18 Ocak 2018 Perşembe

Must, Have To, Have Got to (Zorunluluk) Konu Anlatımı..

İngilizce'de Must/Have to zorunluluk, mecburiyet durumlarını ifade etmede kullanılmaktadır. Türkçe'den bir karşılık verecek olursak, -melisin -malısın -mak zorundasın eklerini söyleyebiliriz. Konuyu kavramak ve aradaki ince farkları görmek için örneklerimizle devam edelim.


- All students must take an exam to reach level.
- All students have to take an exam level.

➮Bütün öğrenciler seviye atlamak için sınava girmek zorundadır. Bunun başka bir yolu yoktur bu sınav tartışmaya kapalı kati bir zorunluluktur.

Have to

- I have to talk to her about our relation.
- Onunla ilişkimiz hakkında konuşmalıyım/konuşmak zorundayım.

- We have to hurry or we will miss the bus.
- Acele etmek zorundayız yoksa otobüsü kaçıracağız.

- Students have to listen to their teachers silently.
- Öğrenciler öğretmenlerini sessizce dinlemek zorundadırlar/dinlemeliler.

- She has to feed the puppy.
- Eniği beslemek zorundadır.

➮ Must ve Have to arasındaki küçük farka gelince, Must mecburiyet ve zorunluluk manasında ''Have to''dan biraz daha güçlüdür. zorunluluk&aciliyet hepsi bir aradır. İlave olarak Must genelde resmi alanlarda ve akademik alanlarda daha çok kullanılmaktadır.


Must

- I must talk her right now!
- Onunla hemen şimdi konuşmalıyım.

- You must study grammar more.
- Daha fazla dilbilgisi çalışmak zorundasın.

- You must not touch the paintings.
- Tablolara dokunmamalısınız.

- I must calculate how much money I'll spend next month.
- Gelecek ay ne kadar harcayacağım hesaplamam lazım.

Have Got to: Bu kezde anlam aynıdır ve bir zorunluluk söz konusudur. Informal İngilizce'de yaygın şekilde kullanılır.  

Must kullanımının zorunluluk ifadesi söz konusu olduğunda past formu yoktur.

- I have got to  leave now. I have an appoinment at nine.
- Şuan ayrılmam lazım, dokuzda randevum var.

- We have got to tear down this ruin.
- Bu harabeyi yıkmamız lazım.

Had to: Have to formunun geçmiş zamanıdır.> needed to.. 

- I had to go to see a doctor yesterday.
- Dün doktora gitmeliydim.

- We had to study last night.
- Dün geçe çalışmamız gerekiyordu.


➤ İfadede bulunduğumuz durum veya eylemin bir zorunluluğunun olmadığını ifade ederkende doğal olarak olumsuz formlarını kullanmayı tercih etmek gerekecektir.

Don't have to
Must not / mustn't (telaffuzda ilk 't' yoksayılır ve masnt şeklinde telaffuz edilir) 

- Tomorrow is holiday, we don't have to go to school.
- Yarın tatil okula gitmek zorunda değiliz.

- You must not tell anyone my secret that's not fair.
- Sırrımı kimseye söylememelisin bu hoş değil.


Sokak İngilizce'sinde rastlayabileceğimiz ''gotta'' ve ''hasta'' kırpımları Have to/has to kullanımlarından türemektir.



 Sorularınızı yorum kısmında sorabilirsiniz.

16 Ocak 2018 Salı

İngilizce May,Could, Would, Would you Mind If I? Nezaket İfadeleri..

Kibarlık ve Nezaket göstergesi davranışlarımızla, ses tonumuzla ifade edilebildiği gibi İngilizce konuşuyorsak eğer bunu birden fazla kullanım türleriyle de sunabiliriz. Tabi bu yayınımızda bir istek ve talebin kibarca ifade edilmesi hususunda işimize yarayacak dil elemanlarından bahsediyoruz.


May I, Could I, Would you, Could you, Can I, Will you, Would You Mind If I ....... ? diyerekten başladığımızda iletimize, bir kibarlık bir sevecenlik, hoşgörü ve nezaket kokusu yayılır iletinin alıcısına yada o an bunu duyacak üçüncü kişilere. 

- May I borrow your notebook (please) ?
- Diz üstü bilgisayarını(zı) ödünç alabilir miyim ? (Lütfen) 

- Could you give me some information about your project?
- Projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz ?

- May I come in please?
- Girebilir miyim?

- Could you shut the door?
- Kapıyı kapatabilir misiniz ?

- Would you pass the salt ?
- Tuzu uzatabilir misiniz?

- Could I make a phone call?
- Bir arama yapabilir miyim?

- Would you pass the pepper (please)
- Biberi geçirebilir misiniz?

- Will you describe the adress?
- Adresi tarif edebilir misiniz?


➮Kibarlık ölçüsü olarak hepsi aynı seviyededir ancak bu kullanımların içinde en nazık olanı ''Would'' ifadesidir..

''May'' kalıbı sadece ''I'' ve ''We'' kişi zamirleriyle kullanılabilir.

➮Bir de ''Can'' vardı o da aynı işi görmüyor muydu diyecek olan olursa diye,

- Can you Open the window?
- Pencereyi açabilir misin?

- Can you give me a little money?
- Biraz para verebilir misin ?


➮ ''Can'' aynı şekilde  kibarlık ifadesidir lakin bu kibarlığın seviyesi biraz daha tanıdık çevre, arkadaş, dost ortamına indirgenmiş düzeydedir.


Would you Mind If I: Bir istek, talep durumu söz konusu olduğunda, başka bir nezaket ifadesidir. İzin isteme durumlarında tercih edilir. Bu kez bir formül belirtmek durumundayız;

Would you mind  If I + verb2  (fiilin past formu)

Anlam olarak Türkçe'de ''Sakıncası var mı,bir mahzuru var mı ?'' olarak özümseyebiliriz.


- Would you mind If I closed the window ?
- Pencereyi kapatsam olur mu? Bir sakıncası var mı? gibi gibi..

- Would you mind If I used the phone?
- Telefonu kullanabilir miyim? Sorun olur mu ? gibi ..

- Would you mind If I spoke with teacher?
- Hocayla konuşabilir miyim? var mı sakıncası ??

Klasik cevapları ise,

-No, of course not.
-No, that would be fine.
-No, Not at all.

şeklinde mümkündür.



➮Bir diğer kullanımı ise birinden bir şey yapmasını istediğimiz durumlarda mevcuttur.

Would you mind + verb -ing formülüyle kullanılır.

- Would you mind speaking with head teacher?
- Müdürle konuşur musunuz ? Hani sizi de sıkıntıya sokmak istemem ama yapar mısınız bunu...


- Would you mind turning off the air conditioner?
- Klimayı kapatır mısınız ? 


- Would you mind changing the channel?
- Kanalı değiştirir misiniz? Tabi bu program hoşunuza gidiyorsa bir şey diyemem falan...

Alışılmış cevaplar:

- Not at all
- No, I would be happy.

 Gayriresmi İngilizce'de;

- No Problem, Okey, Sure.. 

Notlar
- Örneklerde ki ''Would'' ve ''Could'' past form değildir. Geniş zamana veya gelecek zamana atıftır. 
- Informal İngilizce de ''Would you mind If  I + Simple present tense'' kullanımı vardır.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.


15 Ocak 2018 Pazartesi

İngilizce ''Other'' ve ''Another'' Kullanımları..

Other kavramı İngilizce'de hem Sıfat (adjective) hemde Zamir (pronoun) şeklinde karşımıza çıkmaktadır.Tekil (Singular) Çoğul (plural) formuda mevcuttur ve diğer/diğerleri anlamına sahiptir.


Another ise sadece tekil (singular) forma sahiptir ve başka bir, ikinci bir gibi anlamlara gelir.


➮Sıfat durumunda Other;

- I'm from Turkey, Other students are from France.
> Çoğul formuyla kullanım ve nitelediği isim -s takısı alır.

I got two presents. This one was from my sister, the other present was from my brother.
> Tekil formuyla kullanım..


➮Zamir durumunda Other;

- This is my wife, the other is my daughter.
> Zamir formuyla kullanım..



- They have three children. One studies at college, The others are at high school.
> Zamir formuyla çoğul kullanım..


➮Sıfat olarak Another zaman, para, mesafe kavramlarıyla beraber kullanılır ve her daim tekil şeklinde kullanıma sahiptir -s takısı alamaz.

- I have another five euros.
- I will be there for another two years.
- I drove another fourty kilometers.

14 Ocak 2018 Pazar

İngilizce ''Had Better'' Nedir ?

İngilizce'de ''Had Better'' kullanımınıyla ilk defa karşılaşıldığında have formunun Past Participle şekli olduğunu düşünüp söz konusu ifadede geçmiş zaman anlamı arayanlarımız olmuştur muhakkak. Fakat durum öyle değil;


➮Bu kullanımdan genel manada tavsiye ve öneride bulunduğumuz durumlarda yararlanırız. Aynı zamanda uyarıda bulunmak için de kullanımı mevcuttur.

Kullanımı ise had better + verb infinitive şeklindedir.

- You had better take your umbrella with you today
- If you want to pass your exams, you had better study very hard.
- You had better be careful.
- You had better come home before 23:00
- You had better do what your mother say or else you will get into trouble.
- I had better get back to class or my teacher will be angry with me.
- You had better brush your teeth before you go to bed.

Olumsuz form ise had better + verb + not şeklindedir.




- I had better not say anything.

 should/ought to modlarıyla benzer kullanım söz konusudur.

13 Ocak 2018 Cumartesi

İngilizce Kelime Bilgisi Kazanımı [5]

Önce Metni Okuyalım

Father's Day was created to complement Mother's Day. Like Mother's Day which honors mothers and motherhood, Father's Day celebrates fatherhood and paternal bonds; it highlights the influence of fathers in society. Many countries celebrate it on the third Sunday of June, but it is also celebrated widely on other days.

Historically, Sonora Smart Dodd was the woman behind the celebration of male parenting. Her father, the Civil War veteran William Jackson Smart, was a single parent who raised his six children there. After hearing a sermon about Jarvis' Mother's Day in 1909, she told her pastor that fathers should have a similar holiday honoring them. Although she initially suggested June 5, her father's birthday, the pastors did not have enough time to prepare their sermons, and the celebration was deferred to the third Sunday of June. The first celebration was in Spokane, Washington at the YMCA (Young Men's Christian Association) on June 19, 1910.




Father's Day: Babalar günü.
To Complement: Tamamlamak, Tümlemek.
To honor someone: Birini onurlandırmak, şereflendirmek.
Motherhood: Annelik.
To celebrate: Kutlamak.
Fatherhood: Babalık
Paternal: Babadan kalma, baba ile ilgili, baba soyu.
Bond: Bağ, ilişki, yapışıklık.
To Highlight: Belirtmek, Altını çizmek, Vurgulamak.
Influence: Etki, Tesir, Nüfuz.
Society: Toplum
On the third Sunday of June: Günlerde ''on'' preposition'ı.
Widely: Yaygın biçimde.
Historically: Tarihsel olarak, Tarihçe.
Behind the celebration: Kutlamanın arkasında olan, kutlamanın fikir babası gibi..
Civil War: İç savaş.
Veteran: Eski asker, Emektar, Yaşlı kurt
Raise: Büyütmek (Çocuk)
Sermon: Vaaz, Söylev, nutuk.
Pastor: Papaz.
Similar: Benzer, Eş, Aynı.
Initially: Başlangıçta, İlk başlarda.
Suggest: Önermek, Meydana atmak, İleri sürmek.
Prepare: Hazırlamak.
To be Deferred to a date: Bir tarihe ertelenmiş olmak. To Defer fiilinden.





➥ Bazı fiillere veya kelimelere anlam verme aşamasında, parça bütününü, konseptini göze alarak kelimelere anlam vermek gerekmektedir. Bu metinde kelimeler, parça bütününe uygun düşen anlamlarından seçimler yapılarak servis edilmiştir. Çünkü bir fiilin birden fazla anlama gelmiş olduğu gerçeği vardır..



Kelime ve kavramların anlamlarına da göz gezdirdikten sonra, metni tekrar okuyun parçayı, olayı kafanızda imajine edin ve İngilizce kelime dağarcığınıza yaptığınız yatırımın tadını çıkarın.. Yorum olarakta çeviri cümlelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

İngilizce ''Give up'' ve ''Give in'' Arasındaki Fark..

İngilizce'de Give up ve Give in (phrasal verbs) fiilleri birbirine yakın anlamlar taşıyor olsalar da tam olarak aynı anlama sahip oldukları söylenemez.



Give up: Yaygın bir kullanımdır ve bildiğimiz üzre bir şeyden veya bir şeyi yapmaktan, denemekten vazgeçmek anlamına veya bir şeyi veya bir şey yapmayı bırakmak anlamına sahiptir. Bir hedefi, uğraşı bir çok denememiz ve girişimimiz olmasına rağmen başarılı bir sonuca ulaşamadığımızda artık vazgeçeriz.

➮ Bir şeyi yapmaktan vazgeçtiğimizde Give up + verb -ing şeklinde,
Birinden veya bir şeyden vazgeçtiğimizde Give up on + someone/something şeklinde kullanırız.


- I gave up trying looking for a job
- İş aramaktan vazgeçtim.

- The doctor advised me to give up smoking.
- Doktor sigarayı bırakmamı tavsiye etti. 

- It was a difficult time, but he never gave up hope.
- Zor zamanlardı fakat umudundan hiç vazgeçmedi/umudunu yitirmedi.

- I have given up trying to force him to change.
- Değişmesi için onu zorlamaktan vazgeçtim.

- I gave up on her years ago.
- Yıllar önce ondan vazgeçtim.

- Don't give up on me!
- Benden vazgeçme!



Give in: Bu defa ise anlam, ''Pes etmek, boyun eğmek,kabul etmek'' anlamına evrilmektedir veya bir şeye karşı, bir şey karşısında boyun eğmek, pes etmek anlamındadır.


➮ Give in + to (preposition)'uyla birlikte kullanılır.

- Turkey will never give in to terrorist's demands.
- Turkiye teröristlerin isteklerine boyun eğmeyecektir/kabul etmeyecektir.

- I don't think he will give in to your requests if you keep bothering her.
- Onu gıcık etmeye devam edersen isteklerini kabul edeceğini düşünmüyorum.

- Keep going and never give in.
- Devam et, ve asla boyun eğme.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce One,Each,Every,One of,Each of Miktar İfadeleri..

One, Each ve Every miktar ifadeleri tekil sayılabilen isimlerde kullanılır.(singular count nouns)

- One student was late to activity.
- Bir öğrenci etkinliğe geç kaldı.

One > Sayı sıfatı olarak bir, tek anlamındadır..

- Each student has an assignment.
- Her(bir) öğrencinin bir ödevi var.

Each > Her bir anlamındadır ve tekil sayılabilen isimler için kullanılır. 


- Every student need to study hard.
- Her öğrencinin sıkı çalışmaya gereksinimleri vardır.

Every > Her/bütün anlamı vardır ve sayılabilen tekil isimlerde kullanılır. 


➲ Each ve Every temel olarak aynı anlama sahiptir.
    Every: All ile aynı anlamdadır.


- Every student has an assignment.
- All of the students have an assignment.

İki cümlede de aynı manaya gelmektedir.


One of, Each of, Every one of sayılabilen çoğul isimler için kullanılır.  Bu kalıbı  tamlama şeklinde düşünelim; Öğrencilerin her biri, Çocuklardan biri gibi.. Örneklerde de göreceğiniz gibi ilk kısım tekildir özne olduğu için fiilde tekil(singular) çekimlenir, ancak ikinci kısım çoğul(plural) şeklindedir.



- One of the cars was stolen.
- Arabalardan biri çalındı.

- Each of the children got a present.
- Çocukların her biri hediye aldı.

- Every one of the members came.
- Üyelerin her biri geldi.


➮ Everyone ve Every one arasındaki farkı da belirtmek gerekirse,

Everyone: Tanımsız, Belirsiz zamirdır. ( Indefinite pronoun) Everybody ile aynı anlama sahiptir.

- Everyone/everybody has an assignment.

Every one: Bir miktar ifadesidir. 

- I have watched every one of those movies.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz..

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...