Workers slowly excavate subways tunnels using explosives to break up the rock.
- İşçiler taşları kırmak için patlayacılar kullanarak yavaş yavaş tünelleri kazıyorlar.
- They were men who had studied Greek history and Greek art and they planned to excavate Olympia.
- Yunan tarihi ve sanatı alanında mütehassıs adamlar vardı ve Olympia'yı kazmayı planladılar.
- To excavate an archaeological dig site a great deal of time and patience is required
- Bir arkeolojik kazı alanını kazmak için çok fazla zaman ve sabır gerekir.
- The first step in an archaeological excavation is surveying the area.
- Bir arkeolojik kazıda ilk adım ortamı gözlemlemektir.
- What tools do archaeologists use for excavation?
- Arkeologlar kazı için ne tür aletler kullanırlar?
Örnek Cümlelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz!
28 Ağustos 2019 Çarşamba
"Hinder" Anlamı ve Örnek Cümleler
Hinder: Sözlük karıştırdığımızda karşımıza çıkan anlamlar; Engellemek, Engel olmak, Aksatmak, Sonraya kalmak, Mani olmak, Köstek olmak şeklindedir.
Düzensiz (Irregular) fiillerdendir. Örnek cümlelerimizle gelin fiilimizin anlamını pekiştirelim, daha akılda kalıcı hale getirelim.
- It slowed everything down as they hindered each other,
- A mother who killed her two young daughters because they hindered her X-rated lifestyle has been jailed for life.
- I hate red lights, they always hinder me as I'm on my way to work.
- Rifts govern the doom, they hinder the euphoria we can be.
- Lack of compliance is hindering the investigation.
- God may, by almighty grace, hinder the absolute completion of sin in final obduracy
Sizde kendi örnek cümlelerinizi ekleyebilirsiniz.
Düzensiz (Irregular) fiillerdendir. Örnek cümlelerimizle gelin fiilimizin anlamını pekiştirelim, daha akılda kalıcı hale getirelim.
- It slowed everything down as they hindered each other,
- A mother who killed her two young daughters because they hindered her X-rated lifestyle has been jailed for life.
- I hate red lights, they always hinder me as I'm on my way to work.
- Rifts govern the doom, they hinder the euphoria we can be.
- Lack of compliance is hindering the investigation.
- God may, by almighty grace, hinder the absolute completion of sin in final obduracy
Sizde kendi örnek cümlelerinizi ekleyebilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler
Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...
-
As though : İngilizcede -güya , -sözde , -sanki , -mış gibi , -gibi , -cesine/casına anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(eş anlamlısı...
-
Phrasal verbgillerden olan ''Deal with'' unsurumuz özellikle YDS KPDS vb gibi dil seviyesi tespit etme sınavlarında sık sık...
-
As If : İngilizcede -güya , -sözde , -sanki , -mış gibi , -gibi , -cesine/casına, -tut ki anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(...
