10 Şubat 2018 Cumartesi

İngilizce Even/Even If/ Even though Konu Anlatımı..

İngilizce'de Sık Sık karşılaştığımız dil elemanlarından bir tanesi de kuşkusuz ''Even'' kavramıdır.

Even, zarf işlevindedir ve hatta, bile gibi anlamlar taşır. Sürpriz bir durum, beklenmedik anlar, alışılmadık sıradışı olay ve hadiseler ortaya çıktığında kullanılır.

- He didn’t even have enough money to pay for ticket.
- Bileti ödeyecek kadar parası bile yoktu.

- You love me, even after the terrible things ?
- Berbat şeylerden sonra bile beni seviyor musun ?

- Some people can't even read.
- Bazı insanlar okumayı bile bilmiyor.

- I work even on Sunday.
- Pazar günü bile çalışıyorum.

- Human beings will live for 150, even 200 years by the end of the century.
- İnsanoğlu yüzyılın sonuna kadar 150, hatta 200 yıl yaşayacak.



- Don't even talk to Hale.
- Hale'yle konuşma bile.

- I feel even worse than I look.
- Görümdüğünden bile daha fazla kötü görünüyorum.

- It was so easy, even a child could do it.
- Bir çocuk dahi yapabilse bile, çok kolaydı.

- He didn't leave her even after all she had said.
- Söylediklerinden sonra bile onu terketmedi.

Even though ve Even If, anlamca -e rağmen  veya -sa bile şeklindedir. İngilizce'de synonim (eş anlamlısı) ''in spite of the fact that'' veya ''although'' yapılarıdır.

- Even though she was busy, she came to see me.
- I think they’re amazing, even though they haven’t won any games this season.

Even if, beklenmedik sıradışı ekstrem durumlarda söz konusu olduğunda kullanılır.

- I’m still going to go swimming in the sea even if it rains.
- Yağmur yağsa bile yüzmeye gideceğim.

- She will come even if she is tired.
- Yorgun olsa bile gelecek.

- Even if he does something bad, he'll never admit it.
- Kötü bir şey yapsa bile katiyyen kabul etmez.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''Would'' Kullanımları Detaylı Anlatım

İngilizce'de sık sık karşımıza çıkan ''Would'' yapısı için ayrı ayrı yayın paylaşmaktansa tüm kullanımlarını madde madde bu yayınımızda ele alıyoruz.

Would, yapısını kullandığımız durumlardan bir tanesi, gerçek dışı hayali durumlardır.

- I would love to visit Paris.
- Aah ah Paris'i ziyaret etmek isterim/istiyorum.

- I would like to be professional dancer.
- Profesyonel bir danscı olmak isterim.

Would like / would love kullanımlarını burada görüyoruz. Bu iki kullanımda aynı zamanda istiyorum demenin kibar yoludur.

- I would like to pick you up, but I’m late for a meeting
- I would love to pick you up, but I'm late for a meeting.
- I would like to ask a question. 
- I would like to make a request.

Would love ise, bir şeyi çok istediğimizin tercümesidir.

Would, reported speech kullanımı mevzu bahis olduğunda ''will'' yapısının past (geçmiş) formudur.

Hakan: ''I will be late.''
- Hakan said that he would be late.


Would, yine gerçek dışı hayalini kurduğumuz olmasını istediğimiz durumlar için kullanılır. Şöyle şöyle olsaydı böyle yapardım gibi.. 

- If I won the lottery, I would travel the world.
- If I had worked harder, I would have passed the exam.


Would, yapısının bir diğer kullanımı ise, geçmişte tekrarlanana eylem ve durumların ifade edilişinde yer bulmasıdır.

- When I was young I would do my homework every evening.
- In the summer we would always go swimming.
- When I was child, my father would read me a story at night.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

9 Şubat 2018 Cuma

İngilizce Can/Could Ability Konu Anlatımı..

Bir tür modal olan Can/Could -e bilmek yapılarında sistem şu şekilde işlemektedir.

Can, fiziksel becerileri anlatmada kullanılır.

- I can lift that heavy stone.
- Bu ağır taşı kaldırabilirim.

- Mustafa Kasnak can run fast.
- She can jump high.

Can, çoğunlukla, see, hear, feel, smell, taste fiilleriyle kullanılır.

- I can see Gülhane Park from my office in İstanbul.

Can, sahip olunmuş, elde edilmiş becerileri ifade edilirken kullanılır.

- I can play the guitar.
- I can hardly swim.
- He can read and write.

Can, Olasılıkları ifade etmede kullanılır.

- Anybody can make a mistake.
- You can buy a ticket from any store.
- We can see Dicle over there.


Can, Informal, yani resmiyet dışı samimi durumlarda izin, rıza anlamlarında kullanılır.

- I'm not ready right now, you can leave.
- When you finish your work, you can be off.

Ancak resmiyetvari bir durum ortadaysa may tercih edilir.

Olumsuz form,

Cannot veya can't şeklindedir. can not gibi bir kullanım yoktur.

Could, past formudur ve beceri yetenek ifadelerinin geçmiş zamandaki varlığını ifade ederken kullanırız.

I could lift the box but you couldn't.

''Be able to'' kullanımı ile ''Can'' kullanımının arasındaki benzerliklere ve  farklara bakmanızı şiddetle öneririz.

İçeriğe ulaşmak için tıklayın: İngilizce ''Be able to'' vs ''Can/Could'' Detaylı Anlatım

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

7 Şubat 2018 Çarşamba

İngilizce Atasözleri Deyimler ve Türkçe Karşılıkları..

1) Don't count your chickens before they hatch.

Yumurtalar çıkmadan tavukları sayma çıkarımı yapılabilir. Yani bir şeyin gerçekleşmesinden emin olmadan veya o her ne ise vuku bulmadan adım atma kararlar verme.


Zengin Türkçemizden bir karşılıklar verecek olursaak,


- Dereyi görmeden paçayı sıvama.

- Doğmamış çocuğa don biçilmez.

2) A bird in the hand is worth two in the bush.


Eldeki bir kuş, çalılıkta duran iki kuştan daha değerlidir. Hali hazırda sahip olduğumuz şeyler, bizim için ulaşamadığımız veyahut ulaşması, sahip olması zor şeylerden daha önemlidir daha kıymetlidir. 


Türkçe'mizden örnek verecek olursak,


- Eldeki serçe damdaki güvercinden iyidir

- Bugunkü tavuk yarınki kazdan iyidir
- Bugünün tavuğu yarının kazından iyidir.

3) A penny saved is a penny earned.


Biriktirilen peni (para) kazanılan penidir. Para biriktirmek davranışı, aynı şekilde para kazanmak manasına da gelir. Gayet doğru..



Türkçe'de ise karşılıklarından bir tanesi, o hepimizin bildiği meşhur atasözüdür,

- Damlaya damlaya göl olur.


4) A picture is worth 1000 words.


Bir resim binlerce kelimeye değer. Hakikaten de öyle çok hakikat dolu bir söylev.


5) Actions speak louder than words.


Eylemler kelimelerden yüksek sesle konuşur. Yani sürekli laf ebeliği yapan, ancak icraat söz konusu olduğunda sıfır icraat gösteren kişilerden bahsedilir ve bu tür insanlarında ne çevresine ne de kendisine faydası olmadığı aşikardır.


Türkçede ise,


- Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

- Lafla peynir gemisi yürümez.  > Bizim favorimiz :)

6) Add insult to injury.


Bunu Türkçeye çevirmek amorf bir mana çıkarabilir. Bozuk olan, zarar görmüş berbat bir duruma bir de başkası darbe vurur, zarar verir.


Türkçede, 


- Tüy dikmek

- Yaraya tuz basmak
- Kaş yapayım derken göz çıkarmak

7) Barking up the wrong tree.


Yanlış ağaca havlamak gibi bir şey. Belki köpeğin biri koşturduğu kedinin hangi ağaca tırmandığını takip edememiştir yanlış ağaca havlıyordur :) Herneyse.. Aman beklediğimiz, yardım bulacağımız bir kişiden beklentimiz doğrultusunda medet  bulamayız da yanlış kapıyı çalmış oluruz mesela..


Türkçedeki envanterimizden bu duruma cuk oturan bir tanesi,


- Yanlış kapıyı çalmak.


8) Birds of a feather flock together.


Şu birbiriyle aynı karaktere sahip olan, birbirine benzeyen insanlar için.. tabi bu defa olumsuz yerici bir mana hakim..


- Davul bile dengi dengine çalar

- İt ulur, birbirini bulur
- Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş

9) Don't bite off more than you can chew.


Çiğneyebileceğinden fazlasını ısırma. Sindirebileceğin, çiğneyebileceğin kadarını kopar yemeye çalış çok da mantıklı..


Türkçe envanterimizden bir kaç örnek,


- Yutamayacağın lokmayı ağzına alma

- Boyundan büyük işlere kalkışma

10) Break the ice between..


Anlam çırılçıplak ortada.. Aradaki buzları eritmek.. İnsanlar küser, darılır, husumet yaşar aralarında buz kütleleri oluşur ya o soğukluk hali..


11) Not to compare apples to oranges.


- Sapla samanı birbirinden ayırmak.


12) Costs an arm and a leg.


Değeri bir kol bir bacak maliyeti kadarmış. Bu uzuvlara paha biçilebilir mi bir insan için? Hayır. O zaman taşıdığı anlam bir şeyi fahiş fiyatlarda değerinin olması, çok pahalı olması.


- Bir servete mal olmak

- Çok pahalıya mal olmak.

13) Do unto others as you would have them do unto you.


Klasiklerden bir tanesi,


- Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.


14) Don't cry over spilled milk.


Dökülmüş sütün arkasından ağlama diyor iş işten geçti diyor.


Türkçe'mizde buna biz neler diyoruz,


- Olmuşla ölmüşe çare yok

- Ölenle ölünmez.

15) Every cloud has a silver lining.


Her bulutun gümüş astarı(kaplaması) vardır.


Peki biz ne deriz,


- Her hayırda bir şer her şerde bir hayır vardır.

- Gün gelir devran döner.
- Her yokuşun bir inişi vardır.
- Gün doğmadan neler doğar.
- Her işte bir hayır vardır.
- Her gecenin bir sabahı vardır.

16) Searching for needles in a haystack: Samanlıkta iğne aramak.

- It’s like searching for needles in a haystack, but we found one needle.

17) Don't roll the dice if you can't pay the price.

Ödeyeme yapamayacaksan zar atma. Gayet mantıklı bir öneri.

Peki güzel Türkçemizde buna ne tür karşılıklar var?

- Boyundan büyük işlere kalkışma.
- Sonuçlarını göze alamayacağın işe kalkışma.
- Adımını atmadan önce iyi düşün
- Yiyemeyeceğin ****ın altına yatma. [argo]


Devamı gelecek..

6 Şubat 2018 Salı

İngilizce Count in / Count on / Count with / Count out / Count against Tanımları..

Count fiilini birincil anlamı ve phrasal verb biçimleriyle ele alalım.

Count: Birincil anlamı saymaktır. Sayı saymak veya bir şey saymak.

- I'm counting the pages of book.    
- Kitabın sayfalarını sayıyorum.

- Count from 10 down to zero.        
- 10'dan 0'a kadar say.

Count on someone/something: Birine güvenmek, inanmak, bel bağlamak.  [rely on] 

- I'm counting on your help.  
- Senin yardımına güveniyorum.

- The whole class was counting on me. 
- Bütün sınıf bana güveniyordu.

- You can always count on him to lend you money.
- Ona ödünç para vermek konusunda her zaman güvenebilirsin.

Count someone for something: Birine bir şey için güvenmek.

- You can always count on him for good advice.
- İyi nasihatlerinden dolayı ona her zaman güvenebilirsin.

Count someone to do something. Birine bir şey yapması için güvenmek.

- I  can count on you to be on time.
- Vaktinde orada olman konusunda sana güvenebilirim.

Count in: Var etmek, içine almak, saymak, katmak. [to include] Türkçe'den bildiğimiz bir etkinlik, organizasyon olduğunda ''beni de say'' dediğimiz durumlar bir örnektir.

- If you're going to the party, count me in.
- Partiye gidiyorsan beni de say/kat.

Count against: Aleyhine dönmek, zararına olmak.

- Your  irresponsability will count against you
- Sorumsuzluğun zararına olacak.

Count out something: Bir şey dağıtmak.

- She counted out three apples to each child.
- Her bir çocuğa üç elma dağıttı.

Count someone something: Birini bir şey saymak, farzetmek.

- She was counting herself lucky to have survived the crash.
- Kazadan sağ kurtulduğu için kendini şanslı sayıyordu/kabul ediyordu.

To Survive the crash: Kazadan sağ kurtulmak.

Count with someone: Biri için önem arz etmek, önemli olmak.

- You really count with me
- Benim için önem arz ediyorsun.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''Be able to'' vs ''Can/Could'' Detaylı Anlatım..

İngilizce'de Be able to ve Can/Could yapılarını -e bilmek şeklinde beceri ve yeteneklerimizi ifade ederken veya yapmayı, yerine getirmeyi beceremediğimiz özel eylem ve durumlarda kullanıyoruz. Bu yayınımızda ayrı ayrı kullanımlarına göz atalım.


Can: Geniş zaman söz konusudur ve sahip olduğumuz hüner ve becerileri ifade ederken kullanırız ya da tam tersi durumlar için kullanırız.

Olumsuz formu can/cannot şeklindedir. Sakın ha can not demeyin.

- I can swim.
- I can ski.
- I can skate.
- Mustafa can run fast.
- Birds can fly.
- They cannot speak italian.
- He cannot read and write.
- He can swim very fast.

Be able to: Anlamca ''Can'' yapısından bir farkı yoktur tek farkı biraz daha  formal olmasıdır. Yani resmiyet ve seviyenin olması gerektiği durumlardan bahsediyoruz.

Be able to + verb infinitive.

- I'm able to run.
- I'm able to ski
- He isn't able to read.
- I'm not able to read arabic.
- I am able to drive a car.
- He's able to speak Japanese.


Could ve Was/were: Can ve Be able to formunun past biçimidir ve doğal olarak geçmiş zamandan bahsediyor oluruz. Gerçekleştirebildiğimiz veya gerçekleştiremediğimiz eylem ve durumlarda kullamırız.

- He could speak English well when he was six
- He was able to speak English when he was six.

- I could swim well when I was a boy.
- I was able to swim when I was a boy.

- He could run faster than anyone else.
- He was able to run faster than anyone else.

- They couldn't read or write.
- They were not able to read or write.


- In spite of climbing for hours, we couldn’t get to the top of the mountain.
- In spite of climbing for hours, we weren’t able to get to the top of the mountain.

Dikkat: Was/were able to kullandığımızda ifademizde, Bir kişinin geçmişte bir eylemi yapmaya imkanı ve becerisi olduğunu ve bunu sorunsuz şekilde, başarıyla yapmış olduğunu ifade etmiş oluruz.

- She was able to talk to him. > Onunla konuşabilirmiş engel yokmuş ve konuşmuş. 
- My brother was able to drive a car. > Araba kullanmak için yeterli vasfı varmış ve kullanmış.

Yani Could kullanımını geçmişte üstesinden gelebildiğimiz, başardığımız, idare edebildiğimiz durumlar için kullanamıyoruz. Could kullanımı sadece beceri, hüner, yetenek (ability) anlamı ifade eden durumlar için kullanılabiliyor.

- I could reach Selin
- Seline ulaşabildim.

Seline ulaşabilmek bir yetenek mi hüner mi ? - Hayır değil sadece bir durum. O yüzden;

- I was able to reach Selin.
- Selin'e ulaşabildim.

- After a few hours, we were able to get to the top of the mountain.
- Bir kaç saat sonra, dağın zirvesine vardık.

- After a few hours, we could get to the top of the mountain.
- Bu kullanım doğru değil.


➤Bir diğer durum, eğer bir kişinin bir şeyi yapmaya eli varıyorsa ve onu yapmadıysa,

Couldn't have verb3 kullanırız.

- I could have been  more careful.
- Daha dikkatli olamadım. (ama olabilirdim)

Yada, bir kişinin bir şeyi yapmaya  imkanı yoktuysa ve bu sebeple bunu yapamadıysa yine,

Couldn't have verb3 kullanırız.

- I couldn't have gone with you, because I was in Balıkesir at the time.
- Seninle çıkamadım çünkü o vakit Balıkesir'deydim.

➤Could, kullanımını ayrıca ''can'' yapısı söz konusu olduğunda söz aktarımlarında (reported speech) karşımıza çıkar. 

- Ahmet: I can speak arabic.
- Ahmet said he could speak arabic.

➤Could/Can ve May/Might  geniş zamanda veya gelecek zamanda olasılıklar için kullanılır.

- Don't eat it. It could be poisoned.
- Onu yeme. Zehirli olabilir.

Ancak olumsuz durumda ''could not'' kullanmıyoruz.

- The exam could not be easy.
- The exam may not be easy.

➤ Can ve could  izin yetki ve yasak (permission) durumları için de kullanılır.

- You could come and use my car
- You cannot go out during the week.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.


4 Şubat 2018 Pazar

İngilizce Could/Should/Might Öneride Bulunma [Making Suggestions]

İngilizce'de veya başka dillerde de olabilir öneri, tavsiye, akıl vermek gibi eylemlerin dil ile ifade edilişinde birden fazla minval vardır, İngilizce'de de yine bu işlev de kullanabildiğimiz Should/Could yapılarını inceleyelim.


Could; Diğer fonksiyonlarının yanında tavsiye ve öneri arz eden durumlar içinde kullanıma açık bir kavramdır.

- What are we going to do tomorrow ?
- Yarın ne yapacağız ? 
- We could go on a picnic.
- Pikniğe gidebiliriz/gidelim.

Örnekten de anladığımız üzere ''can'' formunun geçmiş zamanı falan değil.

- I'm having troubles in English.
- İngilizce'de sıkıntı yaşıyorum.
- You could talk to your teacher.
- Öğretmeninle konuşabilirsin.

- I need to get to the airport at time.
- Hava alanına vaktinde gitmeliyim.
- You could take a taxi.
- Taksiye binebilirsin.

Should; Aynı şekilde tavsiye ve öneri mahiyetinde ifade söz konusudur.

- I don't feel good.
- İyi hissetmiyorum.

- You should see a doctor.
- Bir doktora görünmelisin.

- I've been coughing for weeks.
- You should give up smoking.

- I'm getting fat.
- You should change your eating habits

Not:  

Could, evet öneri ve tavsiyede bulunurken kullanılabilir dedik ancak bu tavsiyelerin düzeyi kati ve güçlü değildir, yani bu durum için bu mesele için bir kaç öngörülerim, olasılıklarım var bunlara bağlı olarak ise şu şekilde yol ve yöntem öneriyorum..

Should, ise net öneri ve tavsiye mahiyetindedir ve ''Could'' ifadesinden daha güçlüdür. 


Might, yapısı ise yine tavsiye ve öneri anlamlarında kullanılabilir ancak ''Could'' ondan daha yaygın kullanıma sahiptir.


Should have/Could have, yapıları ise past formlarıdır. Akıl vermenin, tavsiye vermenin geçmiş zamanda nasıl kullanımı oluyor diyecek olursanız, Türkçe'de ''ben sana demiştim/iş işten geçti, sakalımız yok ki sözümüz dinlensin'' çıkışlarını aklınıza getirebilirsiniz. Yani şöyle yapsaydın, böyle etseydin gibi gibi..

Should have/Could have + verb3

- You should have cleaned the bedroom.
- Yatak odanı temizlemeliydin.

- You could have spent more time studying than you do.
- Çalışmaya olduğundan daha fazla zaman ayırmalıydın.

> E tabi dilimizde tüy bitti neredeyse yalvarmadığımız kalmıştı :)


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...