7 Şubat 2018 Çarşamba

İngilizce Atasözleri Deyimler ve Türkçe Karşılıkları..

1) Don't count your chickens before they hatch.

Yumurtalar çıkmadan tavukları sayma çıkarımı yapılabilir. Yani bir şeyin gerçekleşmesinden emin olmadan veya o her ne ise vuku bulmadan adım atma kararlar verme.


Zengin Türkçemizden bir karşılıklar verecek olursaak,


- Dereyi görmeden paçayı sıvama.

- Doğmamış çocuğa don biçilmez.

2) A bird in the hand is worth two in the bush.


Eldeki bir kuş, çalılıkta duran iki kuştan daha değerlidir. Hali hazırda sahip olduğumuz şeyler, bizim için ulaşamadığımız veyahut ulaşması, sahip olması zor şeylerden daha önemlidir daha kıymetlidir. 


Türkçe'mizden örnek verecek olursak,


- Eldeki serçe damdaki güvercinden iyidir

- Bugunkü tavuk yarınki kazdan iyidir
- Bugünün tavuğu yarının kazından iyidir.

3) A penny saved is a penny earned.


Biriktirilen peni (para) kazanılan penidir. Para biriktirmek davranışı, aynı şekilde para kazanmak manasına da gelir. Gayet doğru..



Türkçe'de ise karşılıklarından bir tanesi, o hepimizin bildiği meşhur atasözüdür,

- Damlaya damlaya göl olur.


4) A picture is worth 1000 words.


Bir resim binlerce kelimeye değer. Hakikaten de öyle çok hakikat dolu bir söylev.


5) Actions speak louder than words.


Eylemler kelimelerden yüksek sesle konuşur. Yani sürekli laf ebeliği yapan, ancak icraat söz konusu olduğunda sıfır icraat gösteren kişilerden bahsedilir ve bu tür insanlarında ne çevresine ne de kendisine faydası olmadığı aşikardır.


Türkçede ise,


- Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

- Lafla peynir gemisi yürümez.  > Bizim favorimiz :)

6) Add insult to injury.


Bunu Türkçeye çevirmek amorf bir mana çıkarabilir. Bozuk olan, zarar görmüş berbat bir duruma bir de başkası darbe vurur, zarar verir.


Türkçede, 


- Tüy dikmek

- Yaraya tuz basmak
- Kaş yapayım derken göz çıkarmak

7) Barking up the wrong tree.


Yanlış ağaca havlamak gibi bir şey. Belki köpeğin biri koşturduğu kedinin hangi ağaca tırmandığını takip edememiştir yanlış ağaca havlıyordur :) Herneyse.. Aman beklediğimiz, yardım bulacağımız bir kişiden beklentimiz doğrultusunda medet  bulamayız da yanlış kapıyı çalmış oluruz mesela..


Türkçedeki envanterimizden bu duruma cuk oturan bir tanesi,


- Yanlış kapıyı çalmak.


8) Birds of a feather flock together.


Şu birbiriyle aynı karaktere sahip olan, birbirine benzeyen insanlar için.. tabi bu defa olumsuz yerici bir mana hakim..


- Davul bile dengi dengine çalar

- İt ulur, birbirini bulur
- Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş

9) Don't bite off more than you can chew.


Çiğneyebileceğinden fazlasını ısırma. Sindirebileceğin, çiğneyebileceğin kadarını kopar yemeye çalış çok da mantıklı..


Türkçe envanterimizden bir kaç örnek,


- Yutamayacağın lokmayı ağzına alma

- Boyundan büyük işlere kalkışma

10) Break the ice between..


Anlam çırılçıplak ortada.. Aradaki buzları eritmek.. İnsanlar küser, darılır, husumet yaşar aralarında buz kütleleri oluşur ya o soğukluk hali..


11) Not to compare apples to oranges.


- Sapla samanı birbirinden ayırmak.


12) Costs an arm and a leg.


Değeri bir kol bir bacak maliyeti kadarmış. Bu uzuvlara paha biçilebilir mi bir insan için? Hayır. O zaman taşıdığı anlam bir şeyi fahiş fiyatlarda değerinin olması, çok pahalı olması.


- Bir servete mal olmak

- Çok pahalıya mal olmak.

13) Do unto others as you would have them do unto you.


Klasiklerden bir tanesi,


- Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.


14) Don't cry over spilled milk.


Dökülmüş sütün arkasından ağlama diyor iş işten geçti diyor.


Türkçe'mizde buna biz neler diyoruz,


- Olmuşla ölmüşe çare yok

- Ölenle ölünmez.

15) Every cloud has a silver lining.


Her bulutun gümüş astarı(kaplaması) vardır.


Peki biz ne deriz,


- Her hayırda bir şer her şerde bir hayır vardır.

- Gün gelir devran döner.
- Her yokuşun bir inişi vardır.
- Gün doğmadan neler doğar.
- Her işte bir hayır vardır.
- Her gecenin bir sabahı vardır.

16) Searching for needles in a haystack: Samanlıkta iğne aramak.

- It’s like searching for needles in a haystack, but we found one needle.

17) Don't roll the dice if you can't pay the price.

Ödeyeme yapamayacaksan zar atma. Gayet mantıklı bir öneri.

Peki güzel Türkçemizde buna ne tür karşılıklar var?

- Boyundan büyük işlere kalkışma.
- Sonuçlarını göze alamayacağın işe kalkışma.
- Adımını atmadan önce iyi düşün
- Yiyemeyeceğin ****ın altına yatma. [argo]


Devamı gelecek..

6 Şubat 2018 Salı

İngilizce Count in / Count on / Count with / Count out / Count against Tanımları..

Count fiilini birincil anlamı ve phrasal verb biçimleriyle ele alalım.

Count: Birincil anlamı saymaktır. Sayı saymak veya bir şey saymak.

- I'm counting the pages of book.    
- Kitabın sayfalarını sayıyorum.

- Count from 10 down to zero.        
- 10'dan 0'a kadar say.

Count on someone/something: Birine güvenmek, inanmak, bel bağlamak.  [rely on] 

- I'm counting on your help.  
- Senin yardımına güveniyorum.

- The whole class was counting on me. 
- Bütün sınıf bana güveniyordu.

- You can always count on him to lend you money.
- Ona ödünç para vermek konusunda her zaman güvenebilirsin.

Count someone for something: Birine bir şey için güvenmek.

- You can always count on him for good advice.
- İyi nasihatlerinden dolayı ona her zaman güvenebilirsin.

Count someone to do something. Birine bir şey yapması için güvenmek.

- I  can count on you to be on time.
- Vaktinde orada olman konusunda sana güvenebilirim.

Count in: Var etmek, içine almak, saymak, katmak. [to include] Türkçe'den bildiğimiz bir etkinlik, organizasyon olduğunda ''beni de say'' dediğimiz durumlar bir örnektir.

- If you're going to the party, count me in.
- Partiye gidiyorsan beni de say/kat.

Count against: Aleyhine dönmek, zararına olmak.

- Your  irresponsability will count against you
- Sorumsuzluğun zararına olacak.

Count out something: Bir şey dağıtmak.

- She counted out three apples to each child.
- Her bir çocuğa üç elma dağıttı.

Count someone something: Birini bir şey saymak, farzetmek.

- She was counting herself lucky to have survived the crash.
- Kazadan sağ kurtulduğu için kendini şanslı sayıyordu/kabul ediyordu.

To Survive the crash: Kazadan sağ kurtulmak.

Count with someone: Biri için önem arz etmek, önemli olmak.

- You really count with me
- Benim için önem arz ediyorsun.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce ''Be able to'' vs ''Can/Could'' Detaylı Anlatım..

İngilizce'de Be able to ve Can/Could yapılarını -e bilmek şeklinde beceri ve yeteneklerimizi ifade ederken veya yapmayı, yerine getirmeyi beceremediğimiz özel eylem ve durumlarda kullanıyoruz. Bu yayınımızda ayrı ayrı kullanımlarına göz atalım.


Can: Geniş zaman söz konusudur ve sahip olduğumuz hüner ve becerileri ifade ederken kullanırız ya da tam tersi durumlar için kullanırız.

Olumsuz formu can/cannot şeklindedir. Sakın ha can not demeyin.

- I can swim.
- I can ski.
- I can skate.
- Mustafa can run fast.
- Birds can fly.
- They cannot speak italian.
- He cannot read and write.
- He can swim very fast.

Be able to: Anlamca ''Can'' yapısından bir farkı yoktur tek farkı biraz daha  formal olmasıdır. Yani resmiyet ve seviyenin olması gerektiği durumlardan bahsediyoruz.

Be able to + verb infinitive.

- I'm able to run.
- I'm able to ski
- He isn't able to read.
- I'm not able to read arabic.
- I am able to drive a car.
- He's able to speak Japanese.


Could ve Was/were: Can ve Be able to formunun past biçimidir ve doğal olarak geçmiş zamandan bahsediyor oluruz. Gerçekleştirebildiğimiz veya gerçekleştiremediğimiz eylem ve durumlarda kullamırız.

- He could speak English well when he was six
- He was able to speak English when he was six.

- I could swim well when I was a boy.
- I was able to swim when I was a boy.

- He could run faster than anyone else.
- He was able to run faster than anyone else.

- They couldn't read or write.
- They were not able to read or write.


- In spite of climbing for hours, we couldn’t get to the top of the mountain.
- In spite of climbing for hours, we weren’t able to get to the top of the mountain.

Dikkat: Was/were able to kullandığımızda ifademizde, Bir kişinin geçmişte bir eylemi yapmaya imkanı ve becerisi olduğunu ve bunu sorunsuz şekilde, başarıyla yapmış olduğunu ifade etmiş oluruz.

- She was able to talk to him. > Onunla konuşabilirmiş engel yokmuş ve konuşmuş. 
- My brother was able to drive a car. > Araba kullanmak için yeterli vasfı varmış ve kullanmış.

Yani Could kullanımını geçmişte üstesinden gelebildiğimiz, başardığımız, idare edebildiğimiz durumlar için kullanamıyoruz. Could kullanımı sadece beceri, hüner, yetenek (ability) anlamı ifade eden durumlar için kullanılabiliyor.

- I could reach Selin
- Seline ulaşabildim.

Seline ulaşabilmek bir yetenek mi hüner mi ? - Hayır değil sadece bir durum. O yüzden;

- I was able to reach Selin.
- Selin'e ulaşabildim.

- After a few hours, we were able to get to the top of the mountain.
- Bir kaç saat sonra, dağın zirvesine vardık.

- After a few hours, we could get to the top of the mountain.
- Bu kullanım doğru değil.


➤Bir diğer durum, eğer bir kişinin bir şeyi yapmaya eli varıyorsa ve onu yapmadıysa,

Couldn't have verb3 kullanırız.

- I could have been  more careful.
- Daha dikkatli olamadım. (ama olabilirdim)

Yada, bir kişinin bir şeyi yapmaya  imkanı yoktuysa ve bu sebeple bunu yapamadıysa yine,

Couldn't have verb3 kullanırız.

- I couldn't have gone with you, because I was in Balıkesir at the time.
- Seninle çıkamadım çünkü o vakit Balıkesir'deydim.

➤Could, kullanımını ayrıca ''can'' yapısı söz konusu olduğunda söz aktarımlarında (reported speech) karşımıza çıkar. 

- Ahmet: I can speak arabic.
- Ahmet said he could speak arabic.

➤Could/Can ve May/Might  geniş zamanda veya gelecek zamanda olasılıklar için kullanılır.

- Don't eat it. It could be poisoned.
- Onu yeme. Zehirli olabilir.

Ancak olumsuz durumda ''could not'' kullanmıyoruz.

- The exam could not be easy.
- The exam may not be easy.

➤ Can ve could  izin yetki ve yasak (permission) durumları için de kullanılır.

- You could come and use my car
- You cannot go out during the week.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.


4 Şubat 2018 Pazar

İngilizce Could/Should/Might Öneride Bulunma [Making Suggestions]

İngilizce'de veya başka dillerde de olabilir öneri, tavsiye, akıl vermek gibi eylemlerin dil ile ifade edilişinde birden fazla minval vardır, İngilizce'de de yine bu işlev de kullanabildiğimiz Should/Could yapılarını inceleyelim.


Could; Diğer fonksiyonlarının yanında tavsiye ve öneri arz eden durumlar içinde kullanıma açık bir kavramdır.

- What are we going to do tomorrow ?
- Yarın ne yapacağız ? 
- We could go on a picnic.
- Pikniğe gidebiliriz/gidelim.

Örnekten de anladığımız üzere ''can'' formunun geçmiş zamanı falan değil.

- I'm having troubles in English.
- İngilizce'de sıkıntı yaşıyorum.
- You could talk to your teacher.
- Öğretmeninle konuşabilirsin.

- I need to get to the airport at time.
- Hava alanına vaktinde gitmeliyim.
- You could take a taxi.
- Taksiye binebilirsin.

Should; Aynı şekilde tavsiye ve öneri mahiyetinde ifade söz konusudur.

- I don't feel good.
- İyi hissetmiyorum.

- You should see a doctor.
- Bir doktora görünmelisin.

- I've been coughing for weeks.
- You should give up smoking.

- I'm getting fat.
- You should change your eating habits

Not:  

Could, evet öneri ve tavsiyede bulunurken kullanılabilir dedik ancak bu tavsiyelerin düzeyi kati ve güçlü değildir, yani bu durum için bu mesele için bir kaç öngörülerim, olasılıklarım var bunlara bağlı olarak ise şu şekilde yol ve yöntem öneriyorum..

Should, ise net öneri ve tavsiye mahiyetindedir ve ''Could'' ifadesinden daha güçlüdür. 


Might, yapısı ise yine tavsiye ve öneri anlamlarında kullanılabilir ancak ''Could'' ondan daha yaygın kullanıma sahiptir.


Should have/Could have, yapıları ise past formlarıdır. Akıl vermenin, tavsiye vermenin geçmiş zamanda nasıl kullanımı oluyor diyecek olursanız, Türkçe'de ''ben sana demiştim/iş işten geçti, sakalımız yok ki sözümüz dinlensin'' çıkışlarını aklınıza getirebilirsiniz. Yani şöyle yapsaydın, böyle etseydin gibi gibi..

Should have/Could have + verb3

- You should have cleaned the bedroom.
- Yatak odanı temizlemeliydin.

- You could have spent more time studying than you do.
- Çalışmaya olduğundan daha fazla zaman ayırmalıydın.

> E tabi dilimizde tüy bitti neredeyse yalvarmadığımız kalmıştı :)


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

31 Ocak 2018 Çarşamba

İngilizce ''Due to'' ve ''Because of'' Anlatımı ve Farkları..

İngilizce'de sıklıkla karşılaştığımız yapılardan olan ''Due to'' ve ''Because of'' kullanımları anlamca -den ötürü, sebebiyle, -yüzünden -nedeniyle ifadelerine karşılık gelmektedir. Anlamları açısından abesle iştigal bir durum yoktur Ancak cümle içindeki konumları ve yapılarına bağlı karakteristik özellikleri farklı olmasından ötürü kullanıldığı durumlar birbirilerinden farklı olacaktır. Bu ayrım pek göze çarpmamaktadır ve haliyle ikisinin de ait olmadığı yerlerde kullanılması çarpık,eğreti görünen bir İngilizce ortaya çıkarabilir. Gelin detaylarıyla inceleyelim.


Due to: Bu bir sıfattır.(adjective) Türkçe'den de bildiğimiz gibi sıfatlar her daim isimleri (nouns,pronouns) niteler. Dolayısıyla da cümle içinde kullanıldığında ismi nitelemesi gerekecektir.


- His failure was due to his carelessness. 
- Başarısızlığı dikkatsizliği yüzündendi.

Örneğe göz atalım. ''his failure'' isimdir ''onun başarısızlığı''. Yani ''Due to'' ismi nitelemiş olmaktadır.

- He failed due to his carelessness.
- He failed because of his carelessness. ✔

Aynı anlamı bir fiil cümlesiyle (subject + verb) vermek istediğimizde ise yanlış bir kullanımda bulunmuş oluyoruz. Bu kez ''due to'' kendi görevi dışında bir fonksiyona sahip olmuştur. İlk bakışta çok doğal bir kullanım gibi görünebilir lakin ''he failed''  cümledir ve ''due to'' sıfat olduğundan ve ismi nitelemesi gerektiğinden ötürü bu cümlede kullanımı doğru olmaz.


- My father's cough is due to smoking.
- Babamın öksürüğü sigara içmesinden ötürüdür.

Neyi niteliyor > My father's cough.

- The accident was due to his careless driving > The accident.
- My low grade was due to lack of study. > My low grade.
- The accident was due to the drunken driving of a certain film star. > The accident.


Because of: Bu bir zarftır ''adverb'' Dilbilgisi envanterimizi karıştırdığımızda zarfların fiili niteler özellikleri olduğuna ulaşmamız pek vaktimizi almaz. Dolayısıyla ''Because of'' fiil cümlelerini ''subject + verb'' nitelemekle yükümlü olacaktır. 

- I could not sleep because of the noise.
- Gürültüden dolayı uyuyamadım.

Burada uyuyamamış olmam yani sonuç kısmı ve buda bir fiil cümlesidir.

- The train stopped because of the storm. > The train stopped.
- We couldn't go out because of the rain. > We couldn't go.
- I got angry because of what my father said. > I got angry.
- I canceled my appointment because of urgent business. > I canceled.
- The man put off his wedding because of a traffic accident. > The man put off.


Örneklerle konu daha anlaşılır hale gelmiştir umarız. Bu da neydi böyle kafam karıştı keşke bildiğim bana yetseydi, ben bu farkı bilmeden de kendimi idare ettiriyordum şimdi nasıl çıkacaz işin içinden gibi sitemlerde bulunan olursa şayet, hhiiiç gerek yok çünkü birileri bir yerlerde bu keşmekeş duruma bir çözüm üretmiş ve ''Due to'' mu yoksa ''Because of'' mu hangisini kullanacağım şimdi kuşkusuna bir formül bulmuş oda ''CAUSED BY''.


Caused by, bir nedenden ötürü kaynaklanan anlamına gelir ve sıfattır. İkilemde kaldığımız durumlarda cümle içindeki malum yere ''caused by'' yerleştiriyoruz ve karşıdan bir daha gözlüyoruz cümleyi eğer cuk oturduysa bilinmelidir ki orayı hakeden ''due to'' olacaktır.


- The accident was due to his careless driving. ✔
- Kaza onun dikkatsiz sürmesinden ötürüydü.

- The accident was caused by his careless driving. ✔
- Kaza onun dikkatsiz sürmesinden kaynaklandı.

- The accident was because of his careless driving.

YADA;

- I could not sleep because of the noise. ✔

- I could not sleep caused by the noise.
- I could not sleep due to the noise.

Bu örnekte ise bir uyumsuzluk göze çarpmaktadır.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

30 Ocak 2018 Salı

İngilizce In spite of / Despite / Although / Even though Kullanımları..

İngilizce'de bu üç kavram -e rağmen, -buna karşın, -sına rağmen gibi anlamlara gelmektedir. Sadece kullanım söz konusu olduğunda yapısal ve cümle dizimi hususunda farklılıklar ortaya çıkmaktadır bu başlıkta bu kullanımları ve farklılıklarını inceleyelim:


In spite of / Despite: -e rağmen, - karşın, -diği halde anlamlarına gelir. Kendilerinden sonra isim veya zamir kullanabiliriz.

- We enjoyed our block party in spite of the rain.
- Yağmura rağmen partimizin tadını çıkardık.

- In spite of being insulted, he managed to keep his temper.
- Aşağılanmasına rağmen, öfkesini kontrol etmeyi bildi.

(being insulted) burayı fiil cümlesi olarak düşünmeyin, gerund ile fiilden isim olusmustur. ''aşağılanma''

- I love him despite his faults
- Hatalarına rağmen onu seviyorum.

- Despite our efforts, we failed after all. 
- Çabalarımıza rağmen, sonunda başarısız olduk

- Despite his young age, he did a very good job
- Genç yaşına rağmen, çok iyi iş yaptı.

⧫Ya kardeşim neden dili kullanırken bu şekil ambargolara maruz kalıyoruz yok sadece isim gelirmiş zamir gelirmiş cümlecik ilave edip öyle kullanmak istiyorum diye isyan edecek olan olursa onları da rahatlatacak havadisimiz var. Onlar da ''In spite of the fact that'' ve ''Despite the fact that''.

In Spite of the fact that: Bu defa anlam yine aynı lakin devamında cümle veya cümlecik konduruyoruz.

- In spite of the fact that she's rich, she says she's poor.
- Zengin olmasına rağmen, fakir olduğunu söyler.

- In spite of the fact that she was busy, she came to see me
- Meşgul olduğu halde, beni görmeye geldi.

- Tolgay is a nice guy in spite of the fact that he has a lot of money.
- Çok parası olmasına rağmen, Tolgay iyi bir çocuk.


Despite the fact that

- I still love her so much despite the fact that she left me.
- Beni terkettiği halde onu hala çok seviyorum.

- Despite the fact that we trained for hours, we lost the game.
- Saatlerce antrenman yaptığımız halde oyunu kaybettik.


Although:  Anlamımız yine aynıdır. -olsa bile, -e karşın, -dığı/diği halde, -rağmen gibi.. Devamında ise bir fiil cümlesi getiririz.

- I'll be there, although I may be late.
- Geç kalsam bile, orada olacağım.

- Although it rained, everyone had a good time.
- Yağmur yağmasına rağmen, herkes iyi vakit geçirdi.

- Although it is raining heavily, I must go.
-Şiddetli yağıyor olsa bile, gitmem lazım.

Even though: Bu kullanımımız ''although'' dan biraz daha fazla güçlüdür anlamca. Kullanımı ise aynıdır. Hemen akabinde fiil cümlesi getiriyoruz.

- Even though he's very old, he's healthy
- Çok yaşlı olduğu halde, sağlıklı.

- Even though he apologized, I'm still furious.
- Özür dilemesine rağmen, hala sinirliyim.

- Even though I didn't want to cry, I did.
- Ağlamak istemediğim halde, ağladım.

Though, kullanımı ise in spite of ile aynı anlamdadır.

-Though it was rainy we put on our jackets and went for a walk .


Sorularınızı yorum kısmında paylalabilirsiniz.

26 Ocak 2018 Cuma

İngilizce Let's/Why Don't?/ Shall I/Shall We Teklif Öneri Kullanımları

Bu yayınımızda İngilizce'de teklif, öneri ifadelerinde kullanımı oldukça yaygın olan kalıpları farklı örneklerle  beraber  inceleyelim cümle içindeki oluşumlarına teknik açıdan göz atalım.


Let's {Let us}: Türkçe olarak anlam yüklersek, ''Yapalım'', ''edelim''  ''haydi şöyle şöyle yapalım'' şeklinde karşılık bulabiliriz. Yani bir şeyler yapmamız adına benim bir fikrim var ve bu önerimi arz ediyorum..

Let us/Let's +  fiilin yalın hali. şeklinde basit bir formülümüz var. 

- Let's go to a movie.
- Haydi filme gidelim.

- Let's stay home
- Evde kalalım.   

- Let's meet on saturday.
- Haydi cumartesi buluşalım.

- Let's start the party.
- Partiye başlayalım.

- Let's eat dinner together from time to time.
- Ara sıra akşam yemeğini beraber yiyelim.

- Let's wait here till he comes back.
- O gelene kadar burda bekleyelim.


⃕örnekler bu şekilde çoğalabilir. Farkettiyseniz her cümlede ''haydi'' ünlemi yok çünkü bu Allah'ın emri değildir tamamen sizin tercihinize bağlı, olmuş olmamış pek bir şey değiştirmez.

Why don't: Soru cümlesini andıran bir başlangıcı var evet, zaten mesele de tam bu şekilde. Önerimizi soru sorarak ortaya atıyoruz Türkçe'den de aşinayız elbette bu duruma. ''Neden bu hafta sonu balığa gitmiyoruz?'', ''Neden bu akşam dışarı çıkmıyoruz?'' bakın anımsadınız hemen.. Bu kez ise ifademiz arkadaşçıldır.


- Why don't we make barbecue this weekend?
- Bu hafta sonu neden mangal yapmıyoruz? (Yapsak ya)

- Why don't I give you some advice?
- Sana neden biraz akıl vermiyorum ki? (Veriym ben, senin akla ihtiyacın var)
- Why don't we creat a website?
- Neden bir web sitesi kurmuyoruz ki?  

- Why don't we lend a car?
- Neden bir tane araba kiralamıyoruz? (Kiralayalım gezelim tozalım)


Shall I / Shall We: Eğer ''Shall'' başlığımızda da olduğu gibi I ve We kişi zamiriyle birlikte soru şeklinde ifade ediliyorsa, konuşmacının tutumu bir öneride bulunmaktır veya ortaya attığı düşüncenin tasvip olup olmadığını, kabul edip edilmeyeceğini sormuştur.

- Shall I shut the door? It's okay for you ?
- Kapıyı kapatayım mı? Olur mu sence ?

- Shall we go to theatre? It's okay?
- Tiyatroya gidelim mi? Tamam mısın?

- Shall we go home?
- Shall we begin now?
- Shall we take a taxi?
- Shall I drive you home?

➲ Ek olarak ''Shall we'' ''Let's'' ile ifade edilmiş cümlelerin arkadasından gelebilir ve soru eklentisi olarak görev icra edebilir.

- Let's go early, shall we?
- Erken gidelim. Olur mu? 

- Let's sing a song. Shall we?
- Şarkı söyleyelim. Tamam mı?

How about: Bu kez de aynı anlamdan bahsediyoruz arkadaşlar.

How about + verb ing
How about + present simpe

şekilleriyle kullanım mevcuttur. Yine ortaya bir öneri atıyoruz.

- How about starting a fight club?
- How about having a dinner?

- How about we play soccer?
- How about you come to me tonight?

What about / How about:  aynı şeyden bahsediyoruz sadece farklı formül söz konusudur.
ve yiyecek içecek konusunda öneride bulunduğumuz durumlarda yaygın kullanım vardır.

What about + a noun phrase (isim)
How about + a noun phrase 

- What about a cup of tea?
- How about a coffe?


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...