16 Şubat 2020 Pazar

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam bakımından; Türkçeden bildiğimiz ''artık'' dil kavramımızı düşünebiliriz yani,  geçmişte daha önce var olan bir olayın veya durumun artık olmadığını yahut daha önce doğru veya yanlış olan bir hadise veya olgunun değişim göstermiş olduğu anlamını çıkarabiliriz. 

Aralarında anlamsal olarak bir fark yoktur sadece No Longer biraz daha resmi(formal) dilde tercih edilmektedir.


- Food shortages are no longer a problem.
- Yiyecek kıtlığı artık sorun değil.


- I noticed that he wasn't sitting by the window any longer.
- Artık pencerenin yanında oturmadığını fark ettim.


- He no longer works here.
- Artık burada çalışmıyor.


- Perhaps yes I did love her once but not any more.
- Belki evet onu sevdim ama artık değil.


- We can't ignore these problems any longer.
- Artık bu sorunları görmezden gelemeyiz.


- The extra workers won’t be needed any longer.
- Fazladan çalışanlara artık ihtiyaç olmayacak.


- It’s no longer a secret.
- Bu artık bir sır değil.


Kısa cevap gerektiren durumlarda ise No longer demek yerine Not any longer tercihi yapmak bu işi kitabına göre yaptığımızı belli etmemizi sağlayacaktır.


- Are you still living in Edirne?
Not any longer.


➤ No Longer daha formaldır ve özneyle yüklem arasında kendine yer bulur. Diğerleri ise örneklerde de gördüğünüz üzere cümle sonlarında da barınabilmektedir.


- She could no longer afford to keep him at school.
- Onu daha fazla okulda tutamazdı.


➤ Aynı şekilde cümlenin başında kullanacaksak bu defa cümle dizilimimizi inverse etmemiz gerekir.

- No longer does she dream of becoming rich.
- Artık zengin olmanın hayalini kurmuyor.



Sorularınızı yorum kısmında paylaşmaktan imtina etmeyiniz.

11 Şubat 2020 Salı

''Deal with'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Phrasal verbgillerden olan ''Deal with'' unsurumuz özellikle YDS KPDS vb gibi dil seviyesi tespit etme sınavlarında sık sık karşımıza çıkmakta ve iyice pekiştirmemekten kaynaklı olarak kafamızı bulandırabilmektedir. Bu elemanımızın anlamlarını çeşitli örnek cümlelerle besleyerek yayınımızda ifade edelim.



Deal with: Sözlük manasıyla bir meseleyi sorunu halletmek, üstesinden gelmek bir beisle baş etmek, mücadele etmek, bir mevzuyu ele almak, ilgilenmek manası taşır.


- In dealing with suicidal youngsters, our aims should be clear.
- İntihar eğilimi olan gençlerle mücadelede, hedefimiz açık olmalıdır.

- The President said the agreement would allow other vital problems to be dealt with.
- Başkan, söz konusu anlaşmanın hayati sorunların çözülmesine izin vereceğini söyledi.

- He believes young offenders should be dealt with quickly and harshly.
- Genç suçlularla hızlı ve sert biçimde ilgilenilmesi gerektiğine inanıyor.

- She visits a psychiatrist who used hypnotism to help her deal with her fear.
- Korkusuyla baş etmesine yardımcı olmak için hipnotizmi kullanan bir psikiyatristi ziyaret ediyor.

- He was able to deal with his captivity by keeping a journal. 
- Günlük tutarak esaretiyle baş edebilirdi.

- She’s dealing with her father’s death very well.
- Babasının ölümüyle çok iyi alakadar oluyor.

- We’ll deal with the question of poverty in a moment.
- Bir süre yoksulluk konusunu ele alacağız.(konuşmak mahiyetinde)

- She’s not great at dealing with stress.
- Stresle mücadelede çok iyi değil. 

Deal with: Ele almak manasıyla ise şu şekildedir.

- Chapter 3 deals only briefly with this issue.
- Üçüncü bölüm bu meseleyi sadece özet olarak ele almaktadır.


Deal with: Bilinen anlamlarından çok fark gözetmese de muhatap olmak manasına da haizdir.

- When I worked in Monaco I dealt with British people all the time.
- Monako'da çalışırken hep İngilizlerle yüz göz oldum.


Deal: kavramının tek başına anlaşma, sözleşme, iş vb anlamına geldiğine de değinmiş olalım.

- He's negotiating a deal with French publishers for his memoirs.
- Biyografisi için Fransız yayımcılarla bir anlaşma müzakere ediyor.



Sorularınızı yorum kısmında paylaşmaktan imtina etmeyiniz.

6 Şubat 2020 Perşembe

''Put Somebody/Something Off'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Bu yayınımızda gelin ''Put'' fiilinin phrasal verb kisvesi içinde dahil olmuş olduğu birkaç biçimi ele alalım ve İngilizce dağarcığımızı delicesine tıka basa dolduralım.


Put (something) off: İlk olarak bu ifadeyi kullandığımızda Ertelemek anlamını ortaya koyarız. Bir eylem ve durumu ertelemiş oluruz. Bu kısmı zaten 'Postpone' fiilinden tanıyabilirsiniz.


- The Association has put the event off until January.
- Kurum faaliyeti ocak ayının sonuna kadar erteledi.

- The match has been put off until tomorrow because of bad weather.
- Kötü hava koşullarından ötürü maç yarına ertelendi.


Put (somebody) off: Bu haliyle ise birini başından atmak, başından savmak, atlatmak gibi manalara ulaşırız. Yine farklı olarak birini oyalamak anlamı da bulunmaktadır.


- The old man tried to put them off, saying that the hour was late.
- Yaşlı adam saatin geç olduğunu söyleyerek onları başından savmaya çalıştı.


- When he calls, put him off as long as you can.
- Ararsa elinden geldiği kadar onu oyala.



Put (someone) off: Bir başka hali birini bir şeyden soğutmak, uyuz olmak, kıl kapmak, hoşlanmamak anlamıyla karşımıza çıkmaktadır.

- His personal habits put them off.
- Kişisel alışkanlıkları onları soğutuyor.

- Don’t let the restaurant’s decor put you off,  the food is really good.
- Restorantın dekorasyonuna takılma, yemek gerçekten güzel.

- His attitude put me right off him
- Tavrıyla kendinden soğutuyor.


Put (somebody) off: Bu kez ise dikkatin dağılması şekliyle karşımıza çıkabiliyor.


- Yasin İnan couldn't concentrate on the game ,the photographers were putting him off.
- Yasin inan oyuna konsantre olamadı fotoğrafçılar dikkatini dağıtıyordu.

- Stop staring at me, it's putting me off.
- Bana bakmayı kes, bu dikkatimi dağıtıyor.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilir aynı şekilde kendi örnek cümlelerinizle yazımıza katkıda bulunabilirsiniz. Siz paylaşın biz de ''Sizden gelen örnek cümleler'' alt başlığıyla yazımıza ekleyelim.




25 Ocak 2020 Cumartesi

İngilizce ''Mevcut'' Karşılığı ve Örnek Cümleler

Genel olarak blogumuzda her yayın oluşturduğumuzda kapsamı geniş olan konulara kapsamlı ve derinlemesine yer veririz fakat ara ara siz değerli takipçilerimizin blogumuzda yaptığı kısa ve küçük bilgi arayışlarına da zaman ve yer ayırmaya çalışıyoruz. Bu açıklamadan mütevellit gelin İngilizcede ''Mevcut'' tabirine nasıl karşı anlam bulur ve ne şartlarda bunu kullanıma dökebiliriz görelim..



Sözlüklerde arama yaptığımızda ilk olarak ''Available'' sözcüğü karşımıza çıkar. Evet doğrudur 'Mevcut, müsait, boş, uygun, geçerli' gibi anlamları vardır.


- There are three small boats available for hire.
- Kiralık 3 küçük uygun/mevcut bot var.

(For Hire: Kiralık anlamındadır.)


Mesela;  Available Jobs in Your Area..
- Bölgenizdeki uygun/mevcut işler.


- Headteacher is on holiday and is not available for comment.
- Okul müdürü tatilde ve açıklama yapmak için uygun değil.



Tabi mevcut ifadesini bir cümle içinde kullanmayı düşünürken konseptinizi iyi idrak etmeniz gerekir. Bu manaya eş değer olan 'existing' ifademiz de vardır bu kavram da bir kavramın oluşun var olduğundan elde edilebilir olduğundan bahsetmede işimize yarar.


Existing shareholders might think about taking profits.
- Mevcut/Var olan hissedarlar kar etmeyi düşünebilirler. 

Existing laws restrict big stores to six hours.
- Mevcut yasalar büyük mağazaları 6 saatle sınırlandırır.

Existing laws do not allow for the creators to make money from doing so.
- Yürürlülükteki yasalar içerik üreticilerin bu biçimde gelir elde etmelerine müsamaha göstermezler.


gibi gibi.. devam edebilir.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.





23 Kasım 2019 Cumartesi

İngilizce ''Account For'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Account For: Bir tür phrasal verb olan ifademizin kabaca önemli olan, yaygın biçimde kullanılan birkaç manasına değineceğiz. 



⧪ İlk olarak;  Tekabül etmek, karşılamak, -e denk gelmek, oluşturmak, sebep olmak şeklindedir.


- Computers account for 5% of the country's commercial electricity consumption.

- Bilgisayarlar, ülkenin ticari elektrik tüketiminin %5'ine tekabül etmektedir/karşılık gelmektedir.


- Students account for the vast majority of our customers.

- Öğrenciler, müşterilerimizin çok büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır.


- Afro-Americans account for 12% of the US population.

- Afro-Amerikanlar Birleşik Devletler nüfusunun %12'sini oluşturmaktadır. 


- The poor weather may have accounted for the small crowd.

- Bu küçük kalabalığın nedeni, kötü hava koşulları olabilir.


- Recent pressure at work may account for his behavior.

- İş yerindeki son baskı, davranışının nedeni olabilir.


⧪ Bir diğer manası; bir konuya açıklama getirmek, malumat vermek, izahatte bulunmak şeklindedir.



- How do you account for the company's alarmingly high staff turnover?

- Şirketin endişe verici düzeydeki personel cirosuna nasıl bir açıklama getiriyorsun?


- Can you account for your movements on that night?

- O geceki hareketlerinle ilgili izahatte bulunabilir misin?



- How do you account for your success?
- Başarını nasıl açıklıyorsun?


⧪ Yerini veya durumunu belirlemek, özellikle bir kaza, afet vb sonrası;



- All passengers have now been accounted for.

- Tüm yolcuların yeri belirlendi.(durumları okey)



⧪ Bir düşmanı öldürmek, rakibini al aşağı etmek yenmek vb;



- In the first ten days of May our squadron accounted for at least seven enemy aircraft.

- Mayıs ayının ilk on gününde filomuz en az on düşman uçağı etkisiz hale getirdi.


- In the final they accounted for Çorum Spor by three goals to two.

- Finalde Çorum Spor'u 3-2 yendiler.



⧪ Dip not olarak account ifadesinin hesap anlamında kullanıldığını pekala biliyoruzdur. Biz yine de ona da değinmeden geçmeyelim.



- I paid the money into my account this morning.

- Bugün hesabıma ödeme yaptım.

- I closed that bank account when I came to Ankara.

- Ankara'ya geldiğimde banka hesabımı kapattım. 


⧪ Final paragrafımızı da harikulade atasözlerinden bir tane patlatalım mı konumuzla ilgili, ne dersiniz?


- There's no accounting for taste.


- ZEVKLER VE RENKLER TARTIŞILMAZ!



Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Esen kalın.


22 Kasım 2019 Cuma

İngilizce ''Tackle'' Verb/Noun Anlamı ve Örnek Cümleler

Bu yayınımızda kısaca Tackle ifadesini verb/noun şeklinde inceleyelim arkadaşlar.



Tackle: Fiil manası olarak sözlüklerde; Bir problemi meseleyi ele almak, mücadele vermek, girişmek, üstesinden gelmek, uğraşmak, zaptetmek, icabına bakmak şeklinde anlamlar çıkar karşımıza.Tabi dilde her unsur farklı alanlarda ve branşlarda kendine yeni manalar ya da benzeri manalar katabiliyor mesela; futbol teriminde tackle ifadesi; İkili mücadele, rakipten top çalmak şekilleriyle de aktif olarak kullanılmaktadır.


Tackle: Noun olarak ise, Sıkıca yakalama, ket vurma, durdurma, tutma,  takım; daha nesnesel mana olarak ise, palanga, makara, olta takımı, balık av malzemeleri  gibi anlamlara gelir. 

Fishing tackle.. Balık av takımı..

Bu arada Palanga nedir diye merak edeniniz olursa; 


Bu düzenek aklınıza gelebilir.

Lafı çok fazla eveleyip gevelemeden söz konusu İngilizce elemanımızı örnek cümlelerle  hafızalarımıza çiviyle kazıyalım.



- The first reason to tackle these problems is to save children's lives.
- Bu meselelerle uğraşmanın birincil nedeni, çocukların hayatlarını kurtarmaktır.
(Bakın uğraşmak anlamı)



⧪ Bakın burada farklı anlamlarından bir tanesi; If you tackle someone about a particular matter, you speak to them honestly about it, usually in order to get it changed or done.

Diyor ki; Bir kişinin özel bir meseleyle ilgili olarak fikrini değiştirmek ya da konuyu anlamasını sağlamak için kibarca nazikçe konuşursun diyor.. 

- I tackled him about how anyone could live amidst so much poverty. 
- Onunla böylesi büyük bir sefaletin içinde nasıl yaşanılabileceği konusunda konuştum. 


- He claims his attacker overtook and tackled him, pushing him into the dirt.
- Saldırganın, ona yetişip hakkından geldiğini ve onu pisliğin içine ittiğini iddia ediyor.


- Governments have failed to tackle the question of homelessness.
- Hükümetler evsizlik sorunuyla başa çıkma konusunda başarısız oldular.


- There were over 50 firefighters tackling the blaze.
- Alevlerle mücadele eden ellinin üzerinde itfaiyeci vardı.


- Yes, money was a problem and she hadn't any idea how to tackle the matter.
- Evet, para bir problemdi ve bu meseleyi nasıl çözebileceğine dair herhangi bir fikri yoktu.


- The future would undoubtedly throw more obstacles in their path, but they would tackle them as a family now.
- Gelecek, şüphesiz yollarına daha fazla taş koyacak fakat bu defa karşılarında zorlukların üstesinden gelebilecek bir aile olacaktır.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

30 Eylül 2019 Pazartesi

''Excavate'' Anlamı ve Örnek Cümleler

Excavate: Kazı yapmak, Kazmak, Oymak, Hafriyat yapmak anlamlarına karşılık gelmektedir.


Kullanımı Excavate + something/somewhere şeklindedir.


Excavation: İsim halidir ve dolayısıyla kazı, kazma yeri, çukur manasına gelmektedir.




- A contractor was hired to drain the reservoir and to excavate soil.

- Depoyu tahliye etmek ve toprağı kazmak için bir müteahhit işe alındı.


- They excavated an ancient city.

- Antik bir şehri kazdılar.


- Workers slowly excavate subways tunnels using explosives to break up the rock.

- İşçiler taşları kırmak için patlayacılar kullanarak yavaş yavaş tünelleri kazıyorlar.


- They were men who had studied Greek history and Greek art and they planned to excavate Olympia.

- Yunan tarihi ve sanatı alanında mütehassıs adamlar vardı ve Olympia'yı kazmayı planladılar.


- To excavate an archaeological dig site a great deal of time and patience is required

- Bir arkeolojik kazı alanını kazmak için çok fazla zaman ve sabır gerekir.


- The first step in an archaeological excavation is surveying the area.

- Bir arkeolojik kazıda ilk adım ortamı gözlemlemektir.


- What tools do archaeologists use for excavation?

- Arkeologlar kazı için ne tür aletler kullanırlar?




Örnek Cümlelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz!

28 Ağustos 2019 Çarşamba

"Hinder" Anlamı ve Örnek Cümleler

Hinder: Sözlük karıştırdığımızda karşımıza çıkan anlamlar; Engellemek, Engel olmak, Aksatmak, Sonraya kalmak, Mani olmak, Köstek olmak şeklindedir. 


Düzensiz (Irregular) fiillerdendir. Örnek cümlelerimizle gelin fiilimizin anlamını pekiştirelim, daha akılda kalıcı hale getirelim.


- It slowed everything down as they hindered  each other,

- A mother who killed her two young daughters because they hindered her X-rated lifestyle has been jailed for life.

- I hate red lights, they always hinder me as I'm on my way to work.

- Rifts govern the doom, they hinder the euphoria we can be.

- Lack of compliance is hindering the investigation.

- God may, by almighty grace, hinder the absolute completion of sin in final obduracy


Sizde kendi örnek cümlelerinizi ekleyebilirsiniz.


14 Mart 2019 Perşembe

''All The Same'' Anlamı ve Örnek Cümleler

İngilizceyi anlaşılırlık hususunda, en basit düzeye kavraması en makul boyuta indirgemeye durmaksızın devam ediyoruz. Bu yazımızda ''All The Same'' ifadesini çeşitli açılardan inceleyeceğiz ve örnek cümlelerle birlikte anlatamımıza kuş konduracağız. 




All the same: Buna karşın, yine de, bununla birlikte,ne olursa olsun gibi anlamlara gelmesi bu ifadenin tabiri caizse vazgeçilmez huylarından bir tanesidir.Kendinden sonra fiil cümlesi almayı vazife olarak bilir. Bakalım örnek cümlelerimiz bu konuyu bize nasıl görsellendiriyor.




➧ It rained every day of our holiday  but we had a good time all the same.

 Tatilimizin her gününde yağmur yağdı fakat buna karşın iyi vakit geçirdik.


➧ People in the wedding were tired. All the same, nobody wanted to leave.

Düğündeki insanlar yorgundular yine de kimse ayrılmak istemedi.




➧ Kaan is weak and dependent, but you love him all the same.

 Kaan zayıf ve muhtaç ama buna rağmen onu seviyorsun.



➧ I’m sure he’s safe, but all the same, I wish he’d come home

 Biliyorum O güvende  ama yine de eve gelmesini isterim.


➧ All the same, there is some truth in what he says.

 Ne olursa olsun, söylediklerinde gerçeklik payı var.


➧ I'm not likely to run out of money, but all the same, I'm careful.

 Paramın bitmesi pek söz konusu değil ama yine de dikkatliyim.


Benzer anlamlısı olan bir de Just the same ifadesi bulunmaktadır;



➧ I didn’t expect to find anything, but I decided to look around just the same.

 Hiçbir şey bulmayı ummadım ama yine de etrafa bir bakmaya karar verdim.




Bunlara ilave olarak, ''All the same to someone'' kullanımı mevcuttur ve bu mevcudiyetin ve istikbalin yegane temeli öğrenme azminden geçer. Anlam olarak ise,  fark etmez, her yol Ankara, sana kalmış, paşa keyfin nasıl istiyorsa, sana uyarsa.. gibisinden karşılıklar atfedebiliriz. 





➧ We can do it either today or tomorrow it's all the same to me.

Bunu bugün ya da yarın yapabiliriz, bana fark etmez.



➧ I'd like to go fishing tomorrow morning, if it's all the same to you.

Yarın sabah balığa gitmek istiyorum, eğer sana uyuyorsa.



➧ You can stay or go, it’s all the same to me.

Gide de bilirsin, kalada bilirsin; la bize her yol Ankara.


➧ I'll have tea - if it's all the same to you.

Sana da uyarsa çay alacağım.




Konumuzu burada noktalıyoruz arkadaşlar, sorularınızı yorum kısmında belirtebilir aynı şekilde yazımıza kendinize ait örnek cümlelerinizle katkıda bulunabilirsiniz. İyi Çalışmalar.

9 Eylül 2018 Pazar

''Matchmaker'' Anlamı ve Örnek Cümleler



Matchmaker: Çöpçatan. Evlenmelerde aracılık eden kimse. Kimin kiminle evleneceğini önceden kararlaştırıp gerçekleştirdiğine inanılan manevi güç


- When did you become a matchmaker?

- A matchmaker is not only able to present you in your best and most genuine light, they’re able to filter and select suitable dates, so you have one less chore.

- A matchmaker is more than a woman in an office flipping through profile

- I'm a matchmaker, therefore I see the good and the bad of dating, men and.

- This week I was inspired to talk to three matchmakers.






9 Ağustos 2018 Perşembe

International Survey Shows Habits of Happy Couples




Mutlu Çiftlerin Davranış Biçimlerini Açıklayan Uluslararası Bir Araştırma Der ki:


➧ Happy couples tend to share equally in housework.

➧ Happy couples divide housework into specific chores for each person to do.

➧ Happy couples make the relationship the most important thing.

➧ Happy couples hide information that might hurt the relationship.

➧ The United States is the most romantic country.

➧ Public affection and affection in general is important in a good relationship.

➧ Women need more romance than men.

➧ Men feel criticized by women who try to help them.

➧ Kindness in relationships is not that important.

➧ Happy couples can change and have different interests as long as they can talk about it.

5 Temmuz 2018 Perşembe

''Take over'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Take over: Phrasal verb ailesinden olan bu fiilimiz, devralmak, yüklenmek, yönetimi ele geçirmek,
yerine geçmek (başkasının/başka bir şeyin), yönetimi üstlenmek, üstlenmek, bir şeyin kontrolünü ele almak gibi anlamlar taşımaktadır. Örnek cümlelerle beraber yaygın kullanımı olan bu fiilimizi zihnimizde kalıcı hale getirelim.

Takeover, ise birleşik yazılışıyla isim formuna dönüşmüş ve ele geçirme, devralma anlamına bürünmüştür.


- The firm was badly in need of restructuring when she took over.
- Şirketi devraldığında, şirketin fena şekilde yeniden yaplanmaya ihtiyacı vardı.

- The firm has been taken over by one of its main competitors.
- Şirket başlıca rekabetçilerinden biri tarafından devralındı.

- Some workers will lose their jobs as machines take over.
- Bazı işçiler, makinelerin insanların yerini almasından dolayı işlerini kaybedecekler.

- Can you take over the cooking while I walk the dog?
- Ben köpeği yürütürken yemek pişirme işini devralabilir misin?

- They organised a coup and once more took over the country.
- Eskiden bir darbe düzenlediler ve ülke yönetimini ele geçirdiler.

- What's the risk of robots taking over your job?
- Robotların işinizi devralma riski nedir?

- The government experienced a military takeover in 2002.
- Hükümet 2002'de asker bir devralma deneyim etti.

- Try not to let negative thoughts take over.
- Olumsuz düşüncelerin ele geçirmesin izin vermeyin.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

3 Temmuz 2018 Salı

''On the verge of'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Be on the verge of: Bir hadisenin veya durumun olmak üzere olduğunu, gerçekleşmeye az kaldığını, eli kulağında olduğunu ifade etmeye yarayan bir edattır. Sözlüklerde ise: -üzere, -nın eşiğinde, -üzerinde olmak gibi yaptığımız açıklamanın benzeri niteliğinde sonuçlar çıkmaktadır. Am/is/are ile kullanımında anlamsal olarak daha çok gelecek zamana atıfta bulunulmuş olur.

⧫ Akabinde noun veya noun phrase kullanırız.


- We were on the verge of divorce.
- Ayrılmanın eşiğindeydik.

- The country was on the verge of becoming prosperous and successful.
- Ülke refahın ve muvaffakiyetin eşiğindeydi.

- The two countries were on the verge of war.
- İki ülke savaşığın eşiğindeydiler.

- Some wild animals are on the verge of extinction.
- Bazı vahşi hayvanların soyları tükenmek üzere.

- The company is on the verge of bankruptcy.
- Şirket iflasın eşiğinde.

- I hear his business is on the verge of ruin.
- İşinin berbat olmak üzere olduğunu işitiyorum.

- When I was on the verge of losing you, I saw how sinful my soul was. 
- Seni kaybetmenin eşiğine geldiğimde, ruhumum ne kadar hain olduğunu gördüm.

- The poor cat was on the verge of starvation.
- Zavallı kedi açlıktan ölümün eşiğindeydi.

- My dad is on the verge of death.
- Babam ölümün eşiğinde.


The verge of something olarak da kullanım mümkündür ve bir şeyin eşiğine gelmek, eşiğine ulaşmak şeklinde anlamlandırabiliriz.


- Her husband's violent and abusive behaviour drove her to the verge of despair.
- Kocasının şiddetçi ve istismarcı davranışları onu çaresizliğin eşiğine getirdi.


Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

1 Temmuz 2018 Pazar

İngilizce Past Progressive & Future Progressive Diyalog Cümleler

1) 

A: There was a blackout last night in our neighborhood. 
B: I was watching TV when the blackout happened. 
A: We were cleaning the apartment when it happened. 
B: Irene was brushing her teeth when it happened. 
A: The cats were eating dinner when it happened. 
B: When the blackout happened, nobody expected it.

2)

A: You have a black eye. How did you get it? 
B: I got it while I was arguing with my neighbor yesterday. 
A: Mary has a bandage on her finger. What happened? 
B: She burned herself while she was cooking dinner. 
A: Your aunt and uncle look very worried. Whatʼs up? 
B: Somebody stole their car while they were shopping

3)

A: Laura likes to use her time efficiently. 
B:  She usually does two or more things at the same time.
A:  Yesterday, she washed the dishes while listening to her English tape.
B:  The day before yesterday, she fixed the sink while watching her exercise tape.
A:  Last week, she vacuumed the rug while cooking dinner.

B: Too bad. While she was vacuuming, the soup boiled over.
4)

A: There was a robbery at the Bank of America.
B: Really? When did it happen?
A: About 11:00 am yesterday. What were you doing?
B: I was attending  class at Mission Campus.
A: What were your parents doing?

B: They were driving to the airport to get my sister.
5)
A: There was an accident on Mission Street last night.
B:  I know. I was leaving Walgreenʼs when I saw it. 
A:  What was Patricia doing when it happened? 
B: She was standing on the corner of Mission and 24th.
A: What were your other classmates doing?
B: They were crossing the street at Mission and 22nd.

6)
A: Were you home when the fire happened?
B:  No, I wasnʼt home, fortunately. I was shopping.
A:  Were your children shopping also? 
B:  No, they werenʼt shopping with me. They were at the playground, thank God.
A: And your wife? Is she all right?
B: Sheʼs fine. She wasnʼt home, either. She was at work. 

7)

A: Do you think Friday the 13th is an unlucky day?
B: Not really. I had a great day on Friday the 13th.
A:  So did I. What happened to you?
B: While I was walking on 24th, I found five dollars.
 A: Thatʼs interesting. While I was working, my boss gave me a nice compliment.

B: While my sister was waiting for the bus, she met a very nice man.
8)
A: Do you think Valentineʼs Day is especially romantic?
B: Yes, of course. My husband took me dancing.
A: My husband and my children took me out to dinner.
B: While I was getting ready, he sang me a love song. 
A: While I was getting out of the cab, he held the door open for me.
B: I like Valentineʼs Day a lot. I wish there were more Valentineʼs Days.
9)

A: Do you enjoy Motherʼs Day?
B: Yes. What mother doesnʼt like Motherʼs Day?
A: Last year, my son gave me flowers. 
B: Last year, my daughter gave me a CD with my favorite music. 
A:  Yes, I heard it. You were playing it while polishing your silverware.

B: I was feeling lonely when suddenly I got a call from my grandchildren.
10)
A: Henry is upset. His day started badly.
B: Why? What happened?
A: He lost his wallet while getting off the bus.
B: Iʼm sorry to hear that.
A:  And before that, he cut himself while shaving.
B: Thatʼs too bad.
A: And while he was looking for a bandaid, he slipped on the wet bathroom floor.

11)

A:  Will you be home later tonight?
B:  Yes, I will. Iʼll be reading until ten oʼclock.
A:  Will your brother and sister be home also? 
B:  Yes, they will. Theyʼll be playing cards for most of the evening.

A:  Would you like me to bring over some ice cream?
B:  Thatʼs a nice idea. Yes. Weʼll enjoy eating some ice cream together.
12)
A: Hi, Gloria. This is Arthur. Can I come over tonight?
B: No, Arthur. Iʼll be shopping all evening.
A: Can I come over and visit tomorrow night?
B: No, Arthur. Iʼll be working late at the office.
A: Can I come over and visit this weekend?
B: No, Arthur. Iʼll be visiting my sister in New York.
13)
A: Hi, Gloria. This is Arthur again. Howʼs Wednesday?
B: No, Arthur. Iʼll be visiting my uncle in the hospital. 
A:  Okay, Gloria. Letʼs make an appointment for sometime next spring.
B: No, Arthur. Iʼll be getting married next spring. 
A:  What did you think? I wanted a date? No, Iʼm engaged myself. I want to sell you an encyclopedia. 
B: Oh, really? Then, come over this evening. Iʼll be waiting for you.
14)

A: How long will your Aunt Sophie be staying?
B: Sheʼll be staying with us for a few months.
A: How late will Jose be working tonight?
B: Heʼll be working until around 10 oʼclock. 
A: How late will our daughter be studying this evening?
B: Sheʼll be studying until she finishes her homework.
15)

A: Weʼre having some problems with our front door.
B: Iʼll be glad to help. When can I come over?
A:  You can come over at 7 oʼclock. Howʼs that?
B: That wonʼt work. Iʼll be repairing a window then.

A: Can you come over after you finish the window? 
B: Iʼll be working on it until 9 oʼclock. Iʼll come over when I finish.

16)

A: Welcome to San Francisco. Iʼll be your tour guide.
B: What sights will we be seeing today?
A: Well, weʼll be going to Chinatown and North Beach.
B: Will we be visiting Civic Center? 
A: Yes, we will. Weʼll also be seeing Golden Gate Bridge.
B: But, when will we be having lunch? Iʼm hungry already.
17)

A: Weʼll be having lunch around noon.
B:  And after that, will we be going on a cable car ride?
A: Thatʼs right. Weʼll also be taking a tour of the zoo. 
B: Tell me, tour guide. Where will we be having dinner?
A: Iʼm glad you asked. Weʼll be having dinner at the Cliff House, right at the ocean.
B: It sounds like weʼll be having a great tour of San Francisco.
18)

A: I want to return the dictionary I borrowed.
B: I will be home this evening. You can drop it by then. 
A: I donʼt want to bother you if youʼre going to be busy.
B:  Thatʼs OK. Iʼll just be doing the laundry.
A:  Then, I wonʼt be coming over this evening
B:  Donʼt worry. You wonʼt disturb me. This evening is fine.
19)

A:  How old is Jessica now? Sheʼs a big baby. 
B:  Sheʼs growing up fast.  Sheʼs already one year old.
A:  Soon, sheʼll be talking and walking.
B: How old is Tommy now? He must be almost 12.
A:  Yes. Soon, heʼll be driving and shaving. 
B:  Soon, heʼll be going out on dates. He wonʼt be a little boy much longer.
20)

A: How old is Kathy now? She must be almost 18.
B: Yes. Very soon, sheʼll be going to college.
A: I canʼt believe how quickly time flies.
B:  Sheʼll be living away from home for the first time.
A: It wonʼt be long, sheʼll be starting a career. 
B:  She wonʼt be a teenager much longer. Soon sheʼll be a young adult.

Sorularınızı yorum kısmında paylaşabilirsiniz.

''No Longer-Any Longer'' Açıklama ve Örnek Cümleler

Değerli takipçilerimiz, No longer/Any longer/Not Any longer ve Any more şeklindeki zaman zarfları tamamiyle aynı manayı taşımaktadır. Anlam ...