6 Şubat 2018 Salı

İngilizce ''Be able to'' vs ''Can/Could'' Detaylı Anlatım..

İngilizce'de Be able to ve Can/Could yapılarını -e bilmek şeklinde beceri ve yeteneklerimizi ifade ederken veya yapmayı, yerine getirmeyi beceremediğimiz özel eylem ve durumlarda kullanıyoruz. Bu yayınımızda ayrı ayrı kullanımlarına göz atalım.


Can: Geniş zaman söz konusudur ve sahip olduğumuz hüner ve becerileri ifade ederken kullanırız ya da tam tersi durumlar için kullanırız.

Olumsuz formu can/cannot şeklindedir. Sakın ha can not demeyin.

- I can swim.
- I can ski.
- I can skate.
- Mustafa can run fast.
- Birds can fly.
- They cannot speak italian.
- He cannot read and write.
- He can swim very fast.

Be able to: Anlamca ''Can'' yapısından bir farkı yoktur tek farkı biraz daha  formal olmasıdır. Yani resmiyet ve seviyenin olması gerektiği durumlardan bahsediyoruz.

Be able to + verb infinitive.

- I'm able to run.
- I'm able to ski
- He isn't able to read.
- I'm not able to read arabic.
- I am able to drive a car.
- He's able to speak Japanese.


Could ve Was/were: Can ve Be able to formunun past biçimidir ve doğal olarak geçmiş zamandan bahsediyor oluruz. Gerçekleştirebildiğimiz veya gerçekleştiremediğimiz eylem ve durumlarda kullamırız.

- He could speak English well when he was six
- He was able to speak English when he was six.

- I could swim well when I was a boy.
- I was able to swim when I was a boy.

- He could run faster than anyone else.
- He was able to run faster than anyone else.

- They couldn't read or write.
- They were not able to read or write.


- In spite of climbing for hours, we couldn’t get to the top of the mountain.
- In spite of climbing for hours, we weren’t able to get to the top of the mountain.

Dikkat: Was/were able to kullandığımızda ifademizde, Bir kişinin geçmişte bir eylemi yapmaya imkanı ve becerisi olduğunu ve bunu sorunsuz şekilde, başarıyla yapmış olduğunu ifade etmiş oluruz.

- She was able to talk to him. > Onunla konuşabilirmiş engel yokmuş ve konuşmuş. 
- My brother was able to drive a car. > Araba kullanmak için yeterli vasfı varmış ve kullanmış.

Yani Could kullanımını geçmişte üstesinden gelebildiğimiz, başardığımız, idare edebildiğimiz durumlar için kullanamıyoruz. Could kullanımı sadece beceri, hüner, yetenek (ability) anlamı ifade eden durumlar için kullanılabiliyor.

- I could reach Selin
- Seline ulaşabildim.

Seline ulaşabilmek bir yetenek mi hüner mi ? - Hayır değil sadece bir durum. O yüzden;

- I was able to reach Selin.
- Selin'e ulaşabildim.

- After a few hours, we were able to get to the top of the mountain.
- Bir kaç saat sonra, dağın zirvesine vardık.

- After a few hours, we could get to the top of the mountain.
- Bu kullanım doğru değil.


➤Bir diğer durum, eğer bir kişinin bir şeyi yapmaya eli varıyorsa ve onu yapmadıysa,

Couldn't have verb3 kullanırız.

- I could have been  more careful.
- Daha dikkatli olamadım. (ama olabilirdim)

Yada, bir kişinin bir şeyi yapmaya  imkanı yoktuysa ve bu sebeple bunu yapamadıysa yine,

Couldn't have verb3 kullanırız.

- I couldn't have gone with you, because I was in Balıkesir at the time.
- Seninle çıkamadım çünkü o vakit Balıkesir'deydim.

➤Could, kullanımını ayrıca ''can'' yapısı söz konusu olduğunda söz aktarımlarında (reported speech) karşımıza çıkar. 

- Ahmet: I can speak arabic.
- Ahmet said he could speak arabic.

➤Could/Can ve May/Might  geniş zamanda veya gelecek zamanda olasılıklar için kullanılır.

- Don't eat it. It could be poisoned.
- Onu yeme. Zehirli olabilir.

Ancak olumsuz durumda ''could not'' kullanmıyoruz.

- The exam could not be easy.
- The exam may not be easy.

➤ Can ve could  izin yetki ve yasak (permission) durumları için de kullanılır.

- You could come and use my car
- You cannot go out during the week.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.


4 Şubat 2018 Pazar

İngilizce Could/Should/Might Öneride Bulunma [Making Suggestions]

İngilizce'de veya başka dillerde de olabilir öneri, tavsiye, akıl vermek gibi eylemlerin dil ile ifade edilişinde birden fazla minval vardır, İngilizce'de de yine bu işlev de kullanabildiğimiz Should/Could yapılarını inceleyelim.


Could; Diğer fonksiyonlarının yanında tavsiye ve öneri arz eden durumlar içinde kullanıma açık bir kavramdır.

- What are we going to do tomorrow ?
- Yarın ne yapacağız ? 
- We could go on a picnic.
- Pikniğe gidebiliriz/gidelim.

Örnekten de anladığımız üzere ''can'' formunun geçmiş zamanı falan değil.

- I'm having troubles in English.
- İngilizce'de sıkıntı yaşıyorum.
- You could talk to your teacher.
- Öğretmeninle konuşabilirsin.

- I need to get to the airport at time.
- Hava alanına vaktinde gitmeliyim.
- You could take a taxi.
- Taksiye binebilirsin.

Should; Aynı şekilde tavsiye ve öneri mahiyetinde ifade söz konusudur.

- I don't feel good.
- İyi hissetmiyorum.

- You should see a doctor.
- Bir doktora görünmelisin.

- I've been coughing for weeks.
- You should give up smoking.

- I'm getting fat.
- You should change your eating habits

Not:  

Could, evet öneri ve tavsiyede bulunurken kullanılabilir dedik ancak bu tavsiyelerin düzeyi kati ve güçlü değildir, yani bu durum için bu mesele için bir kaç öngörülerim, olasılıklarım var bunlara bağlı olarak ise şu şekilde yol ve yöntem öneriyorum..

Should, ise net öneri ve tavsiye mahiyetindedir ve ''Could'' ifadesinden daha güçlüdür. 


Might, yapısı ise yine tavsiye ve öneri anlamlarında kullanılabilir ancak ''Could'' ondan daha yaygın kullanıma sahiptir.


Should have/Could have, yapıları ise past formlarıdır. Akıl vermenin, tavsiye vermenin geçmiş zamanda nasıl kullanımı oluyor diyecek olursanız, Türkçe'de ''ben sana demiştim/iş işten geçti, sakalımız yok ki sözümüz dinlensin'' çıkışlarını aklınıza getirebilirsiniz. Yani şöyle yapsaydın, böyle etseydin gibi gibi..

Should have/Could have + verb3

- You should have cleaned the bedroom.
- Yatak odanı temizlemeliydin.

- You could have spent more time studying than you do.
- Çalışmaya olduğundan daha fazla zaman ayırmalıydın.

> E tabi dilimizde tüy bitti neredeyse yalvarmadığımız kalmıştı :)


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

31 Ocak 2018 Çarşamba

İngilizce ''Due to'' ve ''Because of'' Anlatımı ve Farkları..

İngilizce'de sıklıkla karşılaştığımız yapılardan olan ''Due to'' ve ''Because of'' kullanımları anlamca -den ötürü, sebebiyle, -yüzünden -nedeniyle ifadelerine karşılık gelmektedir. Anlamları açısından abesle iştigal bir durum yoktur Ancak cümle içindeki konumları ve yapılarına bağlı karakteristik özellikleri farklı olmasından ötürü kullanıldığı durumlar birbirilerinden farklı olacaktır. Bu ayrım pek göze çarpmamaktadır ve haliyle ikisinin de ait olmadığı yerlerde kullanılması çarpık,eğreti görünen bir İngilizce ortaya çıkarabilir. Gelin detaylarıyla inceleyelim.


Due to: Bu bir sıfattır.(adjective) Türkçe'den de bildiğimiz gibi sıfatlar her daim isimleri (nouns,pronouns) niteler. Dolayısıyla da cümle içinde kullanıldığında ismi nitelemesi gerekecektir.


- His failure was due to his carelessness. 
- Başarısızlığı dikkatsizliği yüzündendi.

Örneğe göz atalım. ''his failure'' isimdir ''onun başarısızlığı''. Yani ''Due to'' ismi nitelemiş olmaktadır.

- He failed due to his carelessness.
- He failed because of his carelessness. ✔

Aynı anlamı bir fiil cümlesiyle (subject + verb) vermek istediğimizde ise yanlış bir kullanımda bulunmuş oluyoruz. Bu kez ''due to'' kendi görevi dışında bir fonksiyona sahip olmuştur. İlk bakışta çok doğal bir kullanım gibi görünebilir lakin ''he failed''  cümledir ve ''due to'' sıfat olduğundan ve ismi nitelemesi gerektiğinden ötürü bu cümlede kullanımı doğru olmaz.


- My father's cough is due to smoking.
- Babamın öksürüğü sigara içmesinden ötürüdür.

Neyi niteliyor > My father's cough.

- The accident was due to his careless driving > The accident.
- My low grade was due to lack of study. > My low grade.
- The accident was due to the drunken driving of a certain film star. > The accident.


Because of: Bu bir zarftır ''adverb'' Dilbilgisi envanterimizi karıştırdığımızda zarfların fiili niteler özellikleri olduğuna ulaşmamız pek vaktimizi almaz. Dolayısıyla ''Because of'' fiil cümlelerini ''subject + verb'' nitelemekle yükümlü olacaktır. 

- I could not sleep because of the noise.
- Gürültüden dolayı uyuyamadım.

Burada uyuyamamış olmam yani sonuç kısmı ve buda bir fiil cümlesidir.

- The train stopped because of the storm. > The train stopped.
- We couldn't go out because of the rain. > We couldn't go.
- I got angry because of what my father said. > I got angry.
- I canceled my appointment because of urgent business. > I canceled.
- The man put off his wedding because of a traffic accident. > The man put off.


Örneklerle konu daha anlaşılır hale gelmiştir umarız. Bu da neydi böyle kafam karıştı keşke bildiğim bana yetseydi, ben bu farkı bilmeden de kendimi idare ettiriyordum şimdi nasıl çıkacaz işin içinden gibi sitemlerde bulunan olursa şayet, hhiiiç gerek yok çünkü birileri bir yerlerde bu keşmekeş duruma bir çözüm üretmiş ve ''Due to'' mu yoksa ''Because of'' mu hangisini kullanacağım şimdi kuşkusuna bir formül bulmuş oda ''CAUSED BY''.


Caused by, bir nedenden ötürü kaynaklanan anlamına gelir ve sıfattır. İkilemde kaldığımız durumlarda cümle içindeki malum yere ''caused by'' yerleştiriyoruz ve karşıdan bir daha gözlüyoruz cümleyi eğer cuk oturduysa bilinmelidir ki orayı hakeden ''due to'' olacaktır.


- The accident was due to his careless driving. ✔
- Kaza onun dikkatsiz sürmesinden ötürüydü.

- The accident was caused by his careless driving. ✔
- Kaza onun dikkatsiz sürmesinden kaynaklandı.

- The accident was because of his careless driving.

YADA;

- I could not sleep because of the noise. ✔

- I could not sleep caused by the noise.
- I could not sleep due to the noise.

Bu örnekte ise bir uyumsuzluk göze çarpmaktadır.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

30 Ocak 2018 Salı

İngilizce In spite of / Despite / Although / Even though Kullanımları..

İngilizce'de bu üç kavram -e rağmen, -buna karşın, -sına rağmen gibi anlamlara gelmektedir. Sadece kullanım söz konusu olduğunda yapısal ve cümle dizimi hususunda farklılıklar ortaya çıkmaktadır bu başlıkta bu kullanımları ve farklılıklarını inceleyelim:


In spite of / Despite: -e rağmen, - karşın, -diği halde anlamlarına gelir. Kendilerinden sonra isim veya zamir kullanabiliriz.

- We enjoyed our block party in spite of the rain.
- Yağmura rağmen partimizin tadını çıkardık.

- In spite of being insulted, he managed to keep his temper.
- Aşağılanmasına rağmen, öfkesini kontrol etmeyi bildi.

(being insulted) burayı fiil cümlesi olarak düşünmeyin, gerund ile fiilden isim olusmustur. ''aşağılanma''

- I love him despite his faults
- Hatalarına rağmen onu seviyorum.

- Despite our efforts, we failed after all. 
- Çabalarımıza rağmen, sonunda başarısız olduk

- Despite his young age, he did a very good job
- Genç yaşına rağmen, çok iyi iş yaptı.

⧫Ya kardeşim neden dili kullanırken bu şekil ambargolara maruz kalıyoruz yok sadece isim gelirmiş zamir gelirmiş cümlecik ilave edip öyle kullanmak istiyorum diye isyan edecek olan olursa onları da rahatlatacak havadisimiz var. Onlar da ''In spite of the fact that'' ve ''Despite the fact that''.

In Spite of the fact that: Bu defa anlam yine aynı lakin devamında cümle veya cümlecik konduruyoruz.

- In spite of the fact that she's rich, she says she's poor.
- Zengin olmasına rağmen, fakir olduğunu söyler.

- In spite of the fact that she was busy, she came to see me
- Meşgul olduğu halde, beni görmeye geldi.

- Tolgay is a nice guy in spite of the fact that he has a lot of money.
- Çok parası olmasına rağmen, Tolgay iyi bir çocuk.


Despite the fact that

- I still love her so much despite the fact that she left me.
- Beni terkettiği halde onu hala çok seviyorum.

- Despite the fact that we trained for hours, we lost the game.
- Saatlerce antrenman yaptığımız halde oyunu kaybettik.


Although:  Anlamımız yine aynıdır. -olsa bile, -e karşın, -dığı/diği halde, -rağmen gibi.. Devamında ise bir fiil cümlesi getiririz.

- I'll be there, although I may be late.
- Geç kalsam bile, orada olacağım.

- Although it rained, everyone had a good time.
- Yağmur yağmasına rağmen, herkes iyi vakit geçirdi.

- Although it is raining heavily, I must go.
-Şiddetli yağıyor olsa bile, gitmem lazım.

Even though: Bu kullanımımız ''although'' dan biraz daha fazla güçlüdür anlamca. Kullanımı ise aynıdır. Hemen akabinde fiil cümlesi getiriyoruz.

- Even though he's very old, he's healthy
- Çok yaşlı olduğu halde, sağlıklı.

- Even though he apologized, I'm still furious.
- Özür dilemesine rağmen, hala sinirliyim.

- Even though I didn't want to cry, I did.
- Ağlamak istemediğim halde, ağladım.

Though, kullanımı ise in spite of ile aynı anlamdadır.

-Though it was rainy we put on our jackets and went for a walk .


Sorularınızı yorum kısmında paylalabilirsiniz.

26 Ocak 2018 Cuma

İngilizce Let's/Why Don't?/ Shall I/Shall We Teklif Öneri Kullanımları

Bu yayınımızda İngilizce'de teklif, öneri ifadelerinde kullanımı oldukça yaygın olan kalıpları farklı örneklerle  beraber  inceleyelim cümle içindeki oluşumlarına teknik açıdan göz atalım.


Let's {Let us}: Türkçe olarak anlam yüklersek, ''Yapalım'', ''edelim''  ''haydi şöyle şöyle yapalım'' şeklinde karşılık bulabiliriz. Yani bir şeyler yapmamız adına benim bir fikrim var ve bu önerimi arz ediyorum..

Let us/Let's +  fiilin yalın hali. şeklinde basit bir formülümüz var. 

- Let's go to a movie.
- Haydi filme gidelim.

- Let's stay home
- Evde kalalım.   

- Let's meet on saturday.
- Haydi cumartesi buluşalım.

- Let's start the party.
- Partiye başlayalım.

- Let's eat dinner together from time to time.
- Ara sıra akşam yemeğini beraber yiyelim.

- Let's wait here till he comes back.
- O gelene kadar burda bekleyelim.


⃕örnekler bu şekilde çoğalabilir. Farkettiyseniz her cümlede ''haydi'' ünlemi yok çünkü bu Allah'ın emri değildir tamamen sizin tercihinize bağlı, olmuş olmamış pek bir şey değiştirmez.

Why don't: Soru cümlesini andıran bir başlangıcı var evet, zaten mesele de tam bu şekilde. Önerimizi soru sorarak ortaya atıyoruz Türkçe'den de aşinayız elbette bu duruma. ''Neden bu hafta sonu balığa gitmiyoruz?'', ''Neden bu akşam dışarı çıkmıyoruz?'' bakın anımsadınız hemen.. Bu kez ise ifademiz arkadaşçıldır.


- Why don't we make barbecue this weekend?
- Bu hafta sonu neden mangal yapmıyoruz? (Yapsak ya)

- Why don't I give you some advice?
- Sana neden biraz akıl vermiyorum ki? (Veriym ben, senin akla ihtiyacın var)
- Why don't we creat a website?
- Neden bir web sitesi kurmuyoruz ki?  

- Why don't we lend a car?
- Neden bir tane araba kiralamıyoruz? (Kiralayalım gezelim tozalım)


Shall I / Shall We: Eğer ''Shall'' başlığımızda da olduğu gibi I ve We kişi zamiriyle birlikte soru şeklinde ifade ediliyorsa, konuşmacının tutumu bir öneride bulunmaktır veya ortaya attığı düşüncenin tasvip olup olmadığını, kabul edip edilmeyeceğini sormuştur.

- Shall I shut the door? It's okay for you ?
- Kapıyı kapatayım mı? Olur mu sence ?

- Shall we go to theatre? It's okay?
- Tiyatroya gidelim mi? Tamam mısın?

- Shall we go home?
- Shall we begin now?
- Shall we take a taxi?
- Shall I drive you home?

➲ Ek olarak ''Shall we'' ''Let's'' ile ifade edilmiş cümlelerin arkadasından gelebilir ve soru eklentisi olarak görev icra edebilir.

- Let's go early, shall we?
- Erken gidelim. Olur mu? 

- Let's sing a song. Shall we?
- Şarkı söyleyelim. Tamam mı?

How about: Bu kez de aynı anlamdan bahsediyoruz arkadaşlar.

How about + verb ing
How about + present simpe

şekilleriyle kullanım mevcuttur. Yine ortaya bir öneri atıyoruz.

- How about starting a fight club?
- How about having a dinner?

- How about we play soccer?
- How about you come to me tonight?

What about / How about:  aynı şeyden bahsediyoruz sadece farklı formül söz konusudur.
ve yiyecek içecek konusunda öneride bulunduğumuz durumlarda yaygın kullanım vardır.

What about + a noun phrase (isim)
How about + a noun phrase 

- What about a cup of tea?
- How about a coffe?


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

İngilizce Kelime Bilgisi Kazanımı [6]

Mother Teresa

Mother Teresa, was a Roman Catholic religious sister and missionary who lived most of her life in India. She was born on August 26, 1910 in today's Macedonia, with her family being of Albanian descent originating in Kosovo.

She was famous for founding the Missionaries of Charity, a Roman Catholic religious congregation, which in 2012 consisted of over 4,500 sisters and is active in 133 countries. Its mission was, in Mother Teresa's own words, to care for:

"the hungry, the naked, the homeless, the crippled, the blind, the lepers, all those people who feel unwanted, unloved, uncared for throughout society, people that have become a burden to the society and are shunned by everyone."

Members the Missionaries of Charity must adhere to the vows of chastity, poverty and obedience as well as a fourth vow, to give "wholehearted free service to the poorest of the poor".

Mother Teresa recieved numerous honours including the 1979 Nobel Peace Prize. In 2003, she was beatified as "Blessed Teresa of Calcutta". A second miracle credited to her intercession is required before she can be recognised as a saint by the Catholic Church.

She suffered a heart attack in Rome in 1983 while visiting Pope John Paul II. After a second attack in 1989, she received an artificial pacemaker. In 1991, after a battle with pneumonia while in Mexico, she suffered further heart problems. She offered to resign her position as head of the Missionaries of Charity, but the sisters of the congregation, in a secret ballot, voted for her to stay. Mother Teresa agreed to continue her work as head of the congregation. She died on September 5, 1997.


Roman Catholic: Katolik Roma.
Sister: Burada anlam Hristiyanlıkta kadınlara mahsus olan bir profil.
Descent: Soy.
Originating: Kökenli
Charity: Hayırsever, hayırseverlik.
Missionary: Misyoner.
Congregation: Cemaat, topluluk.
Consist of: -den oluşmak.
Over: Üzerinde.
To care for: İlgilinmek, bakımını istlenmek.
Hungry: Aç.
Naked: Çıplak.
Homeless: Evsiz.
Crippled: Sakat, kötürüm. / To cripple: Sakatlamak, felce uğratmak.
Blind: Kör
Leper: Dışlanmış, cüzzam hastalığı olan.
Burden: Yük, Yük taşıyan.
To shun by someone: Birinden çekinmek.
The vows of chastity: Bağlılık yemini.
Poverty: Yoksulluk, fakirlik.
Obedience: İtaat, bağlılık.
Wholehearted: Candan, samimi, içten.
To Receive: Almak, teslim almak
Including: Kapsayan, dahil olmak üzere, içeren
Nobel Peace Prize: Nobel Barış Ödülü.
Beatified: Kutsanmış, arınmış, aklanmış.
Honour: Şeref, onur
Blessed Teresa of Calcutta: Kalküta'nın kutsanmış Teresa'sı. (Kalküta: Hindistan'da bir yer)
Miracle: Mucize.
Intercession: Şefaat, rica.
To credit to: Atfetmek, hamletmek.
Required: Gerekli.
To Recognise: Tanımak, kabul etmek.
Saint: Aziz.
To suffer a heart attack: Kalp krizi geçirmek.
Pacemaker: Örnek alınan kişi, alanınca öncü.
Battle: Savaş, mücadele.
Pneumonia: Zatürre, saplıcan.
Secret ballot: Gizli oylama.
To stay: Kalmak, bırakmamak.
Head of something: Bir şeyin başı, lider, yönetici..
To agree to do something: Bir şey yapmayı kabul etmek.
To die: Ölmek.


➥ Bazı fiillere veya kelimelere anlam verme aşamasında, parça bütününü, konseptini göze alarak kelimelere anlam vermek gerekmektedir. Bu metinde kelimeler, parça bütününe uygun düşen anlamlarından seçimler yapılarak servis edilmiştir. Çünkü bir fiilin birden fazla anlama gelmiş olduğu gerçeği vardır..


Kelime ve kavramların anlamlarına da göz gezdirdikten sonra, metni tekrar okuyun parçayı, olayı kafanızda imajine edin ve İngilizce kelime dağarcığınıza yaptığınız yatırımın tadını çıkarın.. Yorum olarakta çeviri cümlelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

25 Ocak 2018 Perşembe

Was/were Going to Gerçekleşmemiş Plan ve Niyetler..

İngilizce'de am/is/are going to + verb infinitive  kalıbını gelecekteki plan ve eylemlerimiz için kullanıyorduk. burada hem fikiriz bir itirazımız yok [Future Tense].

- I'm going to buy a computer.
- Bir bilgisayar alacağım.

- I'm going to go to the concert tomorrow.
- Yarın konsere gideceğim.

- I'm going to get up early this morning
- Bu sabah erken kalkacağım.

- I'm going to say home on my day off.
- İzin günümde evde kalacağım/duracağım.

Evet örneklerimize göz attığımızda neyden bahsettiğimizi de hatırlamış olduk.


➤ Was/were going to + verb infinitive şeklinde bir kullanım ortaya çıkardığımızda ise, geleceğe dair gerçekleştirmek istediğimiz eylemleri yani niyetlendiğimiz şeyleri veya eylemek dökmek istediğimiz planları hayata geçirememiş olduğumuzu belirtmiş oluruz..


- I'm going to get up early this morning. > Bu sabah erken kalkacağım.

➮Niyetimiz nedir? Bu sabah elken kalkmak. Ama gaflete düştük, uyku tatlı geldi kalkamadık veya;

- I was going to get up early this morning, but I couldn't. I didn't sleep early.
- Sabah erken kalkacaktım ama kalkamadım çünkü erken uyumadım.

➮Yani kafamdaki niyetimi gerçekleştiremedim Erken uyuyamadığım için erken de kalkamadım.


-  I'm going to say home on my day off. > İzin günümde evde kalacağım.

- I was going to stay home on my day off but I had too much work at the office.
- İzin günümde evde duracaktım ancak ofiste bir sürü iş vardı.. Yani evde duramadım.

➮Türkçe'de bizim de bu şekilde kullanımlarımız vardır. Mesela deriz;

⇰ Sözde ben bu pazar bütün gün evde yatıyordum ama nerdee iş yerinden aradılar mesai yaptım. Evde yatamadık kısacası.


- We were going to go swimming but it rained. We didn't go.
- Yüzmeye gidicektik/sözde gidiyorduk ama yağmur yağdı gitmedik.

 - I was going to go buy a car but I couldn't. It needed a lots of money.
- Araba alacaktım ancak alamadım. Çok para gerekiyordu.

➯Bu şekilde benzeri kullanım Past Perfect ve Past Continuous  ile de mümkündür.

- I'm hoping to see you one more time before you left..
- Gitmeden seni bir defa daha görmeyi umuyorum..

- I was hoping to see you one more time before you left but I couldn't. I had a car accident.
- Gitmeden önce seni bir kez daha görmeyi umuyordum ama yapamadım. Araba kazası geçirdim.

I had hoped to..    ''  ''   ''   ''  ''   ''   ''   ''  '' gibi gibi.. 



Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...