How dare you: Meydana gelmiş bir olay veya gelişme karşısında yaşadığımız kızgınlık, şok olma veya gerginlik sebebiyle söz konusu hadisenin sorumlusu olarak düşündüğümüz kişiye karşı verdiğimiz reaksiyon veya devamına ekleyeceğimiz söze bağlı olarak reaksiyonlu ifadedir diyebiliriz. Türkçeden akranları ise, Nasıl cesaret edersin!? Bu ne cüret!? Nasıl olur da!? Bu ne cesaret!? ifadeleridir.
- How dare you pick up the phone and listen in on my conversations!
- Ne cesaretle telefonu açarsında benim konuşmalarımı dinlersin?!?!
- How dare you say that!
- Ne cüretle bunu söylersin!?!?
- How dare you laugh at me!?!
- Ne cesaretle bana gülersin!?!
- How dare you go into my room without asking me!
- Nasıl benim odama iznim dışında giriyorsun, bu ne cesaret!
- How dare you say such a thing to me!
- Böyle bir şeyi bana ne cesaretle söylersin!
- How dare you!
- Bu ne cesaret, bu ne cürret!
Ek bilgi olarak to dare fiili zaten cesaret etmek, cüret etmek anlamındadır.
Formül izahı gerekirse, how dare you + fiil cümlemiz diyerek yayınımızı sonlandırabiliriz.
4 Mart 2018 Pazar
3 Mart 2018 Cumartesi
İngilizce ''Elucidate'' Ne demek?
Elucidate: Bir fiil olarak, elucidate, bir konuyu açıklamak, açıklığa kavuşturmak, aydınlatmak anlamlarına sahiptir. Başka bir deyişle açıklayıcı bir anlatımda bulunmak manasına gelmektedir.
- To make life easy for my math students, I go out of my way to elucidate the complex problems before each test.
- Matematik öğrencilerimin hayatını kolaylaştırmak için, her testten önce karmaşık problemleri açıklığa kavuşturmak adına izlediğim yoldan çıkıyorum.
- Since Metin had a stroke, he has been unable to elucidate his thoughts verbally.
- Metin felç geçirdiğinden bu yana düşüncelerini sözlü olarak açıklayamıyor.
- Even if you cannot read, the pictures under the words will elucidate the comic’s message.
- Okuyamazsan bile, kelimelerin altındaki resimler sana karikatürün mesajını anlatacak.
- The lawyer’s job was to elucidate his client’s innocence for the jury.
- Avukatın işi, juri karşısında vekilinin masumiyetini açıklığa kavuşturmaktı.
22 Şubat 2018 Perşembe
İngilizce Kelime Bilgisi Kazanımı [7]
Ronaldo's double helps Real Madrid to 3-1 win over PSG
Ronaldo's first was a penalty that took him to 100 Champions League goals as a Real player, cancelling out Adrien Rabiot's opener for PSG. He then struck again with the second in the 83rd minute.
Cristiano Ronaldo scored twice as Real Madrid came from behind to beat Paris St Germain 3-1 on Wednesday, with the holders roaring back to life in the Champions League last-16 first leg tie after a dismal domestic campaign.
Adrien Rabiot smashed runaway Ligue 1 leaders PSG ahead in the 33rd minute but Ronaldo levelled from the penalty spot on the stroke of halftime, scoring his 100th Champions League goal for Real to set up a pulsating second half.
Ronaldo put Real in front in the 83rd minute with a scrappy strike from close range, following a cross by Marco Asensio, who made an impressive cameo appearance off the bench.
Brazilian left back Marcelo further stretched the lead in the 86th, giving PSG a tough task in the second leg at the Parc des Princes on March 6.
Source Reuters
To win over: Kazanmak.
Double: Duble (çift)
To take someone to somewhere: Birini bir yere taşımak götürmek.
Champions League: Şampiyonlar Ligi.
Goal: Gol.
As a: olarak.
Real player: Real Madrid oyuncusu.
To cancel out: İptal etmek.
Opener: Açan kimse. (gol perdesini)
To struck: Vurmak.
To score: Skor yapmak. (gol atmak)
Twice: İki kez.
To come from behind: Arkadan gelmek.
To beat: Yenmek, Vurmak, pataklamak.
Holder: Tutan şey, tutucu, sahip
Roaring: Gürleme, kükreme
First leg: İlk ayak
Dismal: Sıkıntı veren, kasvetli.
Domestic: Yerel, İç
Campaign: Sefer, kampanya, mücadele.
Smash: Kırıp dökmek, paramparça yapmak
Runaway: Kaçak, firari, sızıntı, kolay zafer.
Ahead: İleride, ileriye.
To level: Eşit seviyeye getirmek, düzgünleştirmek.
Penalty Spot: Penaltı noktası.
Stroke: Vuruş.
Pulsating: Heyecanlı, sarsmalı.
Scrappy: Bölük pörçük, derme çatma, yarım yamalak.
Close range: Yakın mesafe.
Cross: Futbolda kros koşusu.
Impressive: Etkileyici
Cameo: Sinemada yönetmenin filmde kendini kısa bir süre göstermesidir.
Bench: Yedek kulübesi, banki sıra.
Left back: Sol bek
Stretch: Uzanmak, gerinmek, uzamak.
Lead: Başta olma, önde bulunma, öncü, liderlik.
Tough task: Sıkı görev.
➥ Bazı fiillere veya kelimelere anlam verme aşamasında, parça bütününü, konseptini göze alarak kelimelere anlam vermek gerekmektedir. Bu metinde kelimeler, parça bütününe uygun düşen anlamlarından seçimler yapılarak servis edilmiştir. Çünkü bir fiilin birden fazla anlama gelmiş olduğu gerçeği vardır..
Kelime ve kavramların anlamlarına da göz gezdirdikten sonra, metni tekrar okuyun parçayı, olayı kafanızda imajine edin ve İngilizce kelime dağarcığınıza yaptığınız yatırımın tadını çıkarın.. Yorum olarakta çeviri cümlelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.
21 Şubat 2018 Çarşamba
İngilizce ''As to'' & ''So as to'' Ne demek?
Bir edat olarak karşımıza çıkan ''As to'' kavramı Türkçe karşılık aradığımızda, ilişkin, -e gelince, konusunda, hakkında, istinaden, dair, -e ilişkin olarak, göre, ise.. gibi sonuçlara ulaşırız. Ek olarak benzer anlamlıları karşımıza ''about/concerning/related'' şeklinde de çıkar.
- There are some doubts as to her offer.
- Teklifi konusunda bazı şüpheler var.
- I can’t answer questions as to how much money workers are being paid.
- İşçilere ne kadar ödendiği konusundaki sorulara cevap veremem.
- As to where we'll get the money from, we'll talk about that later.
- Parayı nereden alacağımız konusuna gelince, bunu sonra konuşacağız.
- As to your earlier question, I don't think I know the answer.
- Daha önceki sorunuza gelince, cevabı bildiğimi zannetmiyorum.
- Sort those as to size and color.
- Bunları boyutuna ve rengine göre sıralayın.
- I'm in a quandary as to how to deal with the problem.
- Sorunun nasıl çözüleceği hususunda ikilemdeyim.
- We are puzzled as to how it happened.
- Bunun nasıl olduğu konusunda şaşkın bir haldeyiz.
So as to: Amacıyla, maksadıyla, üzere, için, diye, -mek için anlamları için kullanılır. Kısa yoldan kavranması için pek bildiğimiz eşanlamlısı ''in order to'' kullanımıdır. Yani bir amaç durumundan bahsetmiş oluyoruz.
- She had put her hair up so as to look older.
- Daha yaşlı görünmek için saçlarını topladı.
- I will go to the cinema so as to watch new movie.
- Yeni filmi izlemek için sinemaya gideceğim.
- They made many plans so as to catch the robber.
- Soyguncuyu yakalamak için bir sürü plan yaptılar.
- I will do my best so as to teach you English.
- Sana İngilizce öğretmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
- There are some doubts as to her offer.
- Teklifi konusunda bazı şüpheler var.
- I can’t answer questions as to how much money workers are being paid.
- İşçilere ne kadar ödendiği konusundaki sorulara cevap veremem.
- As to where we'll get the money from, we'll talk about that later.
- Parayı nereden alacağımız konusuna gelince, bunu sonra konuşacağız.
- As to your earlier question, I don't think I know the answer.
- Daha önceki sorunuza gelince, cevabı bildiğimi zannetmiyorum.
- Sort those as to size and color.
- Bunları boyutuna ve rengine göre sıralayın.
- I'm in a quandary as to how to deal with the problem.
- Sorunun nasıl çözüleceği hususunda ikilemdeyim.
- We are puzzled as to how it happened.
- Bunun nasıl olduğu konusunda şaşkın bir haldeyiz.
So as to: Amacıyla, maksadıyla, üzere, için, diye, -mek için anlamları için kullanılır. Kısa yoldan kavranması için pek bildiğimiz eşanlamlısı ''in order to'' kullanımıdır. Yani bir amaç durumundan bahsetmiş oluyoruz.
- She had put her hair up so as to look older.
- Daha yaşlı görünmek için saçlarını topladı.
- I will go to the cinema so as to watch new movie.
- Yeni filmi izlemek için sinemaya gideceğim.
- They made many plans so as to catch the robber.
- Soyguncuyu yakalamak için bir sürü plan yaptılar.
- I will do my best so as to teach you English.
- Sana İngilizce öğretmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
15 Şubat 2018 Perşembe
İngilizce ''How come'' Ne demek?
Dili İngilizce olan metinlerin, diyalogların içinde mestan bir halde dolanıp dururken karşınıza birden how come ..... ? ile başlayan bir soru gelmiş, ve birden afallamış olabilirsiniz veya bir gün olabilir. Çıkmazın içine düşmeye hiç gerek yok gayet basit bir ifadesi mevcut.
How come: İşin özü bir şeyin nasıl veya niçin olduğunu sorgulamak için klasik soru giriş cümlesidir. Siz de denemek isterseniz eğer, sorunuza ''how come'' ile başlayın ve niyetinizi belirtin :)
- How come you didn’t go to the concert last weekend?
- Geçen hafta konsere neden gitmedin?
- How come he is going to give a speech at the wedding.
- Düğünde nasıl konuşma yapacak?
- How come your French is getting so much better?
- Fransızcan nasıl bu kadar çok iyi olabiliyor?
- So how come you missed the plane?
- E uçağı nasıl kaçırdın ?
Uyarı: Örneklere dikkatle bakıldığında ''how come'' kullanımın ardından cümle soru cümlesi
şeklinde değil düz fiil cümlesi olarak gelmektedir. Yani,
-How come didn’t you go…? gibi bir dönüşüm bu kullanımda doğru değildir.
- How come you went .... ?
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
How come: İşin özü bir şeyin nasıl veya niçin olduğunu sorgulamak için klasik soru giriş cümlesidir. Siz de denemek isterseniz eğer, sorunuza ''how come'' ile başlayın ve niyetinizi belirtin :)
- How come you didn’t go to the concert last weekend?
- Geçen hafta konsere neden gitmedin?
- How come he is going to give a speech at the wedding.
- Düğünde nasıl konuşma yapacak?
- How come your French is getting so much better?
- Fransızcan nasıl bu kadar çok iyi olabiliyor?
- So how come you missed the plane?
- E uçağı nasıl kaçırdın ?
Uyarı: Örneklere dikkatle bakıldığında ''how come'' kullanımın ardından cümle soru cümlesi
şeklinde değil düz fiil cümlesi olarak gelmektedir. Yani,
-
- How come you went .... ?
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
İngilizce ''Beside'' vs ''Besides'' Farkları
Beside: Ekseriyet olarak bildiğimiz üzre, yanında, yanına demektir. Bu edat için kompleks bir durum yoktur.
- Sit beside me.
- Yanıma otur.
- There was a small table beside the bed, on which there was a book.
- Yatağın yanında üzerinde kitap olan bir masa vardı.
- I'm walking beside her.
- Onun yanında yürüyorum
- His house seems small beside mine.
- Benimkinin yanında onun evi küçük görünüyor.
- She seems short beside her sister.
- Kız kardeşinin yanında kısa görünüyor.
- While he was reading a newspaper, his dog was lying beside him.
- Gazete okuyorken, köpeği yanında uzanıyordu.
Besides: Üstelik, ayrıca, bunun yanısıra, bununla birlikte, hem de, başkaca, ayrıca, kaldı ki, -den başka gibi anlamlara hizmet eder. İngilizce'de eş anlamlılarından, ''in addition'' ya da ''also'' örneğini arz edebiliriz. Bağlaç olarak kullanıldığında virgül kullanırız.
- I have no time for that, and besides, I don't have any money.
- Bunun için zamanım yok dahası hiç param da yok.
- Besides lending books, libraries offer various other services.
- Kitap kıralamanın yanında, kütüphaneler başka hizmetler de sunar.
- You're the only person I know besides me who likes classical music.
- Benim dışımda klasik müziği seven bildiğim tek kişisin.
- Besides playing tennis, she skis very well.
- Tenis oynamasının yanısıra, çok iyi kayak yapar.
- He speaks two languages besides English.
- İngilizce'den başka iki dil konuşur.
- Besides being a businessman, he is a musician.
- İş adamı olmasının yanısıra, o bir müzisyen.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
- Sit beside me.
- Yanıma otur.
- There was a small table beside the bed, on which there was a book.
- Yatağın yanında üzerinde kitap olan bir masa vardı.
- I'm walking beside her.
- Onun yanında yürüyorum
- His house seems small beside mine.
- Benimkinin yanında onun evi küçük görünüyor.
- She seems short beside her sister.
- Kız kardeşinin yanında kısa görünüyor.
- While he was reading a newspaper, his dog was lying beside him.
- Gazete okuyorken, köpeği yanında uzanıyordu.
Besides: Üstelik, ayrıca, bunun yanısıra, bununla birlikte, hem de, başkaca, ayrıca, kaldı ki, -den başka gibi anlamlara hizmet eder. İngilizce'de eş anlamlılarından, ''in addition'' ya da ''also'' örneğini arz edebiliriz. Bağlaç olarak kullanıldığında virgül kullanırız.
- I have no time for that, and besides, I don't have any money.
- Bunun için zamanım yok dahası hiç param da yok.
- Besides lending books, libraries offer various other services.
- Kitap kıralamanın yanında, kütüphaneler başka hizmetler de sunar.
- You're the only person I know besides me who likes classical music.
- Benim dışımda klasik müziği seven bildiğim tek kişisin.
- Besides playing tennis, she skis very well.
- Tenis oynamasının yanısıra, çok iyi kayak yapar.
- He speaks two languages besides English.
- İngilizce'den başka iki dil konuşur.
- Besides being a businessman, he is a musician.
- İş adamı olmasının yanısıra, o bir müzisyen.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
İngilizce ''Between'' vs ''Among'' Arasındaki Fark..
Between: Arasında anlamını taşır. Arasında derken birbirinden ayrı duran, ayrı konumlandırmış iki cismin yada bir cisim topluluğunun arasında olmasından bahsediyoruz. Altını çizerek tekrar ifade edelim iki ayrı şeyin arasında bulunan bir varlığın ifadesinde kullanmak durumundayız.
- We have a door between our offices.
- Ofislerimizin arasında bir kapı var.
- Our holiday house is between the mountains and the sea.
- Tatil evimiz denizin ve dağların arasındadır.
- He was sitting between Mahir and Tuğrul.
- Mahir ve Tuğrul'un arasında oturuyordu.
- There is no connection between them.
- Aralarında bir ilişki yok.
- Don't ask me to choose between you and my children.
- Benden çocuklarım ve sen arasında seçim yapmamı isteme.
- I had to make a choice between chocolate and vanilla.
- Çikolata ve vanilya arasında seçim yapmak zorunda kaldım.
- It happened between eight and ten.
- Sekiz ve on arasında oldu.
- There's often a fine line between confidence and arrogance.
- Kibir ve güven arasında her zaman ince bir çizgi vardır.
- What's the difference between American and British English?
- Amerikan İngilizce'siyle İngiliz İngilizce'si arasındaki fark nedir?
Among: Anlam yine aynıdır, arasında demektir ancak bu defa birbirinden tam olarak ayrılmamış, karmaşık durumda yada onlarca şeyin arasında bulunan bir kavramı ifade etmede kullanırız.
- The ancient fountain was hidden among the trees.
- Eski kaynak ağaçların arasında saklıydı.
- Ceyda and her mother were among the new arrivals.
- Ceyda ve annesi yeni gelen yolcuların arasındaydı.
- Soner and Pelin were among the ones who didn't come.
- Gelmeyenleri arasında Soner ve Pelin'de vardı.
- I sat among them.
- Onların arasında oturdum.
- He is popular among us.
- O aramızda popülerdir.
- This is the best among his works.
- İşleri içinde bu en iyisidir.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
- We have a door between our offices.
- Ofislerimizin arasında bir kapı var.
- Our holiday house is between the mountains and the sea.
- Tatil evimiz denizin ve dağların arasındadır.
- He was sitting between Mahir and Tuğrul.
- Mahir ve Tuğrul'un arasında oturuyordu.
- There is no connection between them.
- Aralarında bir ilişki yok.
- Don't ask me to choose between you and my children.
- Benden çocuklarım ve sen arasında seçim yapmamı isteme.
- I had to make a choice between chocolate and vanilla.
- Çikolata ve vanilya arasında seçim yapmak zorunda kaldım.
- It happened between eight and ten.
- Sekiz ve on arasında oldu.
- There's often a fine line between confidence and arrogance.
- Kibir ve güven arasında her zaman ince bir çizgi vardır.
- What's the difference between American and British English?
- Amerikan İngilizce'siyle İngiliz İngilizce'si arasındaki fark nedir?
Among: Anlam yine aynıdır, arasında demektir ancak bu defa birbirinden tam olarak ayrılmamış, karmaşık durumda yada onlarca şeyin arasında bulunan bir kavramı ifade etmede kullanırız.
- The ancient fountain was hidden among the trees.
- Eski kaynak ağaçların arasında saklıydı.
- Ceyda and her mother were among the new arrivals.
- Ceyda ve annesi yeni gelen yolcuların arasındaydı.
- Soner and Pelin were among the ones who didn't come.
- Gelmeyenleri arasında Soner ve Pelin'de vardı.
- I sat among them.
- Onların arasında oturdum.
- He is popular among us.
- O aramızda popülerdir.
- This is the best among his works.
- İşleri içinde bu en iyisidir.
Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler
Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...
-
As though : İngilizcede -güya , -sözde , -sanki , -mış gibi , -gibi , -cesine/casına anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(eş anlamlısı...
-
Phrasal verbgillerden olan ''Deal with'' unsurumuz özellikle YDS KPDS vb gibi dil seviyesi tespit etme sınavlarında sık sık...
-
As If : İngilizcede -güya , -sözde , -sanki , -mış gibi , -gibi , -cesine/casına, -tut ki anlamlarına gelen bir bağlaçtır. Synonym(...